
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
Özal yaşasaydı bugünleri görseydi
TURGUT Özal sağ olsaydı da bugünleri görseydi. ''Başörtüsü'' ya da ''türban''daki ilerlemeye herhalde pek memnun olur, ''Ha, işte böyle'' diyerek yüzü gülerdi.
Rahmetli bu başörtüsü, türban konusunda çok çekti, elinde olsa bir sabah üniversite kapılarını başı örtülü kızlara açar, sonra diğer kapıları da yoklaya yoklaya giderdi, lakin ömrü vefa etmedi...
* * *
BAZILARI İsmet Paşa'yı anlatırken, ''Kafasında kırk tilki vardır, kırkının da kuyrukları birbirine değmez!'' derler ya!
Ya Özal'ın kafasının arkasında olanları bilseydiler...
* * *
YIL 1988, ekim ayı, yine başörtüsü veya türban tartışması olanca hırçınlığıyla sürüyor, özellikle üniversiteye giremeyen kızların hali ve tepkileri.
O günlerde ANAP Malatya Milletvekili Bülent Çaparoğlu bu işe öncülük etmektedir. O gün cuma namazını kılmak için Süleymaniye Camii'ne gider, etrafta olağanüstü bir şeyler vardır, nedir, ne oluyor? derken Turgut Özal'ın da namaza geleceğini öğrenir, fırsat bu fırsattır.
* * *
NAMAZI birlikte kılarlar, yanında Korkut Özal ve rahmetli Eymen Tokbaş vardır. Namazdan sonra, Özal, annesinin ve hocasının kabrini ziyaret için mezarlığa yönelir.
* * *
TAM Kanuni Sultan Süleyman'ın türbesinin önünden geçerken, Çaparoğlu sorunu Özal'a açar:
''Burada büyüklerin manevi huzurundayız, başörtüsü meselesi bizi tedirgin ediyor, insanlara zulüm ediliyor, biz de büyük baskı altında kalıyoruz. Yardımınız olursa bu meseleyi halledelim.''
Özal, birkaç gün sonra Samsun'da rektörler toplantısı olacağını belirtip şöyle der:
''O toplantıyı bekleyelim, oradan iyi bir netice çıkacağını ümit ediyorum. Eğer çıkmazsa, o zaman biz bunu çözeriz. Bir hal çaresine bakacağız, sabırlı olun!''
* * *
ARADAN 10 gün geçer, Bülent Çaparoğlu, bu defa Meclis'te Özal'a yanaşır, sorunu bir daha açar
Özal şöyle der:
''Bak Bülent, seninle ayrımız gayrımız yoktur. Orada şurada hepsi önemli ama küçük işler vardır. Fakat burada, büyük ve önemli bir iş vardır. Biz o küçük meselelerle uğraşır da büyük meseleyi çözemezsek, çözemediğimiz o büyük mesele, çözdüğümüz küçük meseleleri de alır, götürür. Ama o büyük meseleyi halledersek, küçük meseleler kendiliğinden hallolur.''
Ve konuşmasını şöyle bağlar:
''Ben kafamın arkasında neler olduğunu, önüme getiremiyorum ki görüp anlarlar da, ona göre tedbir alırlar.''
* * *
ÖZAL, kafasının arkasındakileri önüne getirmeden gitti, ömrü vefa etmedi.
Bunlardan birinin ''başörtüsü'' olduğu belliydi, ya öbür sakladıkları?
Yaşasaydı, mutlaka açıklardı, yumuşata yumuşata, yedire yedire...
Maşallah Tayyip Erdoğan'ın kimseden çekindiği, gocunduğu yok, devir değişti...
''Hayyttttttt!'' diye basıyor narayı, herkes tam siper...
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe