Çakar'ın muhteşem yorumu
Önce "Ahmet Çakar ne yapacak" diye izledim "Şansa Bak" yarışmasını... Söz konusu futbolsa babasını tanımayan Hoca, bakalım yüksek ödüllü magazinel bir yarışma programının sunucu koltuğunda çizgisini koruyacak mıydı?Sonra Çakar'ın bir futbol adamı olduğunu, futbol adamının te-levizyon reyting labirentlerindeki durumunu incelemeyi falan unuttum; çekti beni içine yarışma... Hele birkaç final sorusu bildiğim yerden gelince.
Hele geçen gece...
Bir spor adamı olduğu için Çakar'la gurur duydum.
Özetleyeyim... Stüdyoda Selahattin Bey adında bir yarışmacı vardı. Tipik orta direk Türk vatandaşı. Köyde doğmuş, dışardan okulu bitirmiş, memuriyetten emekli.
Bilgili... Çelebi... Mütevekkil... Sevecen... Merhametli... Edepli...
Komşumuz, hemşerimiz, ağabeyimiz gibi... Akrabamız sanki.
Dehşete kapıldım... Kaç yıl olmuştu ki, ekranda böyle bir insana rastlamamıştım.
Bilgiçler, uyanıklar, fetbazlar, cinselliği, sanatı, sporu sömürenler ve siyasete takla attıranlar dışında "özbeöz" vatandaş görünce şaşırdım. Şarkı söylemeyen, hokkabazlık yapmayan, saldırmayan, zırlamayan, çalmayan, çırpmayan bir vatandaş, sevgi dolu gözleriyle bakıyordu ekrandan.
Selahattin Bey mütevazı maaşı ile mutlu yuvasında geçirdiği emeklilikten şikayetçi değildi. Yarışmaya katılma nedeni, genç yaşta gözlerini kaybeden bir yakınına tedavi parası temin etmekti.
Yahu ekranda eski Sadri Alışık filmlerinden beri böyle insanlık görülmemişti.
Neyse... Rakibi hanımefendi bize televizyon izlediğimizi hatırlattı bir ara. İdeal televizyon tipi, Tarkan müziğini duyunca salınan, kırıtkan ve bilgisiz bu "çağdaş" hanımefendi tam da çağımıza yakışır şekilde "Ben inanmıyorum kör kız hikayesine" mealinde bir iki laf etti.
Kendi edasına karşı rakibinin duygu sömürüsü yaptığını hesaplamıştı.
Ne yaptı Çakar biliyor musunuz?..
Reytingin ete kemiğe bürünmüş hali o parlak rujlu, kırmızı trikolu, kül yutmaz bayana kapıyı gösterdi... Yaşlı bir emekliye; lakin bilgili, çelebi, mütevekkil, sevecen, merhametli, edepli yaşlı emekliye kalbini ve kasayı açtı. Yetmedi; göz hastanelerine çağrıda bulundu gözlerini kaybetmiş genç yakını için.
Ahmet Çakar hayatının en muhteşem yorumunu yapmıştı. En azından televizyon hayatının...
Cesaretle insanlığın kol kola resmini çizmişti beyaz cama.
Özbeöz vatandaş ile televizyon karakteri arasındaki mücadeleyi bizden biri kazanmıştı ilk defa. Çakar'ın arka çıkmasıyla.
Şimdi korkuyorum Ahmet Çakar'ın spor dışındaki bu başarısından. Anlıyorum ki, bazen kızsam da Ahmet Çakar tipinde çılgın ama vicdanlı adamların sporda kalmasında yarar var.
Dün aradım sayın Çakar'ı; İstanbul Göz hastanesi olaya el koymuş. Kutladım, teşekkür ettim bir izleyicisi olarak.
En zalim eleştirilerimin öznesine müteşekkir hale gelmiştim... Ve çok memnundum...
Şansa bak.
Al duvara as!İbretlik bir maç oldu Ankaragücü-Galatasaray!..
Al duvara as...
Her transfer sezonu Dünya'nın dört yanına dağılıp adını okuyamadığımız, ülkesini atlasta bulamadığımız futbolcuları toplayan yönetici tayfasına ayda iki defa okut.
Skoru, dakikaları, yorumları, pozisyonları değil; sadece kadroları...
Ezberlesinler futbolcu adlarını.
Galatasaray'ınki kolay... 11 tane aşina isim. Yüzde yüz yerli.
Ankaragücü biraz çetrefilli:
Krita, Da Silva, Paulauskas, Jaba, Bebbe... Real Madrid mübarek!
Hani "yabancı sayısı artsın" feryatları var ya... Ankaragücü'nün tamamı yabancı olsa, Pazar günü 4 değil sekiz yerlerdi mutlaka.
Şimdi, Fenerbahçe gibi cüzdanı kuvvetli, Avrupa'da yürüyen takımların taleplerini anlarım... Onaylamam ama şanslarını zorlamalarına şaşırmam. Aldı mı Alex'i, Roberto Carlos'u alıyor mübarek.
Onunla rekabeti sürdürmeye çalışanlara da eyvallah...
Peki "elde yok-avuçta yok" takımların yabancı aşkına ne demeli?
Niyet belli... Altyapıyla falan uğraşacaklarına üçüncü dünya ülkelerinde şanslarını deneyecekler; bir tane iyi futbolcu rastlarsa yaşam boyu "derin yönetici" ilan edecekler kendilerini.
Ne dedi bu maç bize:
Sizin uluslar arası sularda aradığınız "büyük balıkların" çok daha lezzetlisi, çok daha irisi karasularımızda. Okyanusları gezmek istiyorsanız o başka.
Fenerbahçe mi Galatasaray mı ?
Kupa'da Fenerbahçe-Galatasaray eşleşmesi, zaten heyecanlı giden futbol hayatımıza yeni bir renk getirdi.
Şimdi soru, "ne olur maçın neticesi"?
Şayet futbolu santimetre ile ölçüp, ki-loyla tartabilseydik ve futbolcuları tek tek mindere çıkarıp "ayak güreşi" yaptırabilseydik, Fenerbahçe'ye "üst" galibiyet oynayın taktiğini verebilirdik Taktik'de...
Ama futbolun parametreleri sınırsız.
Bakınız; bu maçı Fenerbahçe kazanırsa normaldir.
Lakin Galatasaray kazanırsa... Bilin ki, sakatlar, cezalılar, yurt dışındakilerle içi boşalmış Galatasaray, yenildiği takdirde mazereti hazır olduğu için maça rahat çıkacağı içindir.
Yani dezavantaj, avantaja dönüşebilir.
Bu sadece futbol parametrelerinden bir tanesini abartarak yapılmış bir ihtimaldir.
eguven@milliyet.com.tr

Cafe