
Meral TAMER
"Biz ve onlar"ın dışında kalmak isteyen bir okurun isyanı
Türkiye'de 2 taraf var. Ne zaman birine muhalif olsanız, sizi öbürü olmakla suçluyorlar. Ama ben hiçbiri olmak istemiyorum. Ne olacak bana?
Kimse benim düşünebileceğimi, olayları taraf olmadan değerlendirebileceğimi, ikisini de istemeyebileceğimi, 2 tarafın bombardımanı altındayken kafamı yorganıma gömüp düşünebileceğimi, hatta ikisinden de daha iyi bir alternatif üretebileceğimi düşünmüyor.
Ülkemizde insanlar sürüler halinde yaşamayı tercih ediyor. Herkes bir simgesi, tavizsiz bir inancı, bir abisi, yeryüzünde bir tanrısı, yukarıda başka bir tanrısı, bir de altına girebilecekleri dev bir şemsiyesi olsun istiyor.
Sorulara hızlı bir "evet" veya "hayır"dan farklı bir yanıt arayan bireyi anlamaya çalışmak; bırakın sokaktaki insanı, aydınların da üşendiği bir durum haline geldi. Herkes birbirine düğüne gelmiş tanımadığı misafire baktığı gibi bakıyor: Hangi taraftan acaba?
Ankara mitinginden...
Yukarıdaki satırlar, İstanbullu okurum Ertuğ Uçar'a ait. Özellikle "tırnak" içine almadım, zira ben de benzeri duygular içindeyim. Ve tıpkı Ertuğ Bey'in e - posta mesajının devamında okuyacağınız gibi, ben de sık sık ya bir tarafın ya da diğer tarafın "askeri" olmakla suçlanıyorum. Söz Uçar'ın:
"Geçen yıl, Ankara'daki o büyük yürüyüşe -çağrılmadan, otobüslere doldurulup götürülmeden, bir gruba ait olmadan, tamamen bireysel hislerle- katıldıktan sonra, size aynı bireysel hislerle, hatta şimdi baktığımda biraz fazla duygusal bulduğum bir mektup yazmıştım. Aslında o mektubu tavizsiz olarak aynı şeye inanan -ve dolayısıyla diğer şeye tavizsiz olarak karşı olan- bir sürüye dahil olmadan da kitlesel bir hareketin parçası olabileceğimi anlayınca yazmıştım. Siz de yayınlamıştınız (18 Nisan 2007).
Mimarlar Odası'na...
Ertesi gün Referans'ta Cengiz Çandar, yazınızdan alıntı yapıp beni bir kampa dahil edivermişti: Bunlar fanatik laik, faşist, askersevici!
Geçtiğimiz hafta Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Yönetimi seçimleri vardı. Bu seçime, 3 dönemdir başta olan mevcut yönetime karşı Mimarlık için Mimarlar grubu olarak katıldık. Mevcut yönetimi karalamak yerine, Meslek Odası'nın asli görevlerine vurgu yapan ve ne yapacağını anlatan bir programla ortaya çıktık.
Ortak yanlarımız politikadan uzak durmamız, üretkenliğe ve eğitime gönül vermiş olmamız ve hiçbir kararı hızla ve oybirliğiyle alamayacak denli heterojen olmamızdı. Seçimleri kaybettik. Bu kez bizi AKP yanlısı olmakla suçlayan köşe yazıları yazıldı; ben tam karşı kampa dahil edilivermiştim.
Bireylerin kimseye dayanmadan bir güç oluşturmayı deneyebileceği kimsenin aklından geçmemiş, bize bir şemsiye icat edivermişlerdi: AKP'ci, rantçı, küresel sermaye işbirlikçisi, kent yağmacısı, parasevici!"
Davos'ta olduğum için seçim kulislerini izleyemedim. AKP'nin Mimarlar Odası yönetimini de ele geçirmek istemiş olabileceğine şaşmam, ama Ertuğ Bey'in AKP'ci olmadığına kalıbımı basabilirim.
mtamer@milliyet.com.tr

Cafe