|
 |
|
|
Bir bilge daha ne zaman çıkar?
Satır Arası / Deniz Sipahi
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Etiği ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Çağatay Üstün’ün, ''Bu ülkeyi bilgeler yönetmeli'' tezine bundan bir süre önce yer vermiş ve kendisiyle hemfikir olduğumuz şu cümlelerle yazımı bitirmiştim:
''Bilgelerin yönettiği bir ülke var mıdır?'' diye hiç düşünmeyin. Çünkü Atatürk’ün farklı, apayrı bir insan, devlet adamı ve komutan olduğunu biliyoruz. Fakat onda başka özellikler de vardı insanlığın kavramakta zorlandığı. O ,doğuştan bilge özelliklere sahipti. Araya zaman girince çoğumuz unutmuşuz. Bir zamanlar Türkiye Cumhuriyeti bir bilge tarafından yönetildi. Hem de hiç siyaset yapılmadan, hiçbir çıkar çatışması olmadan...
Çağatay Üstün’ün notlarından yine devam ediyorum:
Bilge, sorumluluk sahibidir. Kurallara sıkı sıkıya bağlıdır. Devletin öngördüğü yasalar onun için de yol göstericidir. Bilge, bilir ki, yasalardan önce etik ve ahlâk ilkeleri gelir. Bilgenin işi öğrenmek ve öğrendiklerini uygulamaktır. Bilge, siyasete alet olmaz. Bilge, duyarlıdır. Bilge, söylev çekmeyi sevmez. Bilge, gerçekleri sever. Toplumunu aldatmaktan çekinir.
Bilge, yapacaklarını olacakmış gibi göstermez. Bilge, birleştirmekten yanadır.
Bilge, toplumunu hızlı ve net ifadelerle ama sonuçlarını görecek sabırla yönetmekten yanadır.
Bilge, bir tür ''Don Kişot'' gibi de algılanabilir. Ancak bilgenin savaştığı sadece yeldeğirmenleri değildir. O, karanlığın ışığı yutma gücüne de karşı durur. Peşinde getirdiği aydınlıkla karanlığın önüne adeta bir duvar örer.
Bilge, çürümeye ve yozlaşmaya ''Dur'' diyecek formülleri bilir. Etik ve ahlâk ilkelerinin toplumu çevreleyen birleştirici gücünden yoksun bırakılmamasından yanadır. Etiğin kazanımlarının uzun vadeli ve çok emek isteyen bir şey olduğunu bildiğinden, etik ilkeleri yok edenleri affetmez bilge. Toplumunu özlediği kurallarla tanıştırmak ve yepyeni bir yaşama doğru uçurmak onun da özlemidir. Bilge, toplumundan farklı değildir.
Bilge, bir göreve talip olmaz. Biliniz ki birileri eğer mutlaka belli görevlere kendilerini tayin etmek istiyorlarsa onlar bilge değildir.
Bilge, çağrılmayı bekler. Mutlaka bu bir gün uygun yer ve zamanda gerçekleşebilir. Bütün ibreler onu gösterdiğinde bilge zaten hazırdır.
O gün gelinceye kadar bilge, kendisini olgunlaştırma ve düşüncelerini zenginleştirme sürecini inatla sürdürür.
* * *
Atatürk bize yıllar öncesinde kendi duruşuyla bir bilgenin nasıl olması gerektiğini göstermişti. Güvenilir, dürüst, politik manevralarla toplumu yanıltmayan, gerçekçi, onurlu duruşa önem veren, var olma mücadelesinde bilgiyi hedef gösteren, ağırbaşlı, kimi zaman çılgın gibi algılanacak kadar büyük değişimleri öneren ama bunları gerçekleştirirken olgun davranan, doğayı ve diğer canlıları seven...
Bugünün Türkiye’sini düşündükçe, ülkenin Atatürk gibi bir bilgeye nasıl ihtiyaç duyduğunu daha iyi anlıyoruz.
Bu bilge bir yerlerde duruyor mudur?
Bu bilge hala ortamın hazır olmadığını mı düşünüyordur?
Ey Türk Genci
Ulu Önderimiz, yıllar önce sana seslenirken, ülkemizin başına neler gelebileceğini ve bu durumlarda neler yapman gerektiğini bir bir açıklamıştı. Bu seslenişin özellikle, ''Bağımsızlık ve cumhuriyetini hedef alacak düşmanlar''la başlayan bölümünü sık sık okuman ve anımsaman gerek. Dikkat edersen, seçimler ve geleceğini etkileyecek önemli kararların alınma süreci hep sen tatildeyken gerçekleşiyor. Neden mi? Çünkü senden ve senin gibilerin bir araya gelmelerinden korkuyorlar. Bugün omuzlarında ağır bir yük var ve işin kolay değil, biliyoruz. Yıllardır beynini gereksiz birçok bilgiyle doldurduk; düşünmeye, araştırmaya değil ezberlemeye zorladık seni. Saçma sapan bir eğitim sistemiyle, ardı arkası kesilmeyen sınavlarla, televizyon programlarıyla, dizilerle, içi boş söylevlerle beynini uyuşturduk. İçinde bulunduğun toplumu değil, kendini kurtarmanın gerektiğini pohpohladık sana. Ama unutma ki, ''Ağacını kurtarmanın tek yolu, ormandaki yangını söndürmek olabilir.''
* * *
Bugün gelişmiş geçinen ülkeler, çok övündükleri Roma, Yunan ve Mısır uygarlıklarının temelinde, Etrüsklerin, Pelasgların ve Sümerlerin, yani Türklerin bulunduğunu; okumayı, yazmayı, kültürün her türlüsünü (yıkanma ve tuvalet dahil) bizlerden öğrendiklerini gayet iyi bilirler ama söylemezler. 1980 öncesinde bizleri sağ ve sol olarak karşı karşıya getirenler bugün Türk-Kürt, laik -dindar, Alevi-Sünni, son olarak da türbansız-türbanlı olarak bölmeye çalışıyor. Bir taraftan da gizliden gizliye gözbebeğimiz ordumuzu küçük düşürme, halkla karşı karşıya getirme çabaları sürüyor.
* * *
Oku, çalış, araştır... Giydiğin kot pantolonunun markasıyla, cep telefonunun özellikleriyle değil; bilginle, tarihinle, ''Türk’üm diyebilmekle'', Atatürk’le aynı ulusa ait olmakla övün. Bilgisayarı iyi kullanmayı ve İngilizceyi mutlaka öğren. En az bir sanat ve bir spor dalıyla ilgilen, seyirci olarak değil. Kendini her yönden geliştirmenin yollarını ara. Atatürk’e layık olabilmek için hangi siyasi görüşte olursan ol, en kısa zamanda Atatürkçü düşünce kulüplerine ve derneğine üye ol, aktif olarak çalış. Koşullar çok güçleştiğinde ve zorunlu kaldığında neler yapman gerektiği için ise ''Bursa Nutku''na başvur.
Tüm bunları yapabilmen için ne mi gerekli? Onu da söylemiş Atatürk: ''Bunun için gereken güç, damarlarındaki soylu kanda bulunmaktadır!''
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|