"Türk gecesinde protokolü kırdık"
"Çocuklar Duymasın" dizisinin Mary'si artık "Davos fatihi" olarak anılıyor. Demet Tuncer kılıktan kılığa girdiği, danslı-şarkılı 3,5 saatlik şovuyla Türk Gala Gecesi'ne katılan herkesi coşturdu
ASU MARO
Bir haftadır ortalık "Demet Tuncer Davos'u coşturdu" haberleriyle çalkalanmakta. Dünya Ekonomik Forumu'ndaki Türk Gala Gecesi, görenlerin kaçıranlara anlattığı bir efsaneye dönüştü adeta. Kenan Doğulu ve Burhan Öçal'ın performansları herkesin malumu, fakat gecenin sunuculuğunu üstlenen ve cazla başlayıp "Yüksek Yüksek Tepeler"e uzanan repertuarı, kılıktan kılığa girdiği şovuyla 3,5 saat sahneden "indirilmeyen" Demet Tuncer? Belli ki onu da daha yakından tanıyacağız artık... "Çocuklar Duymasın"ın Amerikalı patroniçesi Mary'den çok daha fazlası var onda çünkü.
Demet Tuncer'i, Profilo Alışveriş Merkezi'nde yakalamak mümkün oldu. Beş ayrı kadını canlandırdığı "Müzikaldeki Hayalet" oyununun kulisinde... Aynı anda yemek yiyebiliyor, şan hocasından direktif alabiliyor, sorulara cevap verebiliyor. Sahneye bu derece hakim olmasına şaşmamalı.
Üstelik ertesi gün ABD'ye doğru yola çıkacaktı. Mezun olduğu okulda "Popüler kültürün siyasete etkileri" başlıklı bir konuşma yapmaya. Kendisini takip etmeye çalışırken başı dönmüş biri olarak böyle bir enerjiye şapka çıkartıp sorularımı sıralıyorum...
Meşhur "Gala Gecesi"ni anlatır mısınız?
Bu insanlar 88 ülkeden gelen
2 bin 500 kişi ve dünya ekonomisini elinde tutanlar. Ama bunu düşünmemeye çalıştım. Gece benim şarkılarımla başladı, ikinci parçada "Onları avcuma alırsam" dedim, "ondan sonra çok güzel gider". Sloganımız "360 derece Türkiye"ydi. Ben de "Sevdiğiniz birine öyle bir sarılırsınız ki, onu 360 derece kavrarsınız. Biz de bu akşam sizi 360 derece kavrayacağız" diye damardan girdim.
Burhan Öçal ve Kenan Doğulu'dan sonra siz çıkmış ve bir daha inmemişsiniz...
Bana demişlerdi ki saat 23.00-23.30 civarında bu insanlar giderler, moraliniz bozulmasın. Saat 24.00 oldu, gitmiyorlar, daha da çoğalıyorlar. Fransız gecesinden çıkıp bize geliyorlar. Saat 01.00 oldu, devam. Orada bir Lübnanlı çift vardı, "Göbek dansı yok mu?" deyip duruyorlardı. Ayakkabılarımı çıkardım, verin dedim bana bir dokuz sekizlik, başladım göbek atmaya. Bakın dedim sizin için neler yapıyorum, bu geceyi unutmayın, ben unutmayacağım çünkü.
Seyircinin kim olduğu fark ediyor mu sizin için?
Eğitim seviyesi fark ediyor, insanlara nasıl yaklaşmam gerektiğini o gösteriyor. Ama bakanmış, işadamıymış, onlar fark etmiyor. Çünkü saygısızlık etmiyorum, avam bir durum da yok. Protokollerini kırmak çok hoşuma gidiyor. O duvarları yıkabildikten sonra istediğin hatayı yap, görmüyorlar bile.
"Bir tarih yazdık"
Sahneden inince nasıl tepkilerle karşılaştınız?"Davos'ta 30 senedir böyle bir gece yaşanmadı" dediler. Para bastırıp deliler gibi reklam yapmaya çalışsak bu etkiyi veremezdik. Ben de bu geceyi götürdüğüm için bu benim ve ekibimin zaferidir, bir tarih yazdık.
Sahneye ilk nerede çıktınız?
13 yaşında başladım ben müzikal tiyatroya. Ata Koleji'nde despot bir Amerikalı hocamız vardı, müzikal kulübümüzü yönetiyordu. Ama iyi ki onunla çalışmışım çünkü Amerika'ya gittiğim zaman müzikale seçilmemin baş müsebbibi oldu. Las Vegas'ta Ilfeld Auditorium'da seçmelere girdim ve seçildim. İnsanlar benimle bir hafta konuşmadılar, mikrofonumu sakladılar. Sonra söylediler, "Demet, sen Türksün, 15 yaşındasın. Biz senelerdir buradayız, büyük rol almaya çalışıyoruz. Sen geldin ve aldın".
ABD'ye nasıl gittiniz?
Milli Eğitim Bakanlığı ile Dünya Kolejler Birliği'nin ortak bursuyla. Lise birincisi olarak Ankara'da mülakata alındım ve New Mexico'ya gönderildim. Hayatım değişti. 86 ülkeden senin gibi birincilerin geldiği bir ortam. Kültür şokuymuş, alınganlıkmış, bunları bir kenara bırakıp onlardan ne alabilirim, ona bakacaksın. Sadece notlarının iyi olması yeterli değildi, ben mesela polis departmanında çalıştım. İstihbarata karşı da özel bir ilgim vardı. Üniversitede hem müzikal tiyatro hem siyasal bilgiler okudum. Siyasal bilgilerin de "Suç ve Ceza" ve "İstihbarat" bölümü ağırlıklıydı.
Siyasal bilgileri aileyi memnun etmek için mi okudunuz?
Babayı mutlu etmek için. Başta sadece siyasal okuduğumu sanıyordu, ötekini öğrenince karşı çıktı. Ben de liseden beri burslu olarak Sting'in şan hocasından ders alıyordum. Şan dersi vererek ve kurduğum grupla şarkı söyleyerek devam ettim müzikal tiyatro bölümüne.
"İçimdeki müziği bastıramadım"
Dönüşte diplomat olmanız bekleniyordu ama...Evet, dönünce Dışişleri'ne gittik hep beraber. Benim final tezlerimden biri terörizm, biri Kıbrıs üzerineydi. Çok işimize yararsın dediler. Tamam, yararım ama oturmuş bir sistem var, benim deli ruhumu böyle bir baskı altında tutmanın imkanı yok. Velhasıl, ben diplomat olmak istemiyorum dedim babama. İki hafta konuşmadı benimle. Derken Amerikan Ticaret Odası'na girdim. Müdür olarak başladım, yaş 24, sonra genel müdürlüğe geçtim. Ama içimdeki müziği, tiyatroyu bastıramadım.
İstifa ettiniz...
Evet, Zeugma projesine çağırdılar beni o ara. Gelen yabancılara bölgeyi dolaştırdım, bilgi verdim... Döndüm, annemler gene kupür kesiyorlar şu holding, bu şirket. Bana iki sene verin demiştim Amerika'dan döndüğümde, bu sürede istediğim gibi bir şeyler yapamamışsam bir holdinge gireceğim. Tam o süre dolarken "Çocuklar Duymasın" oldu. Mary rolü beklenmedik bir şekilde çok sevildi ve büyüdü.
Başka dizide oynamadınız daha sonra...
Mary'den sonra çıtayı yüksek tutmam gerekiyordu. Aman beni unutmasınlar dediğin zaman büyük hatalar yapıyorsun. Ben zor yolu seçeceğim dedim. Tipimi değiştirdim, Mary'den biraz kurtulayım istedim. Mary benim için çok büyük bir şanstı ama karakter oyuncusu olduğunuz zaman farklı bir şeyler yapmak istiyorsunuz.
O arada Mikael'le bir düetiniz oldu...
Evet, o klipten sonra insanlar "Sen niye şarkı söylemiyorsun?" diye sormaya başladılar. Ben de tamam ya, sahne yapıyoruz dedim ve ekibi toparladım. Banlieue'de 19 Aralık 2006 akşamı sahne şovuna başladık. Şuna inanıyordum, İzzet Çapa'ya da bunu söyledim, ben, Türkiye'de şu anda olmayan bir kulvar açacağım: Teatral biçimlendirilmiş canlı müzik. Ondan sonra zaten Allah yürü ya kulum dedi, ekstralar gelmeye başladı.
"Babama 'Seyret beni, işte diplomatlık budur' dedim"
Farklı farklı insanlarla diyalog kurmayı öteden beri becerir miydiniz?
Her zaman. Hademe, müdür, küçük, büyük fark etmiyordu. Buluğ çağını Amerika'da yaşamış olmam da cilaladı bunu aslında. Ve ben buraya geldiğimde o yüzden çok bocaladım. Önünü iliklemekle, adının önüne, sonuna "bey, hanım" eklemekle saygı olmuyordu bana göre. Ama şimdi her ülkenin, her kültürün farklı saygı normlarına dikkat ediyorum. Ve şunu gösteriyorum: "Ben helva da derim, halva da derim ama gelin halva diyelim biraz."
Babanız memnun mu geldiğiniz noktadan?
Sabah gelirken gene babamın başına kaktım. Bak CNBC-e'de seyret, işte diplomatlık budur dedim. Daha da devam edecek, taklitlerimizden sakının lütfen. Bu sene inşallah çok güzel geçecek. Davos'ta tarih yazdıran Demet Tuncer olarak...
Artık Mary değil yani...
Değil, çünkü Demet'te daha ne Mary'ler var.

Cafe