
Ece TEMELKURAN
Kıyıdan
Duvardaki delik
"Vallahi çocuk hasta! Şehre gitmemiz lazım." Baba, yanında kucağında bebeğiyle karısı, bir İsrail askerini ikna etmeye çalışıyor beş yaşındaki oğlunun hasta olduğuna. Asker, "Pışşıık" der gibi bir hareket yapıyor. Çocuğa soruyor. Arapça, İngilizce, İbranice:
"Hasta mısın?"
Çocuk cevap veremiyor korkusundan. "Muayene ediyor" çocuğu uzun uzun...
Yönetmen Yoav Shamir'in 2001-2003 yılları arasında çektiği "Kontrol Noktası" adlı belgesel filmin en korkunç anı bu değildi. Film, İsrail'in Filistin topraklarında onlarcasını kurduğu, keyfi olarak açıp kapadığı, insanların cenazeye, düğüne, hastaneye gitmek için İsrailli askerlerden izin almak zorunda bırakıldığı kontrol noktalarında yaşananları anlatıyor.
Eşyaların arabalardan indirilmesi, kadınların uğradıkları taciz, askere hesap verme, yaşlı adamların ağlaması, insanların kar, yağmur altında bekletilmesi... Kimilerimize çok tanıdık gelecek trajediler.
Film, bir kontrol noktasında birikip saatlerce evlerine gitmek için bekleyen Filistinlilerin hep birlikte "Vurun allah kahretsin! Geçiyoruz işte" diyerek yürüyüp geçmeleriyle bitiyor.
Gazze'deki delik
Önceki gün Filistinliler, kendi topraklarında İsrail'in 2005 yılında ördüğü duvarı, Mısır'a açılan Refah kapısından, tıpkı filmdeki gibi geçtiler. 8 aydır ambargo altında boğulan 1.5 milyon nüfuslu Gazzeli, militanların 6 metre kalınlığındaki duvarı 15 yerinden patlatarak açtığı delikten yürüdüler. Dünyanın gözü önünde insani kriz yaşayan Gazzeliler ilaç, yiyecek ve yaşamaya yarayan diğer her şeyi almak için Mısır'a geçti.
Zulüm için kendini ikna
Film geldi aklıma. Askerlerden biri Ramallah'ı gösterip "Ramallah Hayvanat Bahçesi!" diyordu, "Burada her çeşit hayvanı bulabilirsiniz! Biz insanız. Onlar değil!"
İnsan beyni insana zulüm etmeyi doğal haliyle reddettiği için önce zulüm edilecek insanın kötü, aşağılık, pis olduğuna, insan olmadığına inandırmak zorundadır kendini. Muhtemelen, tıpkı vaktiyle Nazi subaylarının Yahudilere ettikleri zulmü kaldırabilmek için yaptıkları gibi!
Duvar burada başlar aslında. Ne demirdendir, ne beton, ama kesinlikle 6 metre kalınlığındaki demir bir duvardan daha dayanıklıdır. Hiçbir bomba delik açamaz o duvarda. Demir duvarların yıkılması için önce bu duvarların yıkılması gerekir.
Türkiye'deki duvarlar
Herhalde duymuşsunuzdur, Tercüman beni ve Perihan Mağden'i, liseli çocukların kandan yaptıkları ve söz konusu gazetenin promosyon olarak dağıttığı (!) kan bayrağı üzerine yazdığımız için neredeyse posterlerimizi vererek hedef gösterdi. Şöyle diyordu:
"İşte çirkin kadınlar!"
(Şunu söylemeden edemeyeceğim: Vakit gazetesi de aynı fotoğrafı kullanıyor beni hedef gösterirken. Her iki gazetedeki arkadaşlara söyleyeyim. O fotoğraf sekiz yıl önceye ait. Hedef göstermekten verim almak istiyorsanız daha yenisini bulmalısınız bence.)
Çirkin olduğumuzu düşünüyorlar. Çeşitli aşağılamalar ve hakaretler var sürmanşet verdikleri haberde. Tıpkı İsraillilerin Filistinlilere yaptıkları gibi "insan olmadığımı", başka bir şey olduğumu söylüyorlar aslında.
Türkiye'de var olan bir duvara "sadece bir tuğla" daha eklemek için. Bana ne olacağı önemli değil ama bu duvarlar, bilirsiniz, kurbana doymayan duvarlardır. Bir kişi kurban edilmez, sonsuz sayıda insan ister bu duvarlar.
Süngüler düşüyor
Bunu yazmayacaktım. Ama öğrendim ki önceki gün 300'ü aşkın kadın Tercüman'ın yaptığını kınamak, yanımda olduklarını söylemek için bir açıklama yapmış. Onlara teşekkür etmek için yazıyorum. Duvarda bir delik açtıkları için, bunun için teşekkür ederim onlara.
Filistinliler filmin sonunda, önce mütereddit adımlarla sonra hep birlikte koşarak, çoluk çocuk hep birlikte geçiyorlar kontrol noktasından. Askerlerin süngüleri düşüyor. Kimi öldüreceksin?
Öldürülemeyecek kadar çoğalmak lazım. Öldürülmemek için öldürülemeyecek kadar çoğalmak lazım. Filistinlilerden ders almak lazım. Çünkü bu duvar bombayla delinmez, insan kardeşlerimizle birlikte yürüyerek delinir sadece.
ecetem@hotmail.com

Cafe