
M. Ali BİRAND
Türkiye'de iktidar el değiştiriyor...
AK Parti (AKP) dahi 22 Temmuz seçimlerinde yüzde 46.6 oy alabileceğini beklemiyordu. Herkes şok yaşadı. Bu sonucun ne anlama geleceği, daha ilerde farkedildi. Başbakan dahi seçim gecesi yaptığı konuşmadı "Kaygı duyanlar dahil, herkesi kucaklayacağını, uzlaşı arayacağını" vurgulamıştı. Galiba, o da böyle bir sonuca hazırlıklı değildi. Nitekim sonradan öyle adımlar attı ki, ne uzlaşı arayışı, ne de "kaygılı kesimleri kucaklamak" kaldı.
Seçimlerden sonra öylesine bir fırtına başladı ki, her şey değişti. Artçı depremleri tetikleyen de MHP oldu.
Önce, kaybedildiği düşünülen Çankaya kalesine, MHP tutum değiştirince, Gül oturdu. Sonrası çorap söküğü gibi geldi.
YÖK'ün başı ve iç yapısı değişti.
Anayasa mahkemesi'nde dengeler değişti.
Yargıda ince ayar başladı.
AK Parti, 22 temmuz seçimlerine kadar hükümet olmuş, ancak iktidar olamamıştı. Hatta iktidar olabilmek için pek mücadele de vermemişti. Pragmatik davranmış, ne türban, ne de imam hatipler konusunda zorlamaya girmemişti.
22 temmuz sonrasında ise, AKP ilk defa iktidarı ele geçirdiğinin farkına vardı.
Ne asker kaygısı, ne laik medya, ne de muhalefet... Hiçbirini umursamadı. "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" sloganını kullandı ve "millet istiyor" diye yola çıktı. Yüzde 46.6 oy alması, aslında bu partiye büyük bir özgüven verirken, AKP'yi desteklemeyenlere de korku saldı.
AKP bu oranı arkasına alıp, yine MHP'nin tetiklemesiyle türban başta, tüm duyarlı noktalara ve arı kovanlarına parmağını sokarken veya sokmak zorunda kalırken, bilinçli şekilde, Türkiye'ye yön veren kurumları da değiştirmeye ve bürokratik atamalarda kendileri gibi düşünenleri tercih etmeye başladı.
Eskiden, bu kadrolarda laik kesimle aynı düşünceye sahip insanlar çoğunluktaydı. Şimdi, laikliği farklı yorumlayanlar çoğunlukta. Anayasa mahkemesi, YÖK, rektörler ve yargı yavaş yavaş değişiyor. Eski supaplar artık kalmıyor.
Bürokrasideki bu değişim, sadece laiklik çerçevesinde kalmıyor.
Eğitimde, zihniyet farklılaşıyor.
Para el değiştiriyor.
AKP'nin zenginleri giderek artıyor. Giderek daha çok ortalarda dolaşıyor, daha fazla ihale kazanıyorlar. Merkez Bankası başta, para bürokrasisi de el değiştiriyor.
AKP medyası da giderek büyüyor. Laik diye adlandırılan medya giderek daralıyor. Dindar medya yaygınlaşıyor.
Nihayet, AKP belediyeler aracılığıyla, günlük yaşamımızda egemen oluyor. Kendilerine özgü giyinişleri, konuşmaları, kokularıyla Türkiye'nin yönetimi tümüyle el değiştiriyor.
Önümüzdeki 5-10 yıl içinde bambaşka bir Türkiye'de yaşamaya hazırlıklı olalım.
Merkel, hükümetinin, Türkiye'ye imtiyazlı ortaklık verilmesini tercih ettiğini, ancak AB'nin daha önce aldığı kararlara uyacağını açıkladı. Yani Alman Devletinin attığı imzaya sadık kalacağını söyledi.
Merkel, bunu ilk defa söylemiyor. Ancak uzun süredir "Ahde vefa" yaklaşımı yerine, İmtiyazlı Ortaklıktan söz eder olmuştu.
Durumu biraz daha açarsak, Berlin, Türkiye'nin tam üye olmasını bir türlü içine sindiremiyor. Daha doğrusu, iktidarı oluşturan koalisyonun Hıristiyan Demokrat kesimi tam üyelik fikrine karşı çıkıyor. Sosyal Demokrat kanadı ise, Türkiye'nin tam üyeliğinde ısrarlı. Hıristiyan Demokratlar, kendi tabanına konuşurken "imtiyazlı ortaklık" diyorlar, Türkiye veya koalisyon ortaklarına konuşunken, Türkiye'yi tüm koşulları yerine getirdiği taktirde tam üye olarak kabul edeceklerini söylüyorlar.
Merkel, bu politikasıyla, Fransız Devlet Başkanı Sarkozy'den bir miktar uzaklaşıyor. Sarkozy kafadan HAYIR diyor. Türkiye'nin Avrupalılığını dahi sorguluyor. Ancak o da, müzakerelerin tümüyle durdurulmasını istemiyor. Ufak tefek engeller çıkartmakla yetiniyor.
Özetlemek gerekirse, Türkiye'nin önünde görülen Merkel-Sarkozy engeli sanıldığı kadar güçlü değil.
Eğer Türkiye AB ile ilişkileri tekrar hatırlayıp reformları harekete geçirirse, tahmininden daha hızlı ilerleyebilecektir. Tam üyelik koşullarını yerine getirmeye başlamış olan bir Türkiye'yi kimseler engelleyemeyecektir. En büyük hata, "Ne yaparsak yapalım, Merkel ile Sarkozy bize geçit vermeyecek" mantığı ile hareket edip, ipe un sermek ve bu cephenin değişmesini beklemek olur. Boş yere zaman harcarız.
Israrla ve bilerek söylüyorum.
Tüm koşulları yerine getirmiş olan bir Türkiye'nin tam üyeliğini kimse uzun süre engelleyemez. Belki zaman zaman ayak sürüyebilirler, ancak sonunda pes ederler. İyisi mi, biz etrafla uğraşmayı bırakıp, üstümüze düşeni yapalım.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net

Cafe