
Derya SAZAK
Siyaset Günlüğü
Önce insan
İngiliz İşçi Partisi'ne, Thatcher ile özdeşleşen "vahşi kapitalizmin" 1980'lerdeki egemenliği karşısında 1990'larda seçim kazandıran slogandı: "Önce insan"
Siyasetin de iyi yönetişimin de hedefi sonuçta insanların mutluluğu üzerine kurulu bir yaşam kalitesi değil mi?
Ankara'nın türbana kilitlendiği son günlerde, çağdaşlık iddiasındaki ülkemizde yaşanan ilkelliklerin ne denli farkındayız? Zeytinburnu-Davutpaşa'da ruhsatsız bir atölyedeki patlamada 20 yurttaşımızı kaybettik. Savaş alanına dönen mahallede 100'den fazla kişi yaralandı.
Can pazarında yakınlarını arayanların hali perişandı. Eşini, dostunu bulma telaşındakiler arasında türbanlı kadınlar da vardı; başı açık olanlar da.
Bu insanları aynı kaderde buluşturan, siyasi kadrolarca sömürülen inanç ya da kimlikleri değil, İstanbul gibi eşitsizlik ve çarpıklıkların en uçlarda yaşandığı bir metropolde ortak yazgıları olan yoksullukla mücadele ve ayakta kalma savaşımıydı.
20 yurttaşımızı daha bu uğurda kaybettik.
Ekran başında eşinin yaşama sevincine ortak olduğumuz türbanlı kadınların geçim derdinden, iş, aş kavgasından bihaber onları sadece kent varoşlarında "oy deposu" olarak gören siyasilerin, Türkiye'yi dini topluma dönüştürme uğraşları gerçek olsa, bu manzara değişecek mi? İstanbul'da büyük kent yönetimi de, çoğu ilçe belediyesi de AKP'nin elinde ama 15 milyonluk kentte çarpıklıklar sürüp gidiyor.
Bir yanda dev alışveriş merkezleri açılıyor öte yandan atölye-fabrika karışımı mahallelerde insanlar sefalet içinde yaşıyorlar.
İç göçü bir siyasi rant olarak gören ve 1990'larda kent varoşlarını ele geçiren Refah/AKP siyaseti, şimdi de Kadıköy, Çankaya, Karşıyaka gibi kalabalık ilçeleri parçalayarak 2009 yerel seçimlerinde CHP'nin son kalelerini de düşürme peşindeymiş! Diyarbakır'ın da bu planlama içinde olduğu bildiriliyor.
İstanbul sonunda küreselleşmeye uygun şekilde "global köy"e dönüştü ve bu kentte sabah uyandığınızda çöken bir apartmanla, havaya uçan bir mahalleyle, kundaklanan araçlarla, trafikte akıl almaz kazalarla karşılaşmak olağan hale geldi.
Şanslı bir gününüzdeyseniz "kazasız belasız" işe gidip dönmeniz de olasıdır!
Atatürk'ün "fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirme" idealini, türban serbestisine gerekçe yapan iktidarlar açısından Kütahya'da tren kazasında ölenlerden kaçının okulların tatil olması nedeniyle memleketlerine giden gençlerden oluştuğunun da fazla önemi yoktur!
Hızlı tren kazasında olduğu gibi "Yılların ihmali" der geçersiniz!
Çünkü Türkiye'de "önce siyaset, sonra insan" gelir.
dsazak@milliyet.com.tr

Cafe