"İki kişilik hayatlar yaşadım, şimdi yalnızım"
Fantastik film "Çocuk"ta başrol oynayan Tuba Ünsal: "Şu ana kadar hayatımda hep birileri oluyordu. Hep iki kişilik hayatlar yaşıyordum. Şimdi tek başıma hiçbir şey yapmadan sadece durmayı öğrendim"
MELİS ALPHAN
Şu sıralar sinemanın önünden geçerken, tele-vizyonda zaplarken Tuba Ünsal'a rastlama ihtimaliniz epey yüksek. Başrolünde oynadığı fantastik film "Çocuk" vizyonda; yine başrolünde olduğu "Plajda" şubatta vizyona giriyor. Bu filmlerin telaşı bitti ama Ünsal haftanın dört gününü Dragos'ta, "Yemin" dizisinin setinde geçirmeye devam ediyor.
Bu kulağa bayağı bir mesai gibi gelse de Ünsal birkaç ay öncesini hatırlayınca yüzünü ekşitiyor: "Çok yoruldum o dönemde. Şimdi bir tek dizi çekimi var ve haftanın dört günü sette olmama rağmen boşlukta gibiyim. O dönem kabus gibiydi. Sabah altıda 'Çocuk'un setinden çıkıp evde duş alıp dizi çekimine geldiğimi biliyorum. İki kere hastaneye kaldırıldım. 'Plajda' çok kolaydı. Programdan çok sapmalar olmadı ama 'Çocuk' bizi bitirdi. Film vizyona girmeden bir hafta önce hâlâ ek sahne çekiyorduk."
Bir çocuk filminde başrol oynamanızı teklif ettiklerinde ne düşündünüz? Tereddüt ettiniz mi?
Yaklaşık 1,5 yıldır "Yemin" dizisinde oynuyorum. Bu diziyle hedef kitlemi biraz daha genişlettim ama aslında ben çocukların sevdiği bir oyuncuyum. Oyunculuğa da ilk öyle başladım; "Ayşecik" dizisinde sihirbaz bir kızı canlandırıyordum. Çocuklarla çok da iyi anlaşabiliyorum, o yüzden çok hoşuma gitti. Bir de Türkiye'de çocuk filmi yok ki... Bu ilk. Bunun da etkisi oldu.
Birlikte oynadığınız Hayko Cepkin'i dinliyor muydunuz önceden?
Dinliyorum dersem yalan olur. Hayattaki duruşunu çok beğeniyorum. Onunla oynayacağımı öğrendiğimde önce biraz tedirgin oldum çünkü rock müzik yapanların hayata karşı daha sert olduklarını düşünüyordum. Ama Hayko kafamdaki imajı değiştirdi. Tanıştığım andan itibaren çok sevdim.
Ben hayalimdeki herkesle oynadım. Zuhal Olcay, Haluk Bilginer, Tarık Akan, Altan Erkekli, Demet Akbağ, Yılmaz Erdoğan... Alternatif kesimin çok beğendiği bir müzisyenle oynamak ise çok farklı bir deneyimdi.
"Kendime büyümemiş bir yetişkin diyebilirim"
"Çocuk" fantastik bir film. Siz fantastik filmlere meraklı mısınız?Aslında fantastik filmleri çok sevmem. Ben daha çok realiteden yanayım. Daha gerçek hayattan filmler izlemeyi seviyorum.
Çizgi film veya çocuk filmlerini izleyen yetişkinlerden misiniz?
Yok. Sadece Harry Potter serisinin kitaplarını okudum. Benim hayal gücüm zaten yeteri kadar geniş. O kitap ve filmlerin hayal gücü dar insanların ufkunu açmaya hizmet ettiğini düşünüyorum. Çok ilgi alanıma girmiyorlar.
Yetişkinlere "Çocuk"u izlemelerini tavsiye ediyor musunuz?
Filmde güzel mesajlar var. Büyüklerin hayal kurmayı unuttuklarını, çocuk olmanın ne demek olduğunu, çocuklarla yetişkinlerin arasındaki uçurumları anlatıyor. Çocuk olmayı unutan yetişkinler için eğlenceli bir film olabilir.
Bir çocukla karşılıklı rol yapmak nasıl bir şey?
Hiç zorlanmadım. Ege Tanman o kadar çocuk gibi değil ki... Evde MSN'den konuşuyoruz. Kız arkadaşını anlatır falan...
"Saddam Hüseyin'in babamı alacağından korkardım"
Bazı insanlara baktığınızda onları çocuk hayal edemezsiniz, yetişkin doğmuşlardır sanki. Bazıları ise hep çocuk kalacak gibidir. Siz ikinci kategoriye aitsiniz gibi geliyor bana.Filmde bir diyalog var; Ege bana "Sen kaç yaşında doğdun? Hiç mi çocuk olmadın?" diyor. Kendime büyümemiş bir yetişkin diyebilirim. Çocuk kalmış büyükleri samimi bulmam.
Çocukken kahramanınız kimdi?
Babamdı. Babam asker ve o üniformasıyla evden içeri girdiği anda hiçbir şeyin bize zarar veremeyeceğini düşünürdüm. Çocukken yalnız yattığımda korktuğumu hatırlamam. Ne zaman ki ailemden ayrı yaşamaya başladım, geceleri daha bir korkar oldum.
Kimden korkardınız?
