
Osman ULAGAY
Dünya gözü
AKP'nin ikinci iktidar döneminde yarattığı kuşkular
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 2002 yılında iktidara aday olduğunda duyulan kuşkular, AKP'nin net bir seçim zaferi kazanarak tek başına iktidara gelmesi üzerine daha da artmıştı. AKP'nin nasıl bir yön çizeceği ve Türkiye'yi nereye götüreceği konusunda içeride ve dışarıda hissedilir bir belirsizlik vardı. AKP siyasal İslam kökeninden gelen ve "milli görüş" çizgisine bağlı kalan kendinden önceki partilerin tavrını andıran bir tavır mı sergileyecekti, yoksa farklı bir profil mi ortaya koyacaktı?AKP'nin ilk hükümet döneminde yaptığı açılımlar ve genel yaklaşımı, farklı bir parti olduğu izlenimini güçlendirdi. Parti lideri Recep Tayyip Erdoğan'ın 2002'de daha seçim sonuçlarının alındığı saatlerde ilan ettiği Avrupa Birliği (AB) açılımı, ekonomide devralınan programın ve IMF ile ilişkilerin komplekssiz biçimde sürdürülmesi, devletin ve rejimin yapısını değiştirme girişiminin öne çıkmaması, AKP'nin kendisine oy veren çevrenin dışında da puan toplamasına olanak verdi. Batı dünyası ve uluslararası sermaye çevreleri de AKP'yi küresel oyuna uyum sağlayacak bir oyuncu olarak görmeye başladı.
Medya ve AKP
AKP bu tutumuyla iktidarını sağlamlaştırıp, küresel ekonominin açtığı fırsat penceresinden de yararlanarak ekonomide başarılı sonuçlar elde edince, bu olumlu tabloyu yansıtan medya "AKP'nin dümen suyuna girme" suçlamasıyla karşılaştı. Bugün Sayın Başbakan'ın hedefi haline gelen medya kuruluşları da bu suçlamadan nasibini aldı.
Bugün yaşanmakta olan sorun, çapsız muhalefetin 22 Temmuz'da uğradığı hezimet sayesinde daha da büyük bir oy desteğiyle iktidardaki konumunu sağlamlaştıran AKP'nin, bundan sonra izleyeceği çizgi konusunda ciddi kaygılar ve kuşkular yaratmasından kaynaklanıyor. AKP'nin ikinci iktidar döneminde, ilk dönemdeki kucaklayıcı ve ufuk açıcı yaklaşımının tersine, kendi öz tabanı dışındaki her kesimi dışlamaya dönük bir yaklaşımı benimser görünmesi ve Sayın Başbakan'ın da ülkedeki gerilimin artmasına katkıda bulunması, AKP'nin izleyeceği çizgi konusunda beliren kaygıları içeride ve dışarıda artırıyor.
ABD ekonomisinde kötü haber yağmuru sürüyor
Eurostat'ın açıklamasına göre "Euro" alanını oluşturan 13 AB ülkesinin ortalama GSYİH büyüme hızı 2007'nin son çeyreğinde, bir önceki çeyreğe göre yarı yarıya düştü ve % 0.4 oldu. AB'yi oluşturan 27 ülkede ise bu oran % 0.5 olarak gerçekleşti. 12 aylık bazda hesaplanan verilere göre ise "Euro" alanının yıllık büyümesi % 2.3'e, 27 AB ülkesinin yıllık büyümesi ise % 2.6'ya düştü. Tabloda da görüldüğü gibi, 2007'nin ilk çeyreğinde bu oranlar sırasıyla % 3.2 ve % 3.4'tü.
Avrupa ve AB ekonomisindeki gelişmeler Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor çünkü ihracatımızın önemli bölümünü AB ülkelerine yapıyoruz ve AB'deki ciddi bir yavaşlamanın çok boyutlu etkilerini yakından hissetmemiz kaçınılmaz görünüyor.
ABD'de kötü haber yağmuru
ABD ekonomisindeki yavaşlamanın bir daralmaya dönüşme olasılığını artıran haberler ve açıklamalar geçen hafta da birbirini izledi.
Tüm bu gelişmeler ABD'deki resesyon tehdidinin sürdüğünü gösterirken resesyona girmesi beklenmeyen Avrupa'dan gelen son haberler, Avrupa ekonomisindeki yavaşlamanın da öngörülenden daha keskin olabileceğini gösteriyor.
AB'deki yavaşlama kalıcı mı?
Geçen yılın özellikle 1. ve 3. çeyreğinde tatminkâr bir büyüme performansı sergileyen Avrupa ekonomisinin 2007'nin son çeyreğinde hızla yavaşlaması 2008 beklentilerine de gölge düşürdü. Kimi gözlemciler Avrupa'daki ve özellikle "Euro" alanını oluşturan AB ülkelerindeki ekonomik yavaşlamanın ABD'deki kadar keskin olmasa da daha uzun sürebileceğini ve Avrupa'nın yavaş büyüme hastalığının geri dönebileceğini belirtiyor. Bu görüşün başlıca dayanakları şunlar:
ABD'den Avrupa'ya ve dünyaya yayılan ekonomik yavaşlama süreci yeni boyutlar kazanırken bizim "Bu kriz bizi etkilemez" edebiyatını sürdürmemiz ise giderek daha da garip kaçıyor.

Ben kitapta "mahalle baskısı"ndan söz ederken ifade etmek istediğim şey, geçen yıl Cