Diyasporayı hem 'nimet' hem 'külfet' gören var
Cumhurbaşkanı adaylarından Vazgen Manukyan, diyasporanın Türkiye'ye daha sert olduğunu belirterek, 'Ermenistan'ın ise başka problemleri var ve bunların biri de komşularıyla iyi ilişkiler kurmaktır' dedi İnsani Kalkınma Merkezi Başkanı Poghosyan ise 'beyin gücü, mali olanakları ve etkinliğiyle diyasporanın kendileri için en önemli varlık' olduğunu söyledi. Ancak diyasporanın yatırımları çok yetersiz
Ermenistan liderini arıyor / Semih İdiz
Batı'daki Ermeni diyasporası ile Ermenistan'ın çıkarlarının her zaman örtüşmeyebileceğini ne zaman yazsak, özellikle Amerika'daki Ermenilerin eleştiri bombardımanına uğruyoruz. Bu konuda söylediklerimiz, "Türk propagandistlerin Ermeniler arasına nifak sokma çabası" olarak görülüyor. Biz de "bayatlamış bir girişim peşinde koşmakla" suçlanıyoruz.
Her şeyden önce, diyaspora Ermenileriyle Ermenistan Ermenilerinin aynı millete mensup olduklarını ve 1915 olayları konusunda aynı görüşlere sahip olup bu konuda aynı acıları paylaştıklarını hiç kimse inkâr etmiyor.
Fakat iki kesim arasında çıkar çatışması olması eşyanın tabiatında var. Hükümran bir ülke olan Ermenistan'ın kendi geleceği için yaptığı tasarılarla, Fransa'nın Marsilya kentinde veya Amerika'nın Glendale kasabasında, yani farklı bir ülkenin vatandaşları olarak yaşayan Ermeni cemaatlerinin tasarılarının her zaman örtüşmesi mantık gereği mümkün değil.
Bu arada, bir diğer husus da göz ardı edilemez. Soğuk savaş boyunca diyaspora "kapitalist dünyanın" içinde zenginleşen ve siyasi etkinlik kazanan had safhada burjuva bir topluluk olarak yaşarken, Ermenistan Ermenileri Sovyetler Birliği vatandaşları olarak 75 yıl boyunca çok farklı sosyo-ekonomik koşullar altında yaşadılar.
Diyasporaya toz kondurulmuyor
Bundan kaynaklanan farklılıklar da zaten, örneğin hem Glendale Ermenilerini hem de Ermenistan'ı görmüş olan kişiler açısından ortaya çıkıyor. Ermenistan'ın önde gelen siyasetçilerinden ve salı günü yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olan Vazgen Manukyan'ın bazı sözleri de buna işaret eder nitelikteydi.Erivan'da konuştuğumuz Manukyan, diyaspora Ermenilerinin Türkiye'ye karşı Ermenistan Ermenilerinden çok daha sert olduğunu kabul etti. Bunu diyasporanın "1915 tehcirinin ve soykırımının ürünü olmasına" bağlayarak, "Ermenistan'ın ise başka problemleri var ve bunlardan biri de komşularıyla iyi ilişkiler kurmaktır" dedi.
Öte yandan, diyaspora ile Ermenistan Ermenileri arasındaki çıkar çatışmasını ortaya koyanların başında, hunharca katledilen gazeteci dostumuz Hrant Dink geliyordu. Dink, Fransız Parlamentosunda Ermeni soykırım tasarısı ile ilgili olarak 12 Ekim 2006'da CNN Türk'ten Şirin Payzın'a verdiği demeçte buna da değinmişti.
Payzın'ın "Diyaspora Ermenileriyle Ermenistan Ermenileri gerçekten aynı telden çalıyor mu?" sorusunu şöyle yanıtlamıştı:
"Diyaspora ile Ermenistan arasında Ermenistan'ı kim yönetecek türünden bir egemenlik mücadelesinin var olduğunu görüyoruz. Diyaspora çok açık biçimde, seçme ve seçilme hakkıyla birlikte, çifte yurttaşlık istiyor. Ermenistan hükümeti ise egemenliğini diasporaya kaptırmak istemiyor ama onun katkısına, ekonomik yardımına, her şeyine de muhtaç."
Dink'in sözleri aslında durumun bir fotoğrafı niteliğindedir. Nitekim Erivan'daki temaslarımız sırasında da bazı sıkıntılar kabul edilse bile, diyasporaya "toz kondurmama" eğiliminin ağır bastığına tanık olduk.
Örneğin, Uluslararası İnsani Kalkınma Merkezi Başkanı Tevan Poghosyan "beyin gücü, mali olanakları ve siyasi etkinliği nedeniyle" diyasporayı "Ermenistan açısından en önemli varlık" olarak tanımladı. Bu arada diyaspora hakkında genellemelerde bulunmanın da çok doğru olmadığını söyleyerek şöşye devam etti:
Safaryan: Gündemlerimiz farklı
"Ermeniler arasında soykırımı inkâr edecek olan yoktur. Ancak 'bunu Türklerle ilişki için bir önkoşul yapmayalım' diyenler var. Bu diyaspora için de geçerli. Onun için, örneğin 'diaspora Türk Ermeni Uzlaşma Komitesi'nin çalışmalarını engelledi' demek de tümüyle doğru değil. Kısacası, diasporaya kalıplaşmış bir açıdan bakmak hatalı olur."Miras Partisi Genel Sekreteri ve milletvekili Stepan Safaryan ise diyaspora-Ermenistan ilişkileri konusunda daha net konuştu.
"Ermenistan'ın gündemi ile diyasporanın gündemi aynı değil" diyen Safaryan, "Türkiye iki kesimi aynı kefede görüyor. Diyaspora soykırım konusunda bastırıyor, çünkü kendisi için başka kanal görmüyor. Ancak Türkiye ile diplomatik diyaloğu da olumlu karşılayacaktır."
Safaryan, bu diyaloğa diyasporada her şeye rağmen karşı çıkanların olacağını da teslim etti. "Ancak bunlar belirleyici olmazlar" diye ekledi. Safaryan'ın diyasporayla ilgili sözleri başka bir açıdan da ilginçti. Zira Miras Partisi'nin diaspora-Ermenistan çekişmesi açısından özel bir konumu var.
Partinin başkanı Los Angeles kökenli olan ve Ermenistan'ın ilk Dışişleri Bakanı olarak görev yapmış bulunan Raffi Hovanisyan'dır. Hovanisyan'ın buna rağmen cumhurbaşkanlığına adaylığını koyması engellenmiş. Neden olarak da vatandaşlık sorunu gösterilmiş.
Hovamisyan, 1991'den beri Ermenistan'da yaşadığı süre zarfında iki üç kez vatandaşlık başvurusunda bulunmasına rağmen bu başvurularına yanıt dahi alamamış. Sonunda başvurusu kabul edilmiş olsa da bu kez, "vatandaş olarak gerekli 10 yıllık süreyi doldurmadığı" gerekçesiyle cumhurbaşkanı adaylığı geri çevrilmiş.
Bu örnek bile Hrant Dink'in Payzın'a 2006'da söylediklerini doğrular nitelikteydi. Safaryan da haliyle diğer parti üyeleri gibi, partisinin başkanının, "yasal" değil, "siyasi bir engel" ile karşı karşıya olduğunu savunuyor.
Poghosyan: Diyaspora önemli
Uluslararası İnsani Kalkınma Merkezi Başkanı Tevan Poghosyan "beyin gücü, mali olanakları ve siyasi etkinliği nedeniyle" diyasporayı "Ermenistan açısından en önemli varlık" olarak tanımladı. Bu arada, diyaspora hakkında genellemelerde bulunmanın da çok doğru olmadığını söyledi.
Türkiye'nin AB üyeliğine diyasporadan farklı bakılıyor
Ermenistan ile diyaspora arasındaki bir diğer nüansı Türkiye'nin AB'ye tam üye olma çabaları konusunda görmek mümkün. Erivan bu üyeliği doğal olarak destekliyor. Zira bu suretle "Avrupa'nın sınırına geleceğini" düşünüyor.
Ermenistan'ın bu konudaki yaklaşımını, Yunanistan'ın tutumuna benzetmek de mümkün. Atina Türkiye'nin üyeliğini istiyor zira güvenliğinin AB dışında kalmış bir Türkiye tarafından daha fazla tehdit edileceğini düşünüyor. Aynı şey Erivan için de geçerli.
Örneğin, eski başbakanlardan olan Hıristiyan Demokrat Partisi başkanı Khosrov Harutyunyan, kendisiyle konuşmamızda, "Türkiye'nin AB perspektifine hoş bakıyorum. Türkiye'nin AB'ye entegrasyonunun bölge için yararlı olacağını biliyoruz" dedi.
Fakat hemen ardından "Ama Ermenistan'ı bir yana bırakarak baypas eden bir Türkiye AB'ye üye olamaz" diye ekledi. İlk bakıldığında olumsuz gibi görünen bu sözler aslında diasporayla olan bir diğer farkı da ortaya koyuyor.
Şöyle ki, özellikle Fransa'daki diaspora Ermenileri, Türkiye'nin AB üyeliğini "Ankara'nın soykırımı tanıması" ön koşuluna bağlanmasını istiyorlar. Türkiye'yi AB'de görmek istemeyen Fransız siyasetçiler de buna tabii ki kullanarak destek veriyorlar.
Fakat, Harutyunyan'ın sözlerinden de anlaşıldığı gibi, Ermenistan'ın öngördüğü önkoşul, "soykırımın tanınması" değil, Türkiye'nin Ermenistan'ı tecrit edip izole etme politikasından vazgeçmesidir.
Bu yapıldığı takdirde, Erivan'ın -sağlayacağı somut avantajları da gözeterek- soykırım konusunu Ankara'ya dayatmaya çalışması zayıf bir olasılık olarak değerlendiriliyor.
Diyasporadan gelen yatırımlar yetersiz
Erivan'ı gezerken, özellikle Amerikan ve Fransız toplumun en zengin tabakasına mensup olan Ermeni diyasporası mensuplarının Ermenistan ekonomisine yaptıkları katkıların çok sayıda örneğine rastlayacağımızı düşünmüştük. Oysa durumun pek de öyle olmadığını gördük.
Nitekim Ermeni araştırmacı Manuk Herginyan, 1998-2004 yılları arasında ülkeye yatırım yapanların yüzde 69'unun diyasporaya mensup olmalarına karşın, yaptıkları yatırımların toplam yabancı yatırımlar içinde sadece yüzde 24'lük bir payı temsil teşkil ettiğini, yani çok yetersiz kaldığını, tespit etmiş.
Erivan'da konuştuğumuz ancak bu konuda isimlerinin saklı kalmasını isteyen kişiler, bunu çeşitli nedenlere bağladılar. Bunların arasında yolsuzluk ile rüşveti sayarak, bunun Batılı iş âdetlerine alışmış diyaspora mensupları üzerinde caydırıcı olduğunu belirttiler.
'Bağlar sanıldığı kadar değil'
Ülkeye yatırım yapacak kişilerin, Ermenistan'da siyasi gücü elinde tutan odaklarla, pek de yasal olmayan şekillerde, işbirliği yapmaları zorunluluğunun da caydırıcı olduğunu söylediler.Bu arada, ağırlıklı olarak Anadolu kökenli olan diyasporanın bugünkü Ermenistan'a duygusal bağlarının sanıldığı kadar güçlü olmadığını söyleyenler de çıktı. Fakat bunun aksini gösteren somut örneklere de rastladık Erivan'da.
Örneğin merkezi Amerika'da bulunan Kafesciyan Vakfı, Erivan'ın en görkemli tepelerinden birinde devasa bir sanat müzesi ve kültür sarayı inşa ediyor. Öte yandan Ermeni asıllı Arjantin vatandaşı Eduardo Örnekyan, ülkenin dış dünya ile bağlantısını sağlayan Zvarnots Havaalanı'nı 2001'de 30 yıllığına kiralayarak yeni terminal binasının inşa etmiş.
Fakat yapılan yatırımların yetersiz kaldığını görmek için, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Erivan'ı gezmek yetiyor.
Bu çerçevede "Sınır açılıp ilişkiler normalleşirse, Türkiye'den gelecek olan yabancı yatırımın diyasporadan gelen yatırımdan fazla olması halinde buna şaşmayacağını" söyleyen bir muhatabımızın sözleri de ilginçti.
Bu söylenenlerde diyasporaya karşı duyulan bir hayal kırıklığını sezer gibi olduk.
DIŞİŞLERİ BAKANI VARTAN OSKANYAN:İlişkilerimiz olsaydı buna diyaspora olumlu bakardı
Erivan'da görüştüğümüz Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan'a, "Diyasporanın bastırmasıyla çeşitli Batılı ülkelerin parlamentolarında gündeme getirilen soykırım tasarıları Türkiye ile Ermenistan arasında arzulanan normal ilişkilerin sağlanmasını zorlaştırmıyor mu?" diye sorduk.
"Bu gelişmeler Türkiye'nin neler yapmadığını gösteren bir durumdur" diye konuşan Oskanyan şunları söyledi:
"Ülkelerimiz arasında normal ilişkiler olsaydı, sınır açık olsaydı, sorunlara bakan hükümetler arası komiteler olsaydı, diyaspora da, tabii ki, bu gelişmelere olumlu bakardı. Türkiye'ye karşı duyulan kızgınlık da Amerikan Kongresi'nin veya Fransız Parlamentosu'nun Ermeni soykırımını tanıması için yapılan baskılar şeklinde açığa çıkmayabilirdi."
Diyasporanın işlerine karışmadıklarını da kaydeden Oskanyan şöyle devam etti:
"Bu, Türkiye'de var olan yanlış bir algılamadır veya kasıtlı olarak böyle gösteriliyor. Oysa Ermenistan hükümran bir ülkedir ve başka hükümran ülkelerin iç işlerine karışmıyor. Diyasporamızın yaptıkları ise kendileri ve seçilmiş temsilcileri arasında cereyan eden şeylerdir.
Kanımca tüm bunların altında yatanı görmek için en iyi sınav, ülkelerimiz arasında normal ilişkiler tesis etmektir. O zaman her şeyi doğru çerçevesinde ele alıp farklı ülkelerde meydana gelen bu gelişmelerin arkasındaki gerçek niyetlerin ne olduğunu analiz etme fırsatı doğacaktır."
Ağrı'ya nazır sanat merkezi
Merkezi Amerika'da bulunan Kafesciyan Vakfı'nın Erivan'ın en yüksek tepelerinden birinde Ağrı Dağı'na nazır inşa etmekte olduğu devasa sanat müzesi ve kültür sarayı diyasporanın Ermenistan'a yaptığı yatırımların somut bir örneğini oluşturuyor.

KOLYA AMCA'NIN EN BÜYÜK İSTEĞİ:
Gençliğimizde yaşadığımız Los Angeles'taki Ermeni mahallelerinde Türk kimliğimizi çekinerek dışa vurduğumuzu anımsadığımız için, Erivan'da Türk olduğumuzu öğrenenlerin bizi sıcak bir şekilde karşılamaları hoş bir sürpriz oldu. Bunlardan biri de Azerbaycan'dan gelen "Kolya" adlı yaşlı Ermeniydi. Hoş Azeri şivesiyle Türkçe söylediği "Sağ ol, sağ ol, saksağan ol. Eşekten düş aksağan (topal) ol" tekerlemesi bizi güldürdü. Kolya Amca ayrıca her gün izlediği Türk kanallarını da bize sıralayarak hiç görmediği Türkiye'yi çok görmek istediğini ama bunun için çok fakir olduğunu söyledi.YARIN:

Cafe