CV’niz iyi... Peki ya ‘Hayat döngünüz’
nornek@milliyet.com.tr
Bir kısaltma olan CV, Latince ''Curriculum'' yani çember/çerçeve ve de ''Vitae'' yani hayat kelimelerinin baş harflerinden oluşmuştur. ''Özgeçmiş'' de güzel kelimedir ancak bana ''Hayat Döngüsü'' çevirisi yeğdir. Bir işe girecekseniz ''CV istiyoruz'' denir; ağırlıklı olarak okullardan, konuşulabilen yabancı dillerden, kurslardan, iş yerlerinden bahsedilir. Peki hayatımızın döngüsü bu mudur?
Çok vardır muhteşem okullar bitirmiş, yabancı dilleri Türkçe’den iyi konuşan, CV’sine bakınca dünyaları kurtaran... Ama rengi, derinliği olmayan.
Abin kanserdi, başında bir yıl bekledin, eminim onu doktorlar kadar sen de iyileştirdin... CV’ne yazabilir misin, o dönemin hayatına kattığı tecrübeleri başka nasıl kazanabilirsin?
Ya da... Çok sevdin, çok sevildin... Olmadı üzüldün, kandırıldın, tökezledin... Bu zenginlikleri hangi master derecesiyle bir tutabilirsin.
Tüm bu takıntılar üzerine, Nazım Hikmet ile eşi Vera’nın ''çocuk gibi'' güldüğü bir poloraid fotoğrafın izinden ''Şehrime Ulaşamadan Bitirirken Yolumu / Nâzım ve Vera Moskova’dan İstanbul’a'' adlı sergiye gittim, Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde... Nazım’ın otobiyografisini bir duvar boyunca görmek iyi geldi. Şu cümleleri de içeren:
''Kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir, ben ayrılıkların / Kimi insan ezbere sayar yıldızların adını, ben hasretlerin / (...) Tatmadığım yemek yok gibidir / (...) sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım (...) içtim ama akşamcı olmadım (...) / yalan söyledim başkasını üzmemek için / ama durup dururken de yalan söyledim / bindim tirene uçağa otomobile...''
Bilerek, bir CV’de yer almayacak ama şairi Nazım yapan ‘ayrıntılardan’ seçtim cümleleri. ''Hayat döngüsü'' biraz da bunu gerektirmez mi?
Keşke en basit işi yapmayı bile özellik gibi maddeleyen ''cilalı özgeçmişler'' yerine dolu dolu ''hayat döngüleri'' görebilsek çevremizde.
Bunları duydunuz mu
Haberlerde ‘yasak aşk’ ifadesi kullanılmasın!
''Aşka gönül ile düşersen yanarsın / Zekâ ile düşersen kavrulursun.
Akıl ile düşersen çıldırırsın / Duygu ile düşersen gülünç olursun.
Aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın, ezilirsin. Sersem sersem bakınıp durma bir yol seç'' diyerek ne güzel anlatır o halleri Özdemir Asaf.
Âşık Veysel’e tek satır yeter, ''Kavuşamazsın, aşk olur'' der. Kim ne derse desin, ortak bir paydadır aşk tanımındaki ''aykırılık, kural tanımazlık''.
Belki de bu nedenle, Tuğgeneral Celal Çıtak’ın görevinden ‘yasak aşk’ nedeniyle değil, eşinden boşanabilmek için istifa ettiğine dair haberinlerde sürekli yinelenen ''yasak aşk'' ifadesi beni ziyadesiyle rahatsız etti...
''Bayan'' (‘bağyan’ diye de okunur) kelimesinin kullanılması, babası büyük bir firmanın sahibi diye çapkın oğlanın ''bilmem nerenin veliahdı'' diye anılması gibi iticiydi...
''Yasak aşk'', ''feci güzel'' gibi bir araya gelmemesi gereken iki kelime. Yanlış bir kere. Yasak olan aşk mı, yoksa ilişki mi? Hangi yaş, konum ya da durumda olursa olsun insan yüreğine söz geçirebilir mi?
Sigara yasağı bile bu kadar olay yaratmışken, aşk gerçekten yasak olsa bir isyan gerektirmez mi?
Cengiz Kurtoğlu şarkılarına laf edemem ama en azından haberlerde ''yasak aşk'' ifadesi kullanılmamalı. Çok gerekliyse ''yasak ilişki'' yazılsın ki, o da tartışılır.
Son bir soruda yazının başına şiirini veren Asaf’tan: ''Sevgi’den ad yapılıyor... Mutlu’dan ad yapılıyor... Aşk adında ne bir kadın gördüm, ne de bir erkek, bu korku neden?''

