
Doğan HEPER
Not
Özgürlük mü, din devleti mi?
Türk-Kürt dediler... Alevi-Sünni dediler... Ve Türkiye'yi bölemediler.
Türban dediler ve 72 milyonu böldüler.
Kim var bu bölücülerin başında.
Başbakan Tayyip Erdoğan mı?
Başbakanlar memleket için doğabilecek tehlikeleri önceden sezme kabiliyetine sahip kişiler sayılırlar. Ve tedbiri, tehlike ciddileşmeden, hatta doğmadan alırlar.
Emirlerinde koca bir teşkilat da olsa sonuçta her musibetten mesul sayılanlar başbakanlardır. Her güzellik onlardan bilindiği gibi.
Onun için bu son ve tarihimizin en büyük ve en zararlı bölünmesinin, türbanın memleket çapında yaptığı tahribatın, mesulü Tayyip Erdoğan'dır diyenlere hak veriyoruz.
***
Bu bölücülük işinde sonucu tahmin etmeyerek veya edemeyerek başrol oynayan bir kişi daha var. O da Bahçeli, MHP değil, Bahçeli. Onun da parti içindeki yerinin bugünlerde sallandığı ve Deniz Bölükbaşı'nın yıldızının parladığından söz ediliyor. Haklı olarak.
***
Türban sorunu, üniversitede, eğitimde ilk sıralarda değil, en altlarda yer alıyor. Bunu 2 siyasi parti siyasi bir sorun olarak çıkardı, öğrenciler değil. Meclis'ten ne karar çıkarsa çıksın bu mesele sürecektir çünkü ulusal mutabakat anayasa değişikliği demek değildir. Türban kişinin dini tercihi sonucu gündeme gelse tehlike sayılmazdı. Ama bugün Türkiye'de olan dinci akımların itmesiyle meydana gelen bir başlangıç noktasıdır. Yani konunun bireysel özgürlüklerle yakından uzaktan bir ilgisi yoktur. Dinci akımın Türkiye'yi işgal başlangıcıdır.
***
Dün Meclis'te türbanın ilk görüşmesi yapıldı.
Biz bu Meclis görüşmelerini bir yana bırakalım.
Çünkü o konudaki haberleri haber sütunlarımızda buldunuz.
Biz gelelim Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e.
Gül şimdiye kadar Türkiye'nin başına gelmiş kişilerin herhalde en etkisizi... Oysa onun için en etkili, en bilgili ve en tarafsız olanı demeliydik, gönül bunu arzu ederdi, ama diyemiyoruz.
O, "referandum"dan söz edebildi. Yani referanduma kapı açtı...
Oysa her konunun referanduma götürülemeyeceği hakikati var. Neyse ki genç Cumhurbaşkanı bu referandum görüşünden pazartesi günü vazgeçti ve açtığı kapıyı yine kendi kapadı.
***
72 milyon göz göre göre bölünüyor ve buna "Dur" diyecek kimse yok... Ne acı değil mi?
"Ve teklif sahipleri bu şüpheyi ortadan kaldırıcı bir anayasa değişikliği maddesini ağızlarına bile almadılar."
Ve Prof. Özbudun iki gün önce şu teklifi yaptı:
"Anayasa'nın 42. maddesine başkalarının hürriyetinin korunması ifadesi eklensin..."
Düşünen akıl için yol birdir.
Oysa yine bu Almanya, AB'de, Türkiye için çok dil ve çok kültürlülüğü savunuyor. Bu Batı'nın çifte standardı değil mi? Almanya'nın çelişkisi değil mi?
SUÇLU KİM?
Zeytinburnu'nda patlama oldu, 23 Türk çalışanı öldü, 120'si yaralandı.
Peki kim suçlu?
Suçlu bu şehrin yöneticileri değil mi?
Oysa herkes suçu üstünden atıyor ve sonunda kabak yine dönüp dolaşıp vatandaşın başında patlıyor.
"Vatandaş ihbar etseydi."
Peki siz Büyükşehir Belediye Başkanı, Zeytinburnu Belediye Başkanı, Kaymakamlık, Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü, polis, zabıta... siz nerelerdesiniz?
Bu patlamaya sebep olan işyeri ruhsatlıysa ruhsatı nasıl verdiniz? Ruhsatsızsa niye şimdiye kadar bu işyerini veya işyerlerini mühürlemediniz?
Suçlu sizlersiniz.
Bu gibi işyerleri hani şehir dışında olacaktı? Yoksa Zeytinburnu şehir dışı mı sayılıyor?
Sonra koca koca işyeri binalarını yapanlar neredeyse aradan geçilecek cadde değil sokak bile bırakmamışlar. Buralara, bu işyerlerine ihtiyaç halinde itfaiye girebilir mi? Giremez. Giremedi...
Sözün kısası, bu faciaya belediye, İçişleri Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı ve diğer kamu yöneticileri kanunsuzluklara göz yumarak yol açtılar denilebilir.
Buna adam sendecilik mi, kayırma mı, rüşvet mi ne yol açtıysa derhal saptanmalı.
Bir hafta geçti olay neredeyse unutuldu.
Ama biz unutmayacağız ve ihmali olanlar ceza görene kadar bu yolsuzluğun takipçisi olacağız. Yoksa bu şehir kurtulamaz. Patlama bugün Zeytinburnu'nda olduysa, yarın Karaköy'de, öbür gün Etiler'de olabilir ve yöneticiler de "Vatandaş ihbar etseydi" diye kendilerini inkâr eden gülünç gerekçelere dayanmak isteyebilir.
TEZKERE
Türkiye var oldukça bu konuya değineceğiz.
Sıkılanlar olsa da biz yazmaya devam edeceğiz.
Tezkereden söz ediyorum. 1 Mart tezkeresi (2003) hani Türkiye'ye yararlı değil, zararlı diye Meclis'te reddedilmişti ya. Biz aksini savunmuştuk ve savunmaya devam ediyoruz...
Ve bunları derken, emekli büyükelçi Deniz Bölükbaşı'nın anıları yayımlandı. Bölükbaşı'nın o zaman ABD ile yürütülen mutabakat muhtırası müzakerelerinde Türk heyeti başkanı olduğunu unutmayalım. Anıları onun için çok önemli.
Bölükbaşı anılarını topladığı kitapta ilk defa bir harita da yayımlandı. Ve bu "Yağmur Hattı Haritası" Türk askerlerinin ilerleyeceği ve Kuzey Irak'ta konuşlanacağı alanı gösteriyor ve bu 40 kilometre derinliği olan alan PKK'nın Kuzey Irak'ta kullandığı arazinin tamamını kapsıyor. Ve 31 bin askerimizle yeni bir sınır çizgisine varılıyor.
Bunların Türkiye'nin lehinde olduğunu izaha lüzum var mı?
O sonuçta, yani 1 Mart tezkeresinin reddinde Gül'ün, Arınç'ın ve CHP Genel Başkanı Baykal'ın rolü unutulmamalı.
Tarih, hep temenni ettiğimiz gibi bunları yazmalı, yazacak.
dheper@milliyet.com.tr

Cafe