Nazım’ın Vera’ya aşkı sergileniyor
Üst katta Vera’yla Nazım’ın Moskova’da 4 yıl oturdukları apartman katındaki eşyalar, giysiler, Nazım’ın el yazısıyla tuttuğu notlar, üzerinde karalamalar yaptığı şiirler... Yapı Kredi Sermet Çifter Salonu’ndaki sergi şöyle başlıyor:
Veracığıma,
Şehrime ulaşamadan bitirirken yolumu
bir gül bahçesinde dinlendim senin sayende
Nazım Hikmet 22/XII/1960
Duvarlardaki fotoğraflarda gözlerinin içi gülen sarışın genç bir kadın ve ona hayranlıkla bakış attıran bir erkek. Saçları saman sarısı, kirpikleri mavi, kırmızı dolgun dudakları şımarık ve somurtkan.... Nazım’ın anlatımıyla Vera... Sergi salonu boyunca Nazım’ın kişisel eşyaları değil Vera’ya olan aşkı sergileniyor. Kolay değil Vera 23, Nazım 53’ündeyken tanışmışlar. Nazım 1951’de Moskova’ya gittiğinde Sovyetler Birliği Komunist Partisi kendisine hemen sahip çıkmış ve Kremlin’in yanıbaşındaki Moskova Oteli’ne yerleştirmiş. Kısa bir süre içersinde de şehrin gürültüsünden uzak ağaçlıklı bir semtte, üç odalı bir daire vermiş. Komunist bir ülkede üç oda tam bir ayrıcalık simgesi. Bundan başka kentin dışında da bir kır evi tahsis etmişler. Moskova’ya gittiğinde Nazım’ın kalbi hasta. Devlet Nazım’a bir de doktor atamış; Galina Kolesnikova...Nazım, Galina ‘yla birlikte yaşamaya başlamış. O sırada Vera Tulyakova da bir film şirketinde çalışıyormuş ve Moskova’daki eve Nazım’la röportaja gitmiş, böylece tanışmışlar. Nazım Vera’ya aşık olunca birlikte Moskova dışına gitmişler gözlerden uzak. Ama birkaç ay sonra döndüklerinde onları kötü bir sürpriz bekliyormuş; evdeki tüm eşyalar taşınmış ve boş evin duvarlarında koskocaman bir afiş, üzerinde ''Lanetle Yaşayın''.. Bu karşılamayı organize edense Galina Kolesnikova... Galina’dan ayrılabilmek için elinde avucunda ne varsa vermiş Nazım. Öldüğü zaman banka hesabında 32 Ruble 85 kopik çıkmış.
ALTIN YALDIZLI AYAKKABILAR
Sergide bir çift sırmalı beyaz ayakkabı var. Üzerinde de Vera’nın notları: Eski yılın son sabahı, Champs Elysees’de bir dükkana giriyorlar, Nazım tezgahtar kıza bir çift ayakkabı gösteriyor, işte bu sırmalı beyaz botları... Paraları tükenmek üzere ama Nazım, Aragon’a yayınlanmak üzere şiirlerini vermiş, bir para geleceği beklentisi içinde. Vera’nın ''bunlar yazlık, bu mevsimde giyilmez'' direnişlerine aldırmadan Nazım ayakkabıları almış. Akşam dostlarına giderken sadece bu ayakkabıları değil, Vera’ya kırmızı elbisesini de giydirtmiş: ''Sen devrimin ülkesinden geliyorsun, Kızıl Meydan’dan. Kızıl bayrak gibi görünmelisin!''
BANA ''BABA'' DER MİSİN?
Serginin açılışı için, Nazım’la ilk karşılaştığında 8 yaşında olan Vera’nın daha önceki evliliğinden kızı Anna Stepanova da gelmişti. Onun anılarından: Vera ile Nazım evlendikten sonra Anna , anneannesiyle yaşar. Hafta sonları Nazım’la Vera’nın Pesçannaya sokağındaki evlerine gider. Üçü bir masa başında oturuken telefon çalar ve Vera telefona bakmaya gider. O sırada Anna, Nazım Amca... diye başlayarak bir soru yöneltir Nazım Hikmet’e. Nazım soruyu cevaplandırdıktan sonra Anna’ya, bana acaba baba desen nasıl olur? diye sorar. Anna cevap veremez. ''O zaman annene soralım, bakalım o ne diyecek?'' der Nazım. Vera’nın cevabı kısa ve kesindir: ''Anna’nın bir tane babası var ve sadece ona baba der!'' Nazım’ın Münevver Andaç’tan olan oğlu Mehmet’e de derin bir özlem taşıdığını çıkarttım ben bundan. Ama binbir tehlikeyi göze alıp ayağına kadar gelen Münevver ve Mehmet’i karşılamamıştı bile. Yine Nazım’ın dizelerinden: ''Aldattım kadınlarımı, konuşmadım dostlarımın arkasından...'' Anna, Pesçannaya Sokak’taki evin duvarında Mehmet’in bir resminin hep asılı olduğunu söyledi. Mehmet’le Anna’nın ilk karşılaşmaları 1963 yılında Novodeviçya Mezarlığında, Nazım’ın tabutu mezara inerken olmuş. Anna şöyle anlatıyor: ''Mezar çukurunun bir yanında ben bir yanında Mehmet vardı. İlk ve son görüşüm orada oldu. Evin duvarında Mehmet’in resmi uzun yıllar daha kaldı. Taa ki annem Mehmet’in babası hakkında olumsuz konuştuğunu biryerlerde okuyana kadar. O zaman indirdi resmini duvardan.''Bu akşam Habertürk TV’de 22:00’deki programımda Anna Stepanova ile olan söyleşi yayınlanacak.
CÜNEYT E.KORYÜREK’İN ARDINDAN
1993 yılıydı galiba, o zamanki Başbakan Tansu Çiller Monte Carlo’ya Olimpiyat Komitesini ikna turuna çıkıyordu. Cüneyt Koryürek’le ilk kez işte o zaman tanışmıştım. Ankara’ya Başbakanlığa gelmişti. Daha sonra karşılaşmam hep rasim Özkanca’nın Borsa Lokantalarında oldu. Bu kez, Rasim Özkanca, Artun Ünsal ve Cüneyt Koryürek lezzet turları yaparlardı Borsa Lokantalarında... Hepsi de daha rafine daha sofistike lezzetler ararlardı. Cüneyt, 2006 Kasımında Çömez isimli kitabını bastığında bana bir tane imzalayıp göndermişti. Ben de onunla Haberturk’teki programım için röportaj yapmıştım. Kendisine hiç yakışmayan trajik ölümünden sonra tekrar izledim DVD’yi. Hayatta olduğu gibi kitabında da sevgi, bilgi ve paranın paylaşımı peşindeydi. Hayatta kalmanın ve hayattan zevk almanın yöntemlerinden birinin kalite olduğunu söylüyordu. Ona; ''bu bir roman mı yoksa biyografi mi?'' dediğimde ''okuduğunuz kitabın konusu, kişiler hepsi gerçektir ama masumları korumak için gizli tutulmuştur'' diye cevap vermişti. Harbiye’deki ofisinin raflarla kaplı duvarları kitaplar, kağıtlar ve fotoğraflarla doluydu. En çok da Atatürk, hayatındaki kadınlar ve olimpiyat fotoğraflarıyla. Toprağı bol olsun.serfiergun@milliyet.com.tr