Saddam Hüseyin'den. Kendimi bildiğim dönemlerde terör olayları ve Körfez Savaşı vardı. O sıralar biz Şanlıurfa'da yaşıyorduk ve her gün bir olay oluyordu. Saddam'ın babamı alacağını düşünürdüm.
Ne oyunlar oynardınız??Her çocuğun yaptığı bir şey de sokağa bir tezgah açıp çizgi roman, misket falan satmaktır. Siz yaptınız mı böyle bir şey?
Ablamın bir saati vardı. O saat bozulmuştu ama ablamın malları çok değerlidir. Bozuk olsa bile duracak onda! Saatin kadranına New Kids On the Block grubunun elemanlarından Joe McIntyre'ın fotoğrafını kesip yerleştirmiş ve bir kız arkadaşıma bileklik diye satmıştım.
"Ben güzel bir yaşlı kadın olmak istiyorum"
Yaşlanmaktan korkuyor musunuz?
Bugüne kadar vücudumla ilgili hep cepten yiyordum. Hiç spor yapmam, yediklerime dikkat etmem. Geçenlerde aynanın karşısında bir baktım kendime; vücudumda selülit mi artık nedir bilmiyorum, bir şeylere rastladım. Hemen spor aletleri aldım eve. Şimdi düzenli olarak spor yapmaya başlıyorum. Yaşlanmaktan korkuyor değilim ama önlem almak lazım; ben güzel bir yaşlı kadın olmak istiyorum. O yüzden şimdiden biraz bilinçli yaşamak lazım.
"Hayatta yalnız kalmayı öğrendiğim bir dönemdeyim" demişsiniz geçenlerde.
Şu ana kadar hayatımda hep birileri oluyordu. Hep iki kişilik hayatlar yaşıyordum. Şimdi tek başıma hiçbir şey yapmadan sadece durmayı öğrendim.
Başta zor olmadı mı?
Çok zor oldu. İlle birileriyle olmamak değil; bedenen, ruhen ve düşünce olarak yalnız kalmaktan söz ediyorum. Evde televizyon izlediğinizde, kitap okuduğunuzda yalnız değilsiniz. Oturup tamamen kendi zihninle yalnız kalmaktan bahsediyorum. Hiçbir şey yapmadan... Çünkü o çok tehlikeli bir alan, kafanda bir sürü şey uçuşuyor. O yoğun temponun içinde eve döndüğüm zaman sadece koltukta oturup boş boş denize bakarak durdum mesela. İlk başta düşünmekten kaçtığın şeyleri düşünüyorsun.
Bu ilişkilerine de yansıyor. Özel hayatında da hep bir karmaşa, kangren oluyor ama sen onu kesemiyorsun çünkü iki kişi olmaya alışmışsın, tek kişi olamıyorsun. O anlamda yalnız kalmayı da öğrendim.
Bir daha evlenir misiniz?
Bunu bir kere yaşamak gerekiyor; maalesef "Evlenmemiş kadın eksik kadındır" diye büyütülüyoruz. Evlendiğim gün annemle babamın herhalde en mutlu günleriydi. Ki benimki yine liberal bir aile. Bizim ailede evlenmeden birlikte de yaşayabilirsin; erkek arkadaşlarımız da olabilir, ailemizle paylaşırız. Ama Türk toplumu böyle. "Babam ve Oğlum"da bir diyalog vardı. Fikret Kuşkan, Özge Özberk'e "Evlendin mi?" diye soruyor. Özberk "İnsan evlenmez mi?" diye yanıtlıyor. Yani o kadar normal bir şey ki... Ama bir kere evlenince bir daha zor gibi geliyor.
"Aşk benim enerjimi çok alan bir şeymiş. Şimdi hayatımda çok güzel bir denge oluştu. Bu dengeden çok mutluyum" demişsiniz. Kendinizden korkmuyor musunuz zaman zaman, denge bozulur gibi gelmiyor mu?
Dengemin bozulduğu oluyor, ruh halim değişiyor. "Allahım, hep böyle yalnız mı kalacağım?" diyorsun. Sonra biriyle tanışıyorsun; ona başka bir anlam yüklüyorsun ama aslında korkudan o insanın yanındasın. Ondan sonra hakikaten hayatına çok güzel birisi girdiğinde "Hayır. Ben şu anda yalnız kalma dönemimdeyim" deyip onu göremiyorsun.
Bir sürü kaos, kaos, kaos yani...
"Kimim ben? Bu hangi karakter?"
Diğer filminiz "Plajda" şubatta vizyona giriyor. Nasıl bir film bu?
Kaliteli komik diyeyim. Ülkemizde yapılan çok kaliteli komik film yok. Hep belden aşağı espriler oluyor. Ya da üç-beş popo gösteren filmler... Evet, bizde de popolar var ama gerçekten çok kaliteli, düzgün, ince esprilerin olduğu bir durum komedisi bu.
Aynı anda üç farklı karakteri canlandırınca insan rol karmaşası yaşamıyor mu?
Olmaz mı? "Allahım kimim ben? Neredeyim? Ne yapıyorum şimdi? Hangi karakter bu?" halindeydim. Üçü de birbirinden farklı karakterler. Ortak yanları hepsinin iyi insanlar olması.
Size hep iyi ve saf kız rollerini yakıştırıyorlar.
Aslında ben kötü kadını oynamayı isterim. Kötüyü oynamak daha zor. İyiyi oynamak için çok efor sarf etmene gerek yok. Allaha şükür iyi bir insanım.

Cafe