Bobo'nun onuru
Biliyorum, Brezilya Milli Takımı Teknik Direktörü Dunga'nın, hazır Türkiye'ye gelmişken, Fiorentina - Milan maçında sakatlanan genç yıldızı Pato'nun yerine Avrupa'da oynanacak özel İrlanda maçı için Bobo'yu çağırmasını önemsemeyenler olabilir.Alex ve Edu dururken... Hele hele Milli Takım'ın sembol emektarı Roberto Carlos da varken, bu Bobo'yu çağırmak düz mantığa pek uygun olmayabilir.
Ama yine de Bobo'nun onur duyacağı bir çağrı bu...
Brezilya'da binlerce futbolcu arasından 20 yaş altı takımına çağrılmak, Dünya üçüncülüğüne ortak olmak zaten bir başarıdır...
Bobo, dünkü çağrıyla, öncelikle bu başarıyı sürdürme şansını yakalamış oluyor...
Dunga'nın aday kadroyu belirlemeden önce dikkatle izlediği endüstriyel futbol ülkelerinin ( İngiltere, İspanya, İtalya, Almanya, Fransa) yanı sıra, Türkiye'ye de en azından göz ucuyla bir baktığını anlıyoruz...
Sadece Bobo için değil, eksikleri, yanlışları ve güdüklüğüyle eleştirdiğimiz Turkcell Super Lig'imiz için bu durum bir fırsattır, sahalarımızda top kovalayan tüm yabancılar için başlı başına bir motivasyon aracıdır. Dunga'nın Brezilya Milli Takımı'na bir özel maç için, sakatlık nedeniyle boşalan bir göreve Bobo'yu çağırması, ister istemez öteki yabancı milli takım teknik direktörlerinin de ülkemizi daha iyi gözlemlemesine yol açabilir...
Devison Rogerio Da Silva, yani bildiğimiz adıyla Bobo, keşke daha formda olduğu bir dönemde çağırılmış olsaydı Brezilya Milli Takımı'na...
Şu sıralarda konsantrasyonu mu bozuk, yeterince çalışmıyor mu, yoksa takımın yeni oyun düzeni Nobre'nin yıldızını parlatırken Bobo'yu mu gölgeledi?
Bilemiyorum.
Ertuğrul Sağlam, Beşiktaş'ta ona ısrarla sahip çıkıyor, destekliyor, vazgeçmiyor....
Tıpkı Zico'nun ameliyat öncesinde Kejman'a sahip çıkması, Semih'i de takozda bekletmesi gibi...
Her neyse, psikolojik destek programına alınan Bobo'nun gökte ararken, şimdi altın bir fırsat bulduğunu söyleyebiliriz. İrlanda karşısında 1 dakika forma giyemeyecek dahi olsa, Dunga'ya kendini hatırlatması, antrenmanlarda yeteneklerini göstermesi yeter. Bundan Beşiktaş'a da olumlu bir pay düşer!
Bobo olayının bir başka derin yönü de, Erdil Arpacı'nın onuruyla ilgili...
Erdil Arpacı, geçen yıla kadar Beşiktaş'ın özellikle dış transferlerinde önemli rol oynamış bir koordinatördü. Carew operasyonunu kulübe iki misli para kazandırarak çözümledi. Zago'nun önerisiyle Bobo'yu kiralık olarak Brezilya'dan getirdi, sezon sonunda bonservisine 2,5 milyon Euro ödenmesi ve kulübün varlıkları arasına katılması da Arpacı'nın profesyonel yönetici olarak Başkan ve yönetimini ikna başarısıdır.
O dönemde Bobo'ya boşuna para harcandığını söyleyenlere hiç katılmadım, "Belki de Beşiktaş Avrupa kariyerine hazırlanan genç bir yıldız adayı buldu" dedim...
Bugünkü halinden şikayetçi olmakla birlikte Bobo'nun yeteneklerine inanıyorum... Bu formsuzluğu üzerinden atıp ülkesinin milli takımında daha sağlam bir yer tutmasını diliyorum.
Erdil Arpacı'ya dönersek...
Kulislerde, içkili masaların bol dedikodulu ortamlarında çok çekiştirdiler Erdil'i...
Ama onu çekiştirenlerin, çamur atanların çoğu Erdil kadar hizmet edemedi kulübüne...
Bobo'nun onuru, Erdil'in de Beşiktaş'ın da onuru ve gururudur!
Bu nasıl demokrasi?
Özerk futbolun yasası hazırlanırken, çok ince ve titiz stratejik hesaplar geldi gündeme. Öyle bir delege listesi oluşturuldu ki futbola hizmet vermiş, bir imzası, bir duruşuyla akan suları ters çevirmiş insanlar genel kurulun kapsama alanı dışına kaydırıldı.
Bunların 9'u mesela Abdullah Kiğılı, Levent Bıçakcı, Ali Uras, Kemal Ulusu gibi eski başkanlardı.
Delegelerin yüzde 90'ı kulüplerden geliyordu.
Böylece görevlerinden biri de kulüpleri denetlemek olan federasyon, doğrudan ve daha sıkı bir şekilde kulüplerin kontroluna geçti.
Şimdi 14 Şubat Sevgililer Günü'de, elini yüzünü morarttığımız, nefretle itip kaktığımız, perişan ettiğimiz sevgili futbolu kurtarmak için seçim kongresi düzenliyoruz.
Dostlar alış verişte görsün!
Her köşede bir kulis, her masada ayrı bir hesap...
Ama ortada tek aday var : Ayhan Bermek!
Dürüstçe ortaya çıkıp ilkelerini, planlarını ve projelerini futbol dünyasıyla paylaşmaya çalışırken, anormal bir "yalnız bırakma kampanyası" sürdürülüyor.
Biliyorum, çoğu kişinin işine gelmiyor Bermek'in başkanlığı. Eğilip bükülmeyeceğini, nabza göre şerbet vermeyeceğini, kendi iktidar savaşları için kullanamayacaklarını hesaplıyorlar çünkü.
Bu görev, çok yukarılarda bir yerde Abdullah Kiğılı'ya önerildiği zaman, "Doğru aday Şenes Erzik'tir. O'nu ikna edin, Ayhan (Bermek), İskender (Önal) ben ve Ali Dürüst alt kadrosunda çalışalım" dedi Kiğılı...
Erzik'i ikna edemediler, nedense... Sonra Platini'nin ve Blatter'in Şenes'i UEFA ve FIFA'dan uzaklaştıracak bu yoğun yorgunluğa karşı çıktıkları söylendi.
Erzik ne aday oldu, ne de birini aday gösterdi.
Gelelim Kulüpler Birliği'ne...
Perşembe toplantısını bir gün öne alıp Ankara'da bir araya geliyorlar...
Bugünkü gündemin tek maddesi Hasan Doğan'ın başkan adaylığı.
Hasan Doğan kendiliğinden çıkmıyor sahaya... Başbakan'ın bu konuda çekinceleri olduğu söyleniyor...
Ortada bir " umumi arzu üzerine göreve davet " durumu var.
Kulüpler Birliği'nin böyle bir misyonu olabilir mi ? Türk futbolunda sadece 18 Süper Lig kulübünün temsilcilerinden oluşan kurul, TFF 1. Lig , 2.Lig ve 3. Lig temsilcilerine danışmadan, onların görüşlerini almadan, bir konsensus sağlamadan neden bu aceleciliği gösteriyor ? Hasan Doğan'ı aday olarak öne çıkarıp siyasetle aralarındaki hesapların daha rahat hayata geçmesi için mi ? Bilmem ki!
Dahası, adayların kendiliğinden ortaya çıkmasını bekleyerek, onları ayrı ayrı görüşmeye davet ederek anlamaya çalışması daha demokratik ve uygar bir yöntem olamaz mıydı ?
Yani nedir bu ille de "ağır abi" havaları ?
Siyasal bir parti gibi grup kararı alarak genel kurulu etkilemek nasıl bir iştir ?
Bu nasıl demokrasidir ?
Lider Hakan
Hakan Şükür, Ankaragücü maçından önce PAF takımından kadroya alınan genç futbolcularla aynı odayı paylaşıp onlara ağabeylik yaptı. Öğütler verdi. Güven verdi, motivasyonlarını yükseltti.Kupa maçından önce de takımda tam anlamıyla bir dayanışma örneği sergiledi. 9 yıldır hep yenildikleri Fenerbahçe'ye karşı iyi futbol oynayarak teslim olmayacaklarını kanıtladılar.
Bunlar Hakan Şükür'den beklenen liderlik ve kaptanlık örnekleridir.
Ama Kalli tarafından oyundan alınınca jest ve mimiklerle tepki göstermek, Fenerbahçe Saracoğlu Stadı'nda olan biten her şeyin yazılıp söylenmediğini iddia etmek çok doğru değil.
Kimse yazıp söylemiyorsa, sen çık, sen söyle!...
Sevgili Hakan... Türk futbolunun tek taş yüzüğüsün ...
Kendini böylesi ucuzluklarla harcama... Değerlerini koru. Sadece Galatasaray'ın değil, "hepimizin" olduğunu göster. Biraz daha olgun davran.
Lütfen!
agokce@milliyet.com.tr

Cafe