
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
12 yıl önce yola çıkıldı...
DEMİR Özlü'nün geçici dahi olsa anayurduna avdeti arkadaşlarını, dostlarını heyecanlandırır, dalgalandırır, renklendirir. Uzun yıllardan beri İsveç'te yaşayan hikâyeci, romancı ve hukukçu Demir Özlü'yle geçen pazar günü Taksim'de Marmara Oteli'nin kahvesinde buluştuk ve tabii Türkiye'yi masaya yatırdık; onun, uzaktan, Türkiye'ye bakışı ve değerlendirişi hayli ilginç oluyor...
* * *
GÖZLEMLERİNE bir tespitle başladı:
"Medyanın okumaya ve düşünmeye pek vakti bulamayan kimi temsilcileri yüzyıla yaklaşan cumhuriyet sürecini dillerine dolamışlardır. Bazıları da cumhuriyetin kuruluşundaki Jakobence sertliği, bugünkü dine dönüşün nedeni olarak görüp hafif çözümlere ulaşıyorlar."
* * *
DEMİR Özlü'ye göre, cumhuriyette de önceki meşrutiyet döneminde de devlet "teokratik" değildi.
Ya neydi?
"Osmanlı devleti teokratik bir devlet değildi, çeşitli dinlerin kendi hiyerarşik düzenleri içinde serbestçe yaşadıkları 19. yüzyıl Türkiye'si, Müslümanların da ibadete veya inançlarını teşhire zorlandıkları bir toplum değildi."
Araya girdik:
"Ya padişahın halife oluşu..."
Demir Özlü'ye, göre, bunlar, halifelik ve şeyhülislamlık kurumu, dinsel özgürlüğün dışında sadece biçimsel ve simgesel değerlerdir.
İslam halifesi olan padişahın, Allah'ın yeryüzündeki göstergesi oluşu?
Demir Özlü'ye göre, bu, padişah Abdülhamit'in propagandistlerince çıkarılmıştır, bu da devletin din devletine dönüştürülmüş olduğunu göstermez. Cuma günleri Yıldız Camii'nde namaz kılan, akşamları da Beyoğlu'ndaki Naum tiyatrosunda Fransız oyunları seyreden padişah teokratik değildir.
* * *
ŞİMDİ buraya dikkat edelim, Demir Özlü diyor ki:
"Tarihte ilk defa, Türkiye, teokratik bir devlete dönüştürülme tehlikesiyle bugün karşı karşıyadır."
* * *
PEKİ, buraya nasıl gelindi?
"Sol" ayağı olmayan topal bir demokrasi türüyle...
Demir Özlü kadar yeterli özetliyor ki:
"1946'dan bugüne bağımsız sol partiler ezildi, kurucuları mahvedildi, sürekli yasa dışına itildi, hapishanelere dolduruldu. Onların kendi kuruluşlarını dahi yönetip yönetemeyecekleri belli olmadı. Sol adına eski devlet partisi CHP'den türeyen partilere izin verildi. Onlar da bir yandan devletin dalkavukluğunu yaptılar, bir yandan da ezilen halk kalabalıkları için herhangi bir reform programını izlemeksizin merkez-sağ partilerin politikalarıyla birleştiler.
Merkez-sağ partiler ise insani, hatta gerçekten hiçbir değerin de ardında olmaksızın bir yandan oy için din istismarı yaptı, bir yandan da kapitalizmi körüklediler.
Bir de komünizm paranoyası, Türkiye'yi durmadan sağa itti. Düşünceyi fiili şiddet olarak gören gerilik, ardından insan yaşamını hiçe saymaya başladı."
* * *
Durdu, kendi sordu, kendi cevapladı:
"Bu durumda, aslen dindar olduğunu öne süren bir partinin fakir halk tabakalarından destek bularak sürekli gelişmesi elbette yanıltıcı değildir.
Teokrasiye bu yolla varılır. Üzerinde en duyarlı olunması gereken de budur." (x)
* * *
DEMİR Özlü'ye "Bunları yazsana!" dedik.
"Yazdım!" dedi, cebinden bir gazete kesiği çıkardı, 13 Temmuz 1996 tarihli MİLLİYET'in, "Entellektüel Bakış" köşesi, Erbakan'ın Refah Partisi koalisyon ortağı, tam 12 yıl önce Demir Özlü "Teokrasiye bu yolla varılır" demiş...
Diyeceksiniz ki:
"Varıldı mı?"
Durun canım, aceleniz ne? Terazi var, tartı var, her bir işin vakti var! Yüzde 47 hızla bu yol kolay kolay alınamaz.
———————
(x) Teokrasi: Siyasal gücün ve erkin Tanrı'dan geldiği inancına dayalı olarak toplum yönetimi, Tanrı'nın yeryüzündeki vekilleri olduklarına inanılan din adamlarının elinde bulundurdukları toplumsal düzen.
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe