Zago, Güldüren, Sabri, Barış
Beşiktaş'ın 100 ve 101. yıllarında defansın değişmezi Zago için hakem seminerlerinde "bu oyuncuya dikkat edin" denildiği yazılmıştı gazetelerde... Ve dikkat edilmeye de başlanmıştı. Biliyorsunuz bizim buralarda "dikkat" denilen şey önyargıyla özdeş bir niteliğe sahiptir. Sonraları bu dikkatler İbrahim Üzülmez'e de yönelmişti. Ve her dikkatin yarattığı önyargıdan dolayı dikkatlerden kaçmaya başlamıştı ona yönelik önyargılar. Ne oyuncuların çirkin hareketlerinden yanayım, ne de onlara yönelik önyargılı hakem ve yöneten tavrından ama gene de bazen dikkat çekmekte yarar var diye düşünmeden edemiyorum. Hakemlerimiz ve sahayı idare edenler her kimse artık onlardan beklentim sahadaki oyunu sağ salim bitirme becerilerini gösterebilmeleri... Örneğin, İsmail Güldüren'e dikkat etmek bile yeterli olacaktır bunu asgariye indirmek için. Dikkat çekmeden, önyargı biriktirmeden ve hedef göstermeden de bakılabilir, görülebilir bazı şeyler. İsmail Güldüren'i ve oyun anlayışını görmek için artık dikkatten daha azı yeterli.
İsmail Güldüren...
Herhangi bir maçta herhangi bir takımın herhangi bir futbolcusunun futbol hayatının bitmesi hiç sürpriz olmaz o oynuyorsa... Biz sadece "dört büyük" diye tabir edilen taraftarı çok takımların maçlarında kendisini 90 dakika izleme imkanı buluyoruz. Geriye kalan Kupa hariç 26 maçta neler yaptığını ise Allah bilir ve tabi o gün onunla aynı göğü paylaşanlar... Hakkında edindiğim intiba şudur ki; futbol onun için bir spor değil, savaş... Kazanmak için bütün çirkinlikler yapılır, rakip takımın oyuncuları kaşla göz arasında yere indirilir... Oysa en çok kendisi anlamalıydı halden. Fenerbahçe'ye transferinin ardından bütün bir sezonu sakat geçirmesi ve gerisin geri gönderilmesi bizi ondan daha fazla etkilemiş demek ki. Baksanıza biz hatırlıyoruz; ama o unutmuş...Sabri Sarıoğlu...
"İlerleyen zamanlarda aynen Nihat Kahveci gibi sağ kanattan forvete doğru bir yol izlemesi halinde, Nihat'in yaşattığı tüm sürprizleri yaşatabileceğine inandığım, son derece harika bir tekniğe sahip doğuştan yetenekli Galatasaray'ın kazanılmayı bekleyen yeni yıldızı..." diye yazmış bir Ekşi Sözlük yazarı 28 Ağustos 2003'te onun için... Yeni Emre, yeni Okan, yeni Nihat olması beklenen topçu... Aradan 5 yıl geçmiş, ama o yetenekleriyle değil, agresifliğiyle damga vuruyor artık sahalara... Geçtiğimiz pazar sonradan girdiği oyunda yine rakip oyunculara parmak sallarken, hakeme itiraz ederken, gözlerinden ateş çıkarken izledik onu...Takımdan ayrılacaklarını ima eden Hasan Şaş ve Hakan Şükür. Gözünüz arkada kalmasın. Sizin jenerasyonunuzun devamını sağlayacak biri daha var takımda. Ruhunuz yeter!
Barış Özbek...
Trabzonspor maçında Çağdaş'tan yediği tokada rağmen, hakemi aldatmaya yönelik hareket yapmadığı için takdir edilmişti Barış... "Bozulmasın, hep böyle dürüst kalsın" temennilerinde bulunulmuştu onun için... Öyleydi de... Yediği tekmelere, tokatlara rağmen ses etmiyor oyununa bakıyordu. Ama artık o da ufak bir müdahalede bile ayağı kırılmış gibi davranıyor; rakibin de, kendi takım arkadaşlarının da psikolojisini bozuyor... Galatasaray - Bursaspor maçında bir kez daha gördük ki; o da bizim buraların topçularına benzemeye başlamış... "Kazanmak için her şey mübah" diyenlerin yoluna düşmüş... Üzüm üzüme baka baka kararırmış. Kıratın suyundan içen de ya suyundan ya huyundanmış ve daha bir sürü şey... İnsan Sabri'yle fazla mı görüşüyor diye düşünmeden edemiyor...Barış Özbek'e söyleyebileceğim fazla bir şey yok. Nasihat edecek kadar bilge değilim. Ve zaten nasihatlerin sadece nasihat edene yararlı olacağına inanırım. Fakat, Türkiye futbol sirkinde oyunu sevilir olmaktan çıkaranların hakimiyetine dahil olmak çaba gerektiren bir faaliyet değildir. Bu çarka fark etmeden bile dahil olabilirsiniz. İş ki buna dahil olmadan oyunun özüne sahip çıkabilin. Barış Özbek buraların havasını ne kadar az solursan o kadar iyi. Bu çark sadece sahneden silerek öğütmüyor. Erdemi küçültüp kurnazlığı yüceltenleri de öğütür bu çark.
Yoksa çok mu Pollyanna'yım bugün???
Doping yalanları
Araya zaman girdi yazamadım, ama yazmazsam içimde kalır. Geçtiğimiz hafta 90 dakikada haftaya damgasını vuran olay tartışılırken Fuat Akdağ, Marion Jones'un aldığı hapis cezasından söz etti.
2000 Sydney Olimpiyatlarında doping yaptığını itiraf eden ve madalyaları geri alınan Amerikalı bayan atlet Marion Jones, yetkililere yalan ifade verdiği gerekçesiyle 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.
Hıncal Uluç mahkemenin verdiği bu cezanın gerekçesini açıklarken dopinge değil kamuya verilen yalan beyanattan ötürü olduğunu belirtince Haşmet Babaoğlu devreye girdi. Babaoğlu, Amerika gibi ülkelerde bu tür yalanların milli hisleri korumak ve gözetmek için söylendiği savunmasının da suçu işleyenleri kurtaramadığını belirtti.
Ne güzel! Tüm yasalarda verilen haklar gibi çok güzel de. Aklıma takıldı işte. Irak'ta kimyasal silah fabrikaları olduğuna dair yalanlarla bu ülkeyi işgal edenler de bir gün Amerika'da böyle yargılanabilecek mi? Sayın Babaoğlu o zaman da kadrajın dışından esaslı bir cümleyle duruma açıklık getirecek mi?
Marion Jones doping kullandığını inkar ettiği için ceza aldı. Hafızalarımıza dönüp bakınca ne tür doping yalanları söylenmiş bir bakalım istedim; ama galiba gene dilimi tutamadım...
İşte basında çıkan en komik doping yalanları:
Hangi sıfatla!
Milli Takım Avrupa kupasında final oynamazsa beni yerimden edenlerden hesap sorarım...(Haluk Ulusoy)
40 yeter mi?
Süratim iyiydi, topa vuruş tekniğim iyiydi, gol atmasını bilen bir futbolcuydum... Ya ben şimdi forvet adamı olsaydım düşünüyorum, Alex gibi bir adamla oynasaydım yılda kaç gol atardım.(Selçuk Yula - Santra, ATV)
Üzüldüğün şeye bak!
Yardımcı hakemin ofsayt pozisyonu için 'Buz gibi ofsayttı' demesi hoş değil. Ofsaytın buz gibisi, sıcağı olmaz.(Gençlerbirliği Teknik Direktörü Bülent Korkmaz)
Siz kimsiniz?
Gol vuruşu diyoruz biz buna.(Öztürk Pekin - Lig TV)
İyi yapmışsınız!
Maça özellikle ciddi başlamak istiyorduk.(Fenerbahçeli Selçuk Şahin)
Boş ver!
Abi önden atış yapmak yerine beni dinlemeyi tercih etseniz ne demek istediğimi anlatıcam ama...(Cem Arslan - Verkaç, Fox TV)
Eee...
Ama yemek sonunda yabancı futbolcular ile bizim futbolcularımız arasında yemek kültürü farkı ortaya çıkıyor.. Türk çocukları yemek bitince hemen masadan kalkıp odalarına gidiyorlar... Yabancılar ise en az bir kırkbeş dakika daha oturup, çay kahve içerek aralarında sohbet ediyorlar..(Alaattin Metin Akşam)
Sinirlenme Abi!
O boy bosla bir Galatasaray kalecisi o golü yemez. Ya adama tam çık, yahut da kalenden çıkma arkadaş.. Bir kaleci eğer bu yazdıklarımı bilmiyorsa, tesadüfen bazen iyi oynuyor demektir.(Turgay Şeren - Akşam)
Tamamdır!
Sakın beni kötü bir tablo çizmekle suçlamayın. Bu alemin içinde 60 yıldır yaşıyorum. Ve bu alemi de köküne kadar biliyorum. Tehlike çok büyük. Benden bu kadar... Sonra ağlamayın...(Erman Toroğlu - Hürriyet)
Hadi öyle olsun!
Arkada gözü var bu Alex'in ya. Kesin inanın arkada gözü var.(Selçuk Yula - Santra, ATV)
yakantop@gmail.com

Cafe