Futbolu kim kurtaracak?
Gelin yakın geçmişe kısa bir seyahat yapalım, hepimizin bildiği gerçekleri anımsayalım.Şenes Erzik ne zaman bıraktı federasyon başkanlığını?
1997 yılında... Naklen yayın krizinin baş göstermesine ramak kala...
Sonra?
Başkanvekili Özkan Olcay devraldı görevi.
Baskılar, tehditler gırla gidince 1 ayda çekilmek zorunda kaldı.
Kiğılı da pes etti
Abdullah Kiğılı'ya geldi sıra.
Deneyimli futbol adamı kısa sürede kirli oyunları ve mafya gölgesini görünce pes etti.
Cenazeyi kaldırmak Haluk Ulusoy'a düştü!
Bedeli mi?
Rivayete göre, Eyüp Sultan'da kesilen kurban sayısıyla orantılı!
O dönem yayın pastası 40 milyon dolar civarındaydı.
Federasyon bütçesi deseniz ha keza.
Bugün yayın ihalesinde konuşulan rakam 250 milyon doları aştı.
Futbolun ekonomik değeri yarım milyar dolara yaklaştı.
Ve rakamlar birilerinin iştahını kabarttı.
Futbolu yönetmek, bu dev bütçelere hükmetmekti!
Böyle bir ortamda siyasetin futbola duyarsız kalması beklenemezdi.
Gelelim seçim kararı alınmasından sonraki sürece.
Önce Şenes Erzik adı geldi gündeme.
Ama Erzik nereye çekilmek istendiğini kısa sürede fark ettti.
Rota Hasan Doğan'a döndü!
Kirletildiği iddia edilen futbolu kurtarsa kurtarsa "büyük abi" kurtarabilirdi.
Ama büyük abinin dönemiyle ilgili söylenenler de hiç iç açıcı değildi.
Mesela İsviçre milli maçı öncesi Conrad Otel'de yapılan toplantılar...
İstanbul Havalimanı müdürüne "Bu İsviçreliler gümrükten üç saatte çıkacak, otele beş saatte gidilecek" talimatı verenler...
Köşe başlarında konuk milli takım otobüsüne yumurta yağdıran tetikçiler.
Maç sonrası Türkiye'yi Dünya'ya rezil eden görüntüler çok rahatsız ediciydi?
Peki kimlerdi bu tablonun mimarı?...
Bugün futbolun kurtarıcılığına soyunanlar, olayların neresindeydi?
Ya bahis skandalı?
Ya Gökdeniz'in bahis skandalı?
Milli maç dönüşü uçakta Gökdeniz ile pazarlık yapanlar, itiraf etmesi halinde az bir cezayla kurtulacağı sözü verenler?
Kayserispor'u 10 dakikada aklayıp skandalın dışına çıkaranlar?
Orduspor- Eskişehirspor maçında çıkan olaylardan sonra Emniyet Müdürünü görevden aldıranlar?
Tarihte görülmemiş bir kararla maçı tekrar ettirip bir takımın kaderiyle oynayanlar kimdi?
Birilerinin gönlünden futbolu yönetmek geçebilir.
Birileri bunun için Ankara'ya kadar gelip İlhan Cavcav ve bir dönem kanlı bıçaklı olduğu Melih Gökçek'den destek isteyebilir!
Kulüpler Birliği'nden söz talep edebilir.
Ancak çok değil, 2.5 yıl önceki olaylar nasıl unutulabilir?
Bu kadar mı kolay geçmişi bir kalemde silip atmak?
İş öyle bir noktaya geldi ki, kulüplerin tek derdi uzaktan kumandalı bir başkan bulmak.
Siyasi iktidarın ise ara sıcak!..
Kulüpler futbolu diledikleri gibi yönetme sevdasında.
Sözde bir federasyon olsun, ama ipleri elimizde bulunsun.
Onların derdi bu.
Siyasetin istediği, mümkün olduğu kadar kamu vicdanını rahatsız etmeyecek ılımlı ve futbolun içinden gelen bir başkan tipi.
Bu dengeler emin olun kısa bir süre sonra bozulacak.
İşin içine para pul girince...
Kulüpler en ufak bir çıkar uyuşmazlığında birbirine düşecek ve çatışma başlayacak.
İşte o zaman siyaset, "Asıl oğlanı" ortaya çıkarıp futbolun başına oturtacak!
Adamına göre muamele!
Hafta boyunca yorumcular Mehmet Topuz'u tartıştı.Kasımpaşa maçında gole giderken yerde yatan rakip oyuncuyu fark edip topu dışarı attı diye kimi eleştirdi Topuz'u, kimi takdir etti.
Sıradan bir lig maçı olunca, detaylar gözden kaçtı bu arada.
Üç büyükleri asgari 8 kamera ile takip eden yayıncı kuruluş da atladı saha kenarında yaşananları.
Pozisyonun hemen ardından maçın hakemi Özgüç Türkalp kulübenin önünde su içen Topuz'a yaklaştı.
Sözlü olarak tebrik etti, elini sıktı.
Sonra raporuna yazdı Kayserisporlu futbolcunun alışık olmadığımız davranışını...
Birilerinin dikkatini çeksin diye!..
Düşünüyorum da...
Mehmet Topuz'un jestini bir Hakan Şükür, Kezman ya da Bobo yapsaydı.
Hakem de Selçuk Dereli veya Fırat Aydınus olsaydı!..
Gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında ne kadar değerlenirdi o hareket, nasıl alkışlanırdı maçın hakemi değil mi?..
Türk futbolu ve Hacı Mehmet
Çocukluğu Ömer Seyfettin'in öykü kitaplarıyla geçti bizim neslin. Kaşağı, Falaka, Pembe İncili Kaftan unutamadıklarım. Beni en çok etkileyeni "Diyet"ti.
Haksız yere hırsızlıkla suçlanan Koca Ali'nin cezası İslam hukukunda belliydi.
Subaşı, en katı demiri mısır yaprağı gibi incelten kılıç ustasının kolunun kesilmesine hükmetti. Sipahiler, Ali ustanın kolunu kurtarmak için karun kadar zengin, ama bir o kadar da cimri olan Hacı Mehmet'e gittiler. Ömür boyu ona hizmet etmesi karşılığı, kolunun diyetini ödemeye ikna ettiler.
Aylar, yıllar geçti. En zor işlerde çalışmak değil de, Hacı'nın iki de bir "Ulan Ali!. Ben verdim kolunun diyetini..." sözleri koyuyordu Koca Ali'ye.
Ve günlerden bir gün...
Hacı yine "Ben olmasaydım çolak kal.." diyecek oldu.
Koca Ali kaptı satırın en büyüğünü, koydu kolunu kütüğün üzerine...
"Al bakalım diyetini ödediğin şu şeyi..." deyip çıkıp gitti dükkandan.
Kıssadan hisse.
Türk futbolunu yıllardır Hacı Mehmet ve onun zihniyetindeki insanlar idare ediyor.
Oyunu, binbir tavizle oluşturulan yönetimler ve ikbal beklentisi içindeki destekçileri yönlendiriyor. Dün böyleydi, bugün de aynı. Sanki yarın farklı mı olacak? Ucuz hesap peşinde koşanlar... Birbirinin sırtına basanlar... "Ben olmasaydım..." diyenler varolduğu sürece..
Yaşadığımız kaosun şekil değiştirmesi dışında hiçbir fark olmayacak.
Kabahatin çoğu sende
Togo, İspanya, Burundi...
Malta, Arjantin, Bulgaristan...
Söyler misin İlhan abi, dünyanın hangi ülkesinde 20 haftada 5 teknik adam değiştirilir?..
Dünyanın neresinde kulüp yönetenler tercihlerinde bu denli yanılır?
Söyler misin İlhan abi?
Bunca para pul, tesis imkan varken, eksik olan nedir ki Cumhuriyet'le yaşıt bir kulüp bu hallere düşer?
Suçlusu kimdir bu trajik tablonun?
Küçüğüm, saygılıyım.
Bunu söylemek bana düşmez!
Ancak susmaya devam edersen, birileri Nazım Hikmet'in dizelerini anımsatır sana;
"Kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama... Kabahatin çoğu senin canım kardeşim.."
cersen@milliyet.com.tr

Cafe