
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Giyotin
Dudaklarımızın her gün şaşkınlıktan uçuklayacağı bir ülke mi olmalıydı Türkiye?
* * *
Dünkü Milliyet'te Erdal Kılınç'ın haberi manşete çekilmişti:
"Ümraniye operasyonu devam ediyor - Ergenekon'da 35 gözaltı"
* * *
Toygun Atilla'nın haberi de, Hürriyet'te manşetteydi:
"Hedefteki isimler - İstanbul polisi, Şafak Operasyonu ile Orhan Pamuk'tan DTP'li Ahmet Türk'e kadar pek çok isme suikast hazırlığında olduğu belirtilen 'Ergenekon' örgütlenmesini çökertti"
* * *
Elbette uçuklar insanın dudakları; bu kadar "öldürme" üstüne kurgulanmış gizli örgütlerin bulunduğu bir ülkede, yaşamak kolay mı?
* * *
Neden kaynayıp durur ki buralarda bu cadı kazanları?
Çünkü efendim biz; İstanbul'u, İstanbul'dan kimlerin gelip geçmiş ve neler yazmış olduğunu pek merak etmedik.
Merak etmediğimiz için de, merak edilmedik ve yakınıp durduk kendimizi dünyaya yeterince tanıtamadığımızdan.
* * *
Hiç değilse İstanbul'da doğmuş ve Paris'te giyotinin altına yatarak idam edilmiş olan şair André Chenier'yi merak etseydik.
* * *
André Chenier, idam edilirken bile hapishanesinin duvarlarına mısralarını yazmayı sürdürmüş bir şairdi. Şimdi duvarlarda yarım kalmış mısraları turistlere gösteriliyor.
* * *
1762 yılında İstanbul'da Galata'da doğmuş olan ve içinden kara lavların fışkırdığı o volkanik şairden, S. Ayoba'nın çevirisiyle 3-5 mısra:
Hapisteki genç kadın
Başak gelişir, oraklar biçmeye kıyamaz;
Üzüm, içer fecrin nimetlerini bütün yaz,
Ezileceğini hiç düşünmeden.
Ben de o kadar gencim, bende de var o füsun,
Zaman ne kadar kötü, tatsız olursa olsun,
Ölmek istemiyorum erkenden.
* * *
İstanbul doğumlu şair, giyotinin üstüne çıktığında, yüzükoyun bir kızağın üstüne yatırılmadan önce, işaret parmağını şakağının üstüne koyarak şöyle demişti:
- Her şeye rağmen, burada bir şey vardı.
* * *
İstanbul doğumlu şairin, henüz 32 yaşındayken, ensesinin üstüne düşerek kafasını koparan giyotin.
Fransız fizikçisi Joseph Ignace Guillotin, idam cezalarının cellat baltasıyla değil, bir makine aracılığıyla ve mahkûma acı çektirmeden gerçekleştirilmesini istemişti.
Ve yüksekçe bir yerden, ensenin üstüne inen kavisli keskin bir bıçak tasarlamıştı.
Fransa Kralı 16. Louis ise, kavis biçimindeki bir bıçağın, mahkûmun kafasını rahat kesemeyeceğini öngörmüş ve bıçağın 45 derecelik bir açıyla "oblik" olarak enseye inmesini çizimlemiş ve gerçekleştirmişti.
* * *
Sonra ne oldu?
Fizikçi Guillotin de, Fransa Kralı 16. Louis de giyotinle idam edildiler.
* * *
Dünkü Radikal'in manşeti de şöyleydi:
"Darbe ortamı yaratmaya çalışan 'ulusalcılar' gözaltında - Darbecilere operasyon"
* * *
Bir yerlerde nasırlaşmış bir yamukluk var gibi.
O nedenle de, dudak uçuklatacak şok haberler furyası sürüp gidiyor.
İstanbul'dan kimlerin gelip geçtiğini ve neler yazmış olduklarını keşke biraz merak etmiş olsaydık.
* * *
Ne yapalım ki biz, anadilimizin "yazı" bahçelerinden bile o kadar habersiziz ki; vazgeçtik Yunancaya çevrilmiş 30'a yakın yazarımızı bilmeyi, Nobel Edebiyat ödülü almış bir yazarımızı bile dışlamayı, bir "vatanseverlik" sayıyoruz.
* * *
"Mevki sahibi" olma hırsıyla kaynatılan kazanlarda; "kalem sahibi" olmaya çalışmışlar, neden bu kadar haşlandı ki?
* * *
İstanbul'a sahip olmak, İstanbul'a layık olmayı da keşke içerebilseydi.
c.altan@prizma.net.tr

Cafe