Bize zaten stajyer lazım
Elinizde ortaokul sistem ve olanakları, ortaokul kadrosu varsa başına rektör getirmek çoğu zaman iyi sonuç vermiyor. Elinizde master öğrencileri varsa başlarına ortaokul hocası getirmek de olmuyor.
Bunu modern zamanlarda, herhangi bir Türk takımının boyunu aştığı, ilerleme kaydettiği hemen her hamlede görmek mümkün.
Denizli'yle Galatasaray'ın, Şampiyonlar Ligi yarı finali oynamasında,
Terim'le 96'ya gidişimizde,
Yine Terim'le UEFA Şampiyonluğu'nda.
Yanal'la Gençler'in çeyrek final kapısından dönüşünde.
Ve Fenerbahçe'nin tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi gruplarından çıkışında hep aynı durum var.
Hocanın takımla birlikte büyümesi.
Hoca büyükse, rektör olduysa artık, eğitimini tamamlamış öğrencilerle ve yetersiz okullarla uğraşamıyor.
Zico'nun değişmez doğruları yok. Misal Lippi gibi değil. Hatırlayın kadrosu büyük, ama sistemi anaokul seviyesindeki Inter'den nasıl hemen uzaklaştığını. O, Juventus'un herhalde FIAT'la göbekbağı ve dolayısıyla otomobil üreticiliğinden kaynaklı seri zincir üretim sistemine alışmış bir prof'tu. Inter'de darmadağın oldu. Belki de Hiddink'lerin, Rausch'ların, Löw'lerin hatta Parreira'ların (şampiyonluk bir yana, nasıl gittiğini de unutmamalı) Fenerbahçe'deki bocalaması da buna benziyor.
Zico kararlarından hemen dönen bir hoca değil. Ancak takımıyla geçirdiği sürenin henüz bir buçuk yıl olduğunu unutmayalım. Bir buçuk yılda onun ne kadar değiştiğini, takımı ne kadar değiştirdiğini de görebilirsiniz. Haftadan haftaya her şey değişmiyor belki. Ancak bir buçuk yıl bir takımın ömründe hiçbir şeydir ve değişiklik de büyük.
En durağan Kezman
Zico bir futbol prof'u değil. Onun değişmez doğruları yok. Zor ikna oluyor belki. Ama oluyor. Dönüşüyor, değişiyor, değiştiriyor.
Galatasaray maçı sonrası, Semih'in yokluğunda yaptığı ufak hamle bunları bana düşündürtüyor.
Kezman'la oynamanın şartlarını pazar günü çok iyi ortaya koydu. Küçük bir hamle, hem Kezman'ı rahatlattı hem de Fenerbahçe'yi.
1- Ligin en zayıf ve durağan santrforlarından bir olan Kezman'la Fenerbahçe'nin,
2- Ligin en disiplinli savunma yapan takımlarından birine karşı,
3- Lig boyunca hiç görmediği kadar pozisyon yaratması,
4- Ve ilk kez 3 gol yemelerine yol açması,
sadece psikoljik sebeplerle açıklanamaz.
Bunun altında Zico'nun Marco'yu savunma hattının değil hücumun bir parçası olarak kullanmasının temel bir rolü var.
Zico, Semih'in ne anlam ifade ettiğini, Kezman'ın ne şartla değerli bir oyuncuya dönüşeceğini çok iyi analiz etmiş. (Nihayet ikna olmuş mu demeli?)
İbrahim Şahin'in biraz şanslı olması durumunda 3 gol yiyerek maçı bitirebilirlerdi evet. Ancak Oftaş'a bu kadar pozisyon bulabilmek büyük iştir ve Zico'nun bunda payı çok temeldir.
Alex ikinci santrfor
Zico, Fenerbahçe klasiği 4-4-1-1'i çok ufak hamlelerle değiştirdi. Bu oyuna 4-1-4-1 denebilir. Marco, Fenerbahçe'nin çapası. Herkesin ipini bağladığı merkez. Bu oyuncuyu savunmanın önünden alıp, Alex'e sürekli bir yakınlıkta oynatmak, onun yerini Maldonado'yla doldurmak akıllıca ve Kezman'ı çalıştıran, Alex'i neredeyse 2. santrfor yapan bir hamle oldu.
Bunlar küçük, yapılması belki zor olmayan, devrim filan sayılmayacak, ama oyunu geliştiren doğruya yönelten hamleler ve Zico bunları yavaş yavaş yapıyor.
Uyum sadece oyuncu kadrosu için lazım olan bir kavram değildir. Teknik direktör-yönetim ve daha önemlisi teknik direktör-oyuncu kadrosu arasında da eşuyum lazımdır. Ve hatta daha da lazımdır.
Zaten var olan büyük bir sistem ve kadronuz varsa yapmanız gereken ona uygun büyük bir hoca bulmaktır. Ama zaten siz stajdaysanız, size uygun birileri daha iyi oluyor.
Terim de prof değildi, Denizli de, Yanal da, Şenol Güneş de.
Zico bu yüzden iyi gidiyor olmasın!
Leverkusen umudu
Almanya Ligi'nin en çok gol atan 2. takımıyla oyunuyor Galatasaray. Bu golcülüğe rağmen en çok gol atan 20 oyuncudan sadece biri Leverkusenli (Gekas).İlk yarının sonundaki muhteşem oyunlarında biraz uzak biraz bocalayor gözüktüler Hamburg maçında. Ancak yine de çok tempolu top çevirdiklerinden, baskı yemeleri zorlaşıyor. Bu açıdan Gaşatasaray'ın temposunu biraz daha artırması uyguladıkları kaos futbolunu iyice işin içinden çıkılmaz kılmaları gerekiyor. Çünkü malesef kontrol oyununu yapamıyor temsilcimiz. Ancak oynadıkları baskılı kaos futbolunu geliştirmeleri umut verici.
Gol yemeden bu maçı kapamaları ne kadar mümkün bilmiyorum. Çünkü Leverkusen direkt kaleye gidebilen hızlı bir ekip. Kısaca 3 atmak lazım. 1 yemek sorun değil ve yememek de mümkün görünmüyor. Birden fazla olmasın yeter.
Siyaset ve futbol
İlla ki, herkes Atatürk'ün kendi takımını tuttuğuyla gururlu değil mi? Hem de partisini kimse önemsemezken. Ülkedeki statların %90'ında polikacı ve devlet adamlarının isimleri yok mu? İnönü ya da Mithat Paşa kimlerdir? Ya Şükrü Saracoğlu?
Özal'ın, Mesut Yılmaz'ın, hatta Semra Özal'ın futbola direkt dahli yok muydu? İsmet Sezgin değil miydi Haluk Ulusoy'u federasyon üyesi yapan?
UEFA şampiyonluğu kazanıldığında, koskocaman olmuş ülkenin her tarafına yığılmış Galatasaray taraftarlarına değil, hükümete bakılmadı mı ödül için?
Seçim nutuklarında "Urfalılar takımınızı birinci lige çıkartalım mı?" haykırışlarını hem de bir kadın başbakanın ağzından duymadık mı?
Saplanılan borç batağından Maliye Bakanları, başbakanlar çıkarmıyor mu sürekli büyükleri?
Siyaset futbola bulaştı evet. Ama yaklaşık 60 yıl önce. Şimdinin farkı iktidarın bu kadar güçlü olması sadece. Ve bu bir futbol, spor tatışması değildir.
Bunu ben değil, politika yazarları tartışmalı.
mdemirkol@milliyet.com.tr

Cafe