Kredi derecelendirme kuruluşu JCR Avrasya, ABD ve diğer gelişmiş ülkeler ülke piyasalarındaki sakinleşme sürecine yönelik çabaların umut verici olduğu görüşünde.
Kredi ve likidite darlığının etkileriyle ABD’nin tüketim harcamalarında başlayan ekonomik yavaşlamanın, oldukça etkileyici bir küresel sarsıntı olduğunu belirten JCR Avrasya Reyting Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Ökmen, bununla birlikte "sarsıntının negatif etkilerinin, ilk etapta gelişmiş ekonomiler arasında paylaşılarak kalıcı bir krize dönüşmesine izin verilmeyeceği yönünde oldukça önemli işaretler verildiğini" belirtti.
Ökmen, yaptığı yazılı açıklamada, FED başta olmak üzere birçok merkez bankasının işbirliği halinde piyasalara bolca likidite vermesi, değerini yitiren yüksek riskli tutsat borçlanma senetlerini teminata alarak yeni krediler açması, gecelik vadeleri bir aya kadar uzatması, faizleri düşürmesi ve faiz artışına yönelik bekleyişleri kırması gibi önlemler ve değişik reform paketleriyle panikleyen piyasaların ateşi şimdilik söndürüldüğünü kaydetti.
Son ekonomik çalkantının ardından yaygınlık kazanan "mali küreselleşmeye dayalı sistemin ve ABD hükümranlığının çöküşüne rağbet eden" görüşler "abartılı" olduğunu iddia eden Ökmen, 2008 yılının ikinci yarısından itibaren ABD varlıklarının yeniden yatırım yapılabilir cazibeye kavuşacağını söyledi.
Ökmen, Asya ülkelerinin tüketimi öncülüğünde küresel ekonomik büyümenin devam edeceği, tutsat kredi zararı olarak tahmin edilen 400 milyar dolar tutarındaki zararların Asya ülkelerindeki sermaye fazlalığı sayesinde rahatlıkla soğurulabileceği ve doğu ekonomilerinin küresel ekonomiyi taşımaya aday olduğunun göz ardı edilmemesi gerektiğini de kaydetti.
TÜRKİYE'DE BENZER BİR KRİZ OLMAZ
Ökmen, ABD’dekine benzer bir krizin Türkiye’de olma ihtimalinin düşük olduğunu da ifade etti.
Türkiye’de 31 milyar YTL civarında olan konut kredilerinde düşük gelir gruplarına yüksek faizle verilen kredilerin hacminin oldukça düşük olduğunu, orta ve yüksek gelirli kesime verilen kredilerin de iyi bir istihbarattan sonra açıldığını belirten Ökmen, bu nedenlerle ABD’dekine benzer bir sıkıntının ortaya çıkma riskini azalttığını bildirdi.
Ökmen, buna karşılık, uzun vadeli konut kredilerinin faiz riski bankaların üzerinde olmasının ve bunun sigorta edileceği fon havuzlarının henüz Türkiye’de bulunmamasının tehlike arz ettiğini söyledi.
Türk bankacılık kesiminde son birkaç yıldır başarıyla uygulanan risk iştahının törpülenmesinin finans piyasalarındaki küresel çalkantılar açısından Türkiye’nin en önemli güvencesi olduğunu kaydeden Ökmen, buna karşılık, bankacılık kesiminin dışındaki sektörlerin risk algılama ve yönetme konsantrasyonu hala zayıf olduğuna dikkati çekti.
Küresel yatırımcıların geleneksel paradoksal nedenlerle riskten korunmak için yeniden dolara döndüğünü belirten Ökmen, bu gelişmenin Türkiye açısından negatif sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu.
Japon Yeninin de değer kazanacağını belirten Ökmen, "Bu süreç, gelişen piyasaların para birimlerinin düşüşü, carry trade’lerdeki (taşıma para)
çözülmenin devam edeceği ve doların değerleneceği, küresel likiditenin azalacağı anlamına geliyor. Bu açıdan krizin büyümesi Türkiye açısından ciddi neticeler doğurabilir. İMKB endeksi, döviz kurlarının YTL aleyhine gelişmesine bağlı olarak düşüş göstermeye devam edecektir" dedi.
Türkiye’nin cari açığının da enflasyon, faiz ve kur için tehdit unsuru olduğunu belirten Ökmen, şunları söyledi:
"Enflasyon açısından uluslararası likidite koşullarındaki ve kredi piyasalarındaki gelişmeler, faiz dışı bütçe dengesindeki sapmalar, dolaylı vergi artışlarına yönelim seviyesi, gıda ve enerji fiyatlarındaki artışlar, zamlar, faizlerin düşmesinin yaratacağı tüketim artışlarının fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskısı, emtia fiyatlarındaki yükselmenin maliyet baskısı, doların değerlenmesi ciddi risklerdir.
Türkiye’deki faiz oranlarının yükseklik, sıcak paranın hem fiili hem de psikolojik bir çapası olmaktan artık çıkmıştır. Küresel likiditenin Türkiye?deki faiz oranlarına duyarlılık elastikiyeti düşmüştür. Yani faiz oranlarının yüksekliği artık bir çapa değildir. Bu Türkiye’nin cari açığının finansman sürekliliği açısından risk, ancak faiz düşürmek için de fırsattır. Küresel likidite açısından Türkiye deki reel kurların şu andaki yüksekliği önemini yitirmiştir. Zira YTL’nin dolar ve avro karsısında değer kaybına uğrayacağı ihtimali öne çıkmıştır. Faiz oranları açısından FED’in kararlarını takip etmek TCMB açısından mantıklıdır. Bu açıdan FED’in son 0,75’lik indirimini TCMB önemsemelidir."
"IMF İLE DEVAM EDİLMELİ"
Ökmen, Türkiye kendisine istikrar kazandıran AB ve IMF çapalarına sırtını dönmemesi gerektiğini de savundu.
"Türkiye ekonomisinin son 4-5 yıllık büyümesinin temelinde, IMF ve AB çapalarını sigorta kabul eden küresel likiditedeki bolluk ve risk algılamasındaki toleransın yattığını, ancak 2007 de IMF ve AB çapaları iyice gevşemiş durumda olduğunu" ifade eden Ökmen, "Biraz esnek olsa dahi, IMF ilee ilişkilerin kredili ya da kredisiz bir şekilde sürdürülmesi, AB ilişkilerinde kararlı olunması Türkiye’nin yararına olacağını öne sürdü.
IMF ile ilişkilerdeki sürekliliğin, not yükseltme ihtimalini artırmaktan çok Türkiye’nin mevcut notunun aynı seviyede korunup devam ettirilebilmesi için önem taşıdığını söyleyen Ökmen, dünya ekonomilerinin durumu göz önüne alındığında zorunlu nedenlerle IMF İle ilişkilerin yeni bir formatta ve ihtiyari olarak devam ettirileceğini düşündüğünü bildirdi.
LİRANIN DEĞERİ VE ENFLASYON
Ökmen, aşırı değerli YTL’nin zayıflama sürecine girdiğini belirtirken, şunları söyledi:
"Küresel likidite bolluğunun, gelişmekte olan ve reel faizleri yüksek olan ülkelere getirdiği döviz arzı nedeniyle Türkiye’de bir taraftan cari açık artmış, bir taraftan da YTL değerlenmiştir. 2006 yılının sonuna kadar enflasyonla mücadele avantajı yaratan YTL’nin değerlenme süreci Merkez Bankası tarafından açıkça desteklenmiştir. Ancak 2007 de YTL’nin değerlenme sürecinin devam etmesi, enflasyonun düşürülmesine yardımcı olamayacak seviyelere çıktığı anlaşılmıştır.
Dünya ekonomilerindeki gelişmelere ve Türkiye’deki faizlerin yüksek kalmasına bağlı küresel fonların Türkiye’ye akmaya devam etmesi halinde dahi, YTL’nin bir miktar daha değerlenebilme ihtimali olsa bile, enflasyonun düşürülmesine artık katkı yapamayacak, sadece cari açığın daha da tehlikeli boyutlara çıkmasına sebep olacaktır. Yabancı yatırımcıların risk algılamalarındaki en kritik faktör, cari açığın ulaştığı seviyedir." JCR Avrasya Başkanı Öktem, Merkez Bankasının enflasyon hedeflemesi yerine büyümeyi tercih etmiş görünmesini ise "şaşırtıcı" niteledi.
Küresel ekonominin büyüme politikalarının tercih edilmesinin enflasyonu, enflasyonla mücadelenin seçilmesinin yüksek düzeyde işsizliği getirmesinden kaynaklanan bir ikilem içinde olduğunu hatırlatan Ökmen, Türk hükümetinin siyasal ve halkçı nedenlerle büyümeyi tercih etmesinin anlaşılır olduğunu, ancak enflasyon hedeflemesi içerisinde olan TCMB’nin büyümeyi tercih etmiş gibi gözükmesini şaşırtıcı bulduklarını söylerken, "tercihlerin bir anlamda büyüme yönünden yapılmasının, reform süreçlerinde gecikmeleri ve mali disiplinde tavizleri meşru kılacak zemin yaratabileceği" uyarısını yaptı.
"sarsıntının negatif etkilerinin, ilk etapta gelişmiş ekonomiler arasında paylaşılarak kalıcı bir krize dönüşmesine izin verilmeyeceği yönünde oldukça önemli ...
Ekonom-iyi mi?
"sarsıntının negatif etkilerinin, ilk etapta gelişmiş ekonomiler arasında paylaşılarak kalıcı bir krize dönüşmesine izin verilmeyeceği yönünde oldukça önemli ...
[18:56 - kerizoglukeriz] yazarın tüm yorumları
İnanılmaz hahaha
ÇOK DEĞERLİYDİ , HİÇ GÖREMEZ OLDUK, O YÜZDEN SADAKA ALMA MODUNA GİRDİK.
[18:51 - sendemileyla] yazarın tüm yorumları