Bir kediyle yaşamak...
Gazetede bir fotoğrafa takıldı gözüm... Üç Siyam kedisi. Bir yatakta oturuyorlar, gözlerinde şaşkın bakışlar... ''Sinem’in üç Siyam kedisi öksüz kaldı'' diyor haberde: ''Çok sevdiği kedileri o dönecekmiş gibi yatağında bekliyor...'' Geçen hafta bir cip tarafından ezilen Sinem Yalçın’ın yüzünü her gördüğümde içim burkuluyor. Öyle ışıl ışıl ki...
Hayatını bir hayvanla paylaşmamış insana tuhaf gelecektir bu söyleyeceğim ama, Sinem’in yüzünün bana niye bu kadar sıcak geldiğini o haberle anladım. Hayvan sevmek başka bir ortak paydadır çünkü, genellikle de ilk bakışta sezilir.
Benim köpek deneyimim yok, hep kedilerim oldu. Şimdi de üç Siyam kedim var tıpkı Sinem gibi. Onun için ‘kediyle yaşamayı’ anlatacağım ben, köpek (ya da başka bir hayvan) sahipleri alınmasın lütfen...
Konuşmadan anlaşmak
Eğiticidir hayatını bir kediyle paylaşmak. Bir kere ‘söze dökül-e-meyenleri’ anlamayı öğrenirsin. Karşındakinin gözüne bakıp ne düşündüğünü tahmin etmeyi, dile getiremediği sevgisini, neşesini, hüznünü sezmeyi. Ve tabii giderek sözlere prim vermemeyi... Cümleler kolayca kuruluverir çünkü, beden dilidir ele veren insanı. Onu okumak ise çaba ister, karşındakini anlama arzusu ister, bunu da bir kedi çok güzel öğretir insana. Buna karşılık o da seni anlar. Üzüntülü müsün, canın mı sıkkın, bilir sessizce paylaşmasını. Neşeliysen coşup oynayarak çoğaltmasını.Sonra bir kediyle berabersen, sınırlarını bilirsin. Mamasını suyunu veriyor olman seni onun ‘sahibi’ kılmaz. Siz aynı evi paylaşan iki canlısınızdır, ayrı hayatlarınız vardır. Canı çekmiyorsa onu zorla sevemezsin, verdiklerinin karşılığını isteyemezsin. Özgür iradelerinizdir sizi bir arada tutan, biraz fazla sıkarsanız kaçıp gidivereceğinden kuşkunuz olmasın. Zincir istemez boynunda.
O da sana ‘ayak bağı’, ‘vicdan azabı’ olmaz ama. Kapıdan çıkarken ‘arkandan ağlamaz’, çekilir en sevdiği köşesine, başının çaresine bakar. Bilir nasıl olsa döneceğini. Yalnızlığını da sever ayrıca.
Değiştirmeden sevmek
Pek eğitemez, değiştiremezsin bir kediyi. Onun ‘terbiyesi’ kendindendir. Ortak yaşamınızın kurallarında söz sahibi olabilirsin, o kadar. Sana nasıl davranması gerektiğini öğrenir ama alışkanlıklarından asla vazgeçmez. Diyeceğim o ki, hayatını uzun süre bir - ya da birkaç - kediyle paylaşanlar, konuşmadan anlaşmayı, boğmadan - boğulmadan yan yana durmayı, değiştirmeden sevmeyi öğrenirler. ‘Sahip olma’ güdüleri törpülenir, sezgileri güçlenir...Ve hani ‘Yirminci asırlarda en fazla 1 yıl sürer’ ya, ‘ölüm acısı’, o ‘nankör’ denilen kediler, hayatı paylaştıkları insanlarını unutmazlar hiç. Hep beklerler...
Bu da bizim ideal erkek
Aslında magazin dergileri başları sıkıştıkça el atarlar ‘ideal erkek’ - ‘ideal kadın’ meselesine... UKdating.com’unki niyeyse çok ses getirdi bu sefer memleket topraklarında.
Türk erkekleri kendilerini İngiliz kadınlarının taleplerini karşılamaya adayadursun, ben de acaba Türk kadını ne istiyor diye yola çıktım. Araştırmamız gösterdi ki, beklenti çıtamız fena halde yerlerde...
30 yaş civarı bir grup kadına UKdating.com’un maddeleri sayıldı, yorumları istendi:
Not: Bu konuya devam edeceğiz. Siz de ‘ideal erkek’ kriterlerinizi eklemek isterseniz mail atın lütfen.

