
M. Ali BİRAND
MHP, AKP'ye istediğini yaptırabiliyor...
Türban olayı, bir başka tartışmayı da gündeme getirdi.
Kim kimin arkasından sürükleniyor ?
Çok kişi MHP'yi sanki istemeyerek AKP'nin peşinden sürükleniyormuş gibi gösteriyor. Bahçeli'nin istemeyerek bu yönde adımlar attığı, MHP'nin oyuna geldiği ileri sürülüyor.
Ben tam aksini düşünüyorum.
MHP, hem Çankaya seçiminde, hem de türban konusunda son derece başarılı bir performans sergiledi. Kim bu taktikleri üretiyorsa, bravo doğrusu. Dışardan bakıldığında, asıl MHP'nin, AKP'yi burnundan yakalamış sürüklediği görülüyor.
İşte, Cumhurbaşkanlığı seçimi ortada...
AKP, Gül'ün yerine başka bir aday arıyormuş izlenimi veriyordu ki, MHP ortaya çıktı ve oylamaya katılacağını açıklayarak, Gül'ün önünü açtı. Cumhurbaşkanlığı için gerilim yaratmamak amacıyla, yine AKP içinden, ancak eşi türbansız bir aday aranırken, MHP'nin bu çıkışıyla Gül'den vazgeçemediler.
MHP, kamuoyu gözünde "oyun kuran, önemli kararların anahtar partisi" konumuna girdi. Kendi oy tabanına da, türbanı gözeten parti izlenimini verdi.
Ardından türban tartışması geldi ve yine MHP ön aldı. AKP'yi yakaladı ve sürükledi. Kimse bunun aksini iddia edemez. Dış görünüş budur. Hatta bir ara, 17 inci maddenin değişikliğinden vazgeçilmesini konuşmaya başlayan AKP'yi yine MHP yola getirdi. Ayağını koydu ve 17 inci madde değişikliğinden vazgeçilmesini önledi.
Belki kapalı kapılar ardındaki gizli konuşmalarda, size anlattıklarımın tam aksi oluyordur. Onu kimse bilemez. Kamu oyu ,dışa yansıyan izlenimlere göre kararını verir. Bu konuda da, genel izlenim, MHP'nin AKP ile istediği gibi oynadığı şeklindedir. AKP'li dostlar kızmasınlar, ancak dışa yansıyan izlenim budur.
Yine AKP'nin en çok çekindiği ve dikkatle izlediği partinin de MHP olduğu izlenimi de çok yaygındır. Eğer bir gün kan kaybetmeye başlarsa, bunun MHP lehinde sonuç vereceğini düşündükleri sanılmaktadır.
Hep derim ya, izlenimler aslında gerçeklerdir.
Son haftalarda başta Başbakan olmak üzere, partinin önde gelenlerine sempatik gözükmek, büyüklerinin gözüne girmek isteyen bürokrasiden kaynaklanan garip kararlar çıkar oldu.
Kimi AKP belediyelerinden, kimi bakanlıklardan öylesine kararlar alınıyor ki, insan ister istemez kaygılanıyor. Türban kararından sonra, şimdi yeni adımların atılmaya başlandığı ve Türkiye'yi orta doğu karanlığına çekmek isteyenlerin işbaşı yaptıkları izlenimi yaygınlaşıyor.
Alt alta yazınca işin rengi değişiyor.
Hava alanında rakı ilanları kaldırılıyor.
TV'lerde içki kadehlerinin görünmesi yasaklanıyor.
Birçok kentte, alkol satanlar kırmızı bölgelere sürülüyor.
Alkollü içkilerin reklam veya sponsorluk harcamalarının vergiden düşülmemesi için yasa çıkarılıyor.
Ne oluyorsunuz ?
İnsanların içki içip içmemelerinin kahyası sizler misiniz ?
Türkiye'nin en önemli kültüründen biri sayılan rakı üretiminden ne istiyorsunuz ?
Şarap üretimini neden öldürmek istiyorsunuz ?
Bütün bunların mutlaka kendinize göre gerekçeleri vardır. Ancak sabıkanız artık o kadar arttı ki, ister istemez işin içinde iş aranıyor.
İktidarın bir politikası mı ?
Yoksa, bürokraside , partide, kendini göstermek isteyen küçük kafalar mı bu işgüzarlık peşinde koşuyorlar.
Bunun önünü almak çok kolay.
Başbakan çıkar ve iki kelime etti mi, biter. O konuşmadığı sürece, bizlerin faturayı ona keseceğimizi de bilmeli...
Bir Belçika mahkemesi, DHKP-C'yi terör örgütü olarak nitelemedi ve lider kadrosunu hafif sayılabilecek cezalara çarptırdı.
Türk kamuoyu için DHKP-C tam anlamıyla terör örgütüydü.
En unutulamayacak eylemleri Sabancı cinayetiydi.
Hangi gerekçeyle olursa olsun, göz göre göre üç kişinin canını almışlardı. Sadece bu kadarı dahi yetmez miydi? Diğer eylemlerini bir yana bırakalım, sadece bu olay, lider kadrosunun sert şekilde cezalandırılmasını gerektirmez miydi?
Belçika mahkemesinin kararı Türk kamuoyunda ne kadar haklı bir tepki yarattı. Belçika mahkemesinin gerekçesi bir türlü anlaşılamadı. Belçikalı yetkililer de, mahkemelerinin neden böyle hareket ettiklerini ya anlatamadılar veya anlatmak zahmetine katlanmadılar.
Oysa Belçikalı mahkeme, DHKP-C'yi sadece Belçika sınırları içindeki suçlarından dolayı yargılamıştı. Yani, ruhsatsız silah taşımak, sahte pasaport taşımak vs gibi, terör örgütü damgası vurdurtmayan suçlardan ceza vermişti. O zaman da bu cezalar normal görülmeliydi.
İşin asıl garip yanı, Belçika'nın DHKP-C'yi yıllardır koruduğu izlenimi veren tutumu ve mahkeme sırasında da Türkiye'deki cinayetlerinin görmezden gelinmesiydi.
Mahkeme heyeti ellerindeki yasalarla ancak bu kadar hareket edebilirdi. Bundan dolayı, sorumluluğu mahkeme heyetinde değil, Belçika yasalarında aramak gerekiyor.
Bu yasalarda gereken değişiklikler yapılmadığı ve genel mantık yapısı değiştirilmediği sürece, terör örgütleri ve katiller, özgürlükler adına Belçika'yı doldururlar. Belçika dışişleri Bakanı, Türkiye'deki tepkilere kızmak yerine, ülkesindeki genel yaklaşımı gözden geçirse daha iyi olur.
Belçika ne derse desin, DHKP- C bizim için terör örgütüdür. Yaptıklarının özgürlüklerle hiç bir ilgisi yoktur.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net

Cafe