
Meral TAMER
Referanslar farklı olunca anlaşmak zor
Bütün bir haftamı akıl almaz bir biçimde işgal eden, Habertürk'te geçen pazar akşamki türban programına ilişkin tartışmaları, programın tek başörtülü konuğu avukat Fatma Benli'den gelen yanıt ve Cumhuriyet gazetesinde çalıştığım yıllarda patronum olan arkadaşım Emine Uşaklıgil'den gelen bir e - posta mesajıyla noktalamak istiyorum.
"Türban programında eksik kalan bir nokta" başlığıyla perşembe günkü yazımda, Benli'nin bazı sözlerinin Hürriyet Gazetesi İcra Kurulu Üyesi ve Reklam Grup Başkanı Ayşe Sözeri Cemal tarafından ırkçı ve faşizan bulunduğunu belirtmiş ve Benli'nin sözlerinde kötü niyet olmasa da, Başbakan Erdoğan'ınkine benzer bir mantık yürütme sezdiğimi dile getirmiştim.
Yabancı korkusu örneği
Fatma Hanım, bu yazıma itiraz ediyor ve diyor ki:
"Ben, Christine hanımefendinin 'Eskiden etrafımızda başörtüsü görmüyorduk. Şimdi gittikçe kapanıyor kadınlar. Özellikle Almanlar olarak bizim çok kötü bir geçmişimiz var. Ondan dolayı biz çok diken diken oluyoruz.' sözlerinin kabul edilemezliğini, karşıt bir örneklemeyle cevapladım. Muhatabım da yabancı ülke vatandaşı olduğu için, kendini benim yerime koyarak empati yapabilmesi amacıyla, örneğimi "yabancı korkusu" üzerine verdim.
İfadelerim 'Bu örtülüler artıyor, korkuyoruz' söyleminin 'Yabancılar çoğalıyor, en iyisi onlara benimle aynı hakları kullanmasına izin vermeyeyim,' iddiası gibi çoğulculukla ilgisi olmayan, farklılığa tahammülsüzlüğü ortaya koyan ifadeler olduğunu açıkça ortaya koymaktaydı.
Yazıda da geçtiği üzere 'Bu şuna benziyor; dünyanın globalleştiğini fark etmesem, yabancı düşmanı bir insan olsam şöyle düşünürüm' ifadeleri ile; bizatihi ayrımcılığı olumsuzlayan ve yanlış bulduğumu ortaya koyan örneğimin, "tüyler ürpertici", "Hıristiyanlara olumsuz bakış açımı gösterdiği" iddialarıyla kamuoyuna yansıtılmasının sebebini anlamam mümkün değildir.
Konuşulan konuyla hiç ilgisi olmadığı halde sözlerim çarptırılarak "ırkçı-faşizan" sözleriyle direk hedef gösterilmem, Hrant Dink'in duruşmasına giden; rahiplerin katledilmesini basın açıklamasıyla kınayan bir kişi olarak benim için ayrı bir üzüntü kaynağı oluşturmuştur."
Uşaklıgil'den Benli'ye
Yazımdaki ifadelerin maksadını aştığı anlaşılıyor; amacım Benli'yi üzmek değil, Başbakan Erdoğan'ın da aklından geçebilecek böylesi bir metaforun, gerek Ayşe gerekse benim yetiştiğim çevrelerde asla akla gelmeyecek olduğunu vurgulamaktı.
Nitekim Uşaklıgil'in Benli'ye yönelttiği sorunun da, bizlerin mantık silsilesinde gerçekten yanıtı yok:
"Gününü dışarıda geçiren başı örtülü kadınlar, hele İstanbul'da adım başında bir cami varken, acaba neden mağazalarda namaza durmak isterler?
Mesela söz konusu semt Nişantaşı ise, 2 adım ötedeki Teşvikiye Camii'ne gitmek çok mu zor? Ya da namaza durmak için alışveriş gibi bir faaliyete ara vermemek, son dakikayı beklemek ve bunu bir gösteriye dönüştürmek İslam'ın bir gereği de bizim mi haberimiz yok?
Fatma Benli Hanım'a, bütün gün dışarıda olan bir hanımın namazı mağazada kılmak istemesini neden doğal bulduğunu sormak isterdim doğrusu. Dinine gerçek anlamda saygılı bir birey, namazını ulu orta bir mağazada kılmak ister mi?"
mtamer@milliyet.com.tr

Cafe