Ulusoy İsviçre'ye uçak kaldır
Nasıl istiyorum savunmak anlatamam. Uyku uyuyamıyorum, o derece. Çünkü bir iktidar hareketiyle yerinden oluyor Ulusoy. Bunu FIFA ve UEFA da anlamak istemeyebilir, ama aslında açık seçik olan bu. Başbakan, o bakan, bu bakanın çok umrunda değildir bu iş onu da biliyorum. Ama iktidar dediğin on kişi, yüz kişi, bin kişi değil, iktidar %47. Ve bir kısmı da eli değsin istiyor TFF'ye.
Yapılan işin iyi niyetle olduğunu da biliyorum. Öyle olmasaydı Şenes Erzik bir numaralı adayları olmazdı.
Ancak ne niyetle olursa olsun, iki belediye marifetiyle açılan bir dava sonucu oldu her şey.
Şenes Erzik'in dediği gibi, bu bana da olağanüstü genel kurul gibi geldi.
O yüzden deliler gibi savunmak istiyorum Haluk Ulusoy'u.
Ama sonra Haluk Ulusoy'un, bir parti lideri tavrıyla hazırlattığı TV reklamını görüyorum.
"Ulusoy sizi İsviçre'ye çağırıyor". Allah Allah!
Sonra seçim kararı alındıktan sonra sanki bir kulüp başkanıymış gibi yaptığı açıklamayı okuyorum:
"Benden sonra koltuğa oturacak adam, Avrupa Şampiyonası'nın neyini hak etmiş, neresinde olmuş da gelip oturacak!". Sonra olaylı İsviçte maçıyla ilgili imalar geliyor Bıçakcı yönetimini hedef alan. Peki o rezaleti yaşatanların alnından öpmemiş miydi, koluna kaptanlık bandını takmamış mıydı?
Kulüplere vermeye çalıştığı son dakika rüşvetlerine şaşıp kalıyorum ardından.
Göreve nasıl geldiğini hatırlıyorum sonra. Eyüp Sultan'da kesilen koçları vs.
Nasıl savunayım?
Yahu söylesenize nasıl savunayım?Nasıl savunayım?
2002'de ilk Brezilya maçından sonra dünya medyasına yaptığı açıklama da kulağımdan gitmiyor: "Biz Kore'de binlerce şehit verdik. Bir Koreli çıktı 70 milyon Türk'ü öldürdü. Artık tatilini Brezilya'da yapar".
Hakem eleştirilerinden şikayet edene bak sen!
Böyle yönetiyordu çünkü federasyonu. Yönetmiyordu doğrusu.
Ulusoy, Milli Takımspor Başkanı gibi davrandı hep.
Statlar boş, kulüplerin maddi yapısı denetlenmediği için misal daha dün bir Anadolu Devi olan Antep batma noktasına gelmiş önemli değil. 5 büyük lig açık kanallardan, Türkiye Ligi şifreli yayınlanıyor. Haksız bir rekabet var yani. Bu da önemli değil. Saha iyileştirmesi, stat yenilemesi hiç önemli değil. Liderin maçı naklen yayınlanmıyor bu da önemli değil.
Ulusoy'un tek derdi Avrupa Şampiyonası'na taraftar yollamak.
"Büyük başkan İsviçre'ye otobüs kaldır"
Türk futbolunu semt takımı yönetir gibi yönetince böyle vahim, böyle acı bir durumda onu savunacak birileri de çıkmıyor işte.
Ben de çok istiyorum savunmak, ama elim gitmiyor işte.
Lucescu'ya UygunSivas - Belediye maçı analizleri arasında en dikkat çekici olan Yiğiter Uluğ'unkiydi. Sivas'ın oyununu 2002 Dünya Kupası'nda bizi üçüncülüğe taşıyan Şenol Güneş'in futboluna benzetiyordu Yiğiter. Haklı. Ama bunun da kökleri var. Terim'in kurup geliştirdiği, Lucescu'nun mükemmel yaklaştırdığı oyundu Güneş'in büyük bir alçakgönüllülükle peşine takıldığı. Bir çeşit kaos futbolu. Terim daha ofansif bir stratejiyle uyguluyordu. Lucescu daha defansif. Bülent Uygun'unki, Lucescu'nun zihniyetine daha yakın duruyor.
1-Top rakipteyken herkesi topun arkasında olduğu iyi bir alan oyunu.
2-Çok adamlı topu gevelemeden hızla rakip kaleye inişler.
3-Top rakipteyken sert ve topa müdahalelerle yarattılan serseri toplar.
Sivas'ın rakibiyseniz ne yaptığını çok iyi biliyor oluyorsunuz. Ne yapacaklarını tahmin etmek kolay. Çünkü çok basit oyuyorlar. Ama çözemiyorsunuz bir türlü.
İşte biz bu oyunun peşine takılmalıyız. Kaos futbolu batılının altından kalkamayacağı bir oyundur. Çünkü onlar düzende yaşıyor, biz kaosta.
Ve biliyorsunuz ki futbol da hayata fena halde benzer.
Asıl acı olanCüneyt Koryürek'i uğurladık... Hem de bir Olimpiyat öncesinde... 8. Olimpiyat'ını göremeden aramızdan ayrıldı. Ölüm hep acıdır ama bu cenazede daha da acı olan Cüneyt Koryürek'i atletizmde Olimpiyat şampiyonu olmuş, bir-iki Türk sporcunun uğurlayamaması oldu. Bir ülkede onun gibi atletizm değeri varsa, o ülkenin en az bir Olimpiyat şampiyonu olmalıydı. Acı olan bu...
Kart cezalarına düzenleme lazım
Eğer bir disiplin suçu, küfür, saldırı söz konusu değilse ve bilerek yapılmış aşırı sertlikten kaynaklı bir kart da değilse, oyuncunun bir sonraki maçta cezalı olması saçmadır. Topu eliyle tutmuş ardından rakibi çekmiş, 2 sarı kart almış. Bir sonraki maçta niye oynamasın? Bu ceza mantığı neresinden bakarsanız yanlış. Halbuki para cezasıyla geçiştirilebilecek bir durum bu. Maç oynamama oyunun naifliğini ve basitliğini zedeliyor.
Oyuncu maç seçiyor, kart görmek için. Antrenör görece önemsiz bir maçta sarı kartları erittiriyor. Ya da Galatasaray-Bursa maçında olduğu gibi bir manasızlık ortaya çıkıyor. Araya giren kupa maçını basınç odası olarak kullanıyor.
Bu aynı ceza sahası içindeki son adam kuralı kadar manasız. Zaten penaltıyla cezalandırılmış bir hata için bir de kırmızı kart göstermeye ne gerek var. Hem penaltı ver, hem adamı at, hem de bir sonraki maçta oynatma.
Adalet mi bu?
Bir de dövelim bari hep birlikte.
Trabzonsporlular
Daha önce de bazı yazılarımla ilgili geniş bir destek konsensüsü oluştuğu olmuştu. Ancak bu kez başıma gelen bir ilk. Hayatımda ilk kez bir yazıya herkes, ama herkes "Eyvallah" dedi. Geçen cuma Taktik'te yayınlanan Trabzonspor analizine gelen tepkilerin tamamı, istisnasız hepsi olumluydu ve hemen her okur "Altına imzamı atarım" diyordu. Bu, bir spor yazarı için mutluluk verici bir durum olsa da, Trabzon'un sıkıntısının ne büyük olduğunu göstermek açısından da üzüntü verici bir durum.
Bu kulübün erimesine daha fazla ateş tutarak negatif bir katkı yapmayın dostlar. Bu kulübün nasıl yönetilmesi, kimler tarafından yönetilmesi zaten biliniyor.
Sağduyu ve soğukkanlılık lazım.
mdemirkol@milliyet.com.tr

Cafe