TÜSİAD BAŞKANI ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ, ISPARTA'DA KONUŞTU
Gerginlik genişliyor, süreç kontrolden çıktı izlenimi var
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, "Hükümetten beklentimiz, reform sürecine hız kazandırması ve toplumumuzu kenetlemesiydi. Oysa reform sürecinde ciddi bir atalet, toplumda ise maalesef kutuplaşma görüyoruz. Siyasi gündemimizi dalgalandıran konu, zaman içinde, yükseköğretim kuralları çerçevesinde yumuşak bir geçişle halledilebilecek iken, siyasi istikrarsızlık nedeni haline geldi. Anayasa değişikliklerinin karşı karşıya kalacağı muhtemel hukuki engellerin de iyi hesap edilmediğini açıklıkla görüyoruz. Ayrıca, bu konudaki söylemlerin toplumda gerginliğe ve tedirginliğe neden olacak şekilde genişlediğine şahit oluyoruz. Adeta süreç kontrolden çıktığı izlenimi veriyor" dedi. Isparta Girişimci Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (IGSİAD) Büyük Isparta Oteli'nde düzenlediği 'Kobilerde Finansman Sorunları ve BASEL II' konulu toplantıya katılan TÜSİAD Başkanı, konuşmasında önemli açıklamalarda bulundu. Arzuhan Doğan Yalçındağ'nın açıklamaları şöyle:
EKONOMİ SERVİSİ
2007'DE TABLO BOZULDU: 2001 sonrası sağlanan istikrar yatırımların önünü açtı ve özel sektör yatırımları yıllık ortalama yüzde 20 artış gösterdi. 2007'de bu olumlu tablonun bozulduğunu gördük: Büyüme yavaşladı, enflasyon hedefin iki katına çıktı, YTL değer kazanmaya devam etti, cari açık yükseldi. Mali disiplin bozuldu, faiz oranları maalesef büyümeyi destekleyecek seviyelerin çok üzerinde seyretti, işsizlik oranı yüksekliğini korudu ve verimlilik artış hızı yavaşladı.
2007 ayrıca dünya piyasalarındaki dengenin de bozulmaya başladığı bir yıl oldu. Amerika'daki yüksek riskli konut kredilerinin yarattığı zincirleme zararlar, 2008'e büyük sorunların devredilmesine yol açtı
EKONOMİ YÖNETİMİ İKİLEMLE KARŞI KARŞIYA:
Bütün bu iç ve dış gelişmelerin 2008 yılı Türkiye ekonomisine nasıl yansıyacağına bakıldığında ekonomi yönetiminin büyük bir ikilemle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Enflasyon hedefi için para politikasında gevşeme olmaması gerekecek. Daralan uluslararası likidite karşısında, yurtdışından fon çekmek için yüksek reel faizin devam etmesi kaçınılmaz olacak.Öte yandan, reel faizlerin mevcut seviyesi ile hem yüksek büyüme hızı elde etmemiz, hem de istihdam yaratmamız oldukça zor olacak.
Bu tabloya rağmen, yerinde kararların zamanında ve eksiksiz uygulanması ile çok şey değişebilir. Dünya ekonomisindeki gelişmelerin çok yakından izlenmesi ve para politikasında istikrarlı bir yaklaşım benimsenmesi gerekir.
Kısmen bozulan bütçe disiplininin 2008'de yeniden sağlanmasının, yurtiçi ve yurtdışı yatırımcılara verilecek çok kuvvetli bir mesaj olacağına inanıyoruz. 2008'in kayıp bir yıl olmaması için, reform ivmesinin yeniden yükseltilmesi de bir başka gereklilik olacak.
MAALESEF KUTUPLAŞMA OLDU:
Bunlar, çalkantısız, istikrarlı bir siyasi ortama sahip olmayı ve Türkiye'nin gelişmiş ülkeler ligindeki yerini tereddütlere yer bırakmayacak şekilde, net bir biçimde ortaya koyabilmeyi gerektirir. Bu koşulların altını çiziyoruz, çünkü içinde yaşadığımız günlerin, bu koşulları yerine getirmekten çok uzak bir görünüm sergilediğini düşünüyoruz.Ülke olarak yenilenen meclisten ve yeni kurulan hükümetten beklentimiz, geçmiş dönemin tecrübesi ile, reform sürecine hız kazandırması ve toplumumuzu kenetlemesiydi. Oysa bugün itibariyle reform sürecinde ciddi bir atalet, toplumda ise maalesef kutuplaşma görüyoruz.
YUMUŞAK GEÇİŞ OLABİLİRDİ:
siyasi gündemimizi dalgalandıran konu özünde üniversite camiasını, öğretim üyeleri ve öğrencileri ilgilendiren bir konudur. Zaman içinde, yüksek öğretim kuralları çerçevesinde yumuşak bir geçiş ile halledilebilecek iken, bugün siyası istikrarsızlık nedeni haline gelmiştir. Konunun, iki kısa anayasa maddesi değişikliğine indirgenmesi ve bu şekliyle Meclis'e getirilmesi yanlış bir adım olmuştur.SÜREÇ KONTROLDEN ÇIKTI İZLENİMİ VERİYOR:
Kaldı ki bu anayasa değişikliklerinin karşı karşıya kalacağı muhtemel hukuki engellerin de iyi hesap edilmediğini açıklıkla görüyoruz. Ayrıca bu konudaki söylemlerin toplumda gerginliğe ve tedirginliğe neden olacak şekilde genişlediğine şahit oluyoruz. Adeta süreç kontrolden çıktığı izlenimi veriyor.Bambaşka bir tablo sergileyebilirdik, demokratik reformlarımızı, özgürlükleri en geniş anlamda hayata geçirecek şekilde, çok önceden tamamlayabilirdik. Yüksek öğrenim kurumlarımızı, yenilikçi, yaratıcı, araştırıcı, bilimsel bilgi üreten kurumlar haline getirebilirdik. İlk ve orta öğretimde 12 yıllık zorunlu eğitime geçmiş olabilirdik.
GÜÇLER DENGESİ YÜRÜTME LEHİNE BOZULDU:
Demokratik katılımı geliştirip, güçler ayrılığı prensibini anayasal zeminde yeniden olması gerektiği gibi tesis edebilirdik. Oysa şu anda yaptığımız, yasama-yürütme-yargı dengesini Yürütme lehine bozacak yeni girişimler yapmak.Sorunlara ideolojik kalıplarla yaklaşmayıp akılcı bir yöntem benimseyebilseydik. Ekonomiyi rekabete çok daha kolay hazırlayabilir, refah toplumu idealimizi çok daha hızlı gerçekleştirebilirdik. Avrupa Birliği'ne de bu açıdan bakmak gerekir. AB tam üyelik hedefimiz, salt ekonomik bir konu değil, aynı zamanda toplumsal bir projedir.
Gündemi yerli yerine oturtmak zorundayız. Türkiye dar gündemli ve kutuplaştırıcı siyasetlerden geçmişte çok zaman kaybetti. Kutuplaşma ve gerginlik yerine, ülkemizin ve tüm bireylerin refahını arttıracak ekonomik ve sosyal politikalar çevresinde kenetlenmeliyiz.
TÜSİAD olarak, kendimizi Cumhuriyet'in demokrasi, laiklik, çağdaşlık ve refah ideallerinin taşıyıcısı, toplumsal gelişme gönüllüsü olarak görüyor ve ilgili tüm süreçlerde aktif olmaya devam edeceğimizi bir kez daha hatırlatıyoruz.

Cafe
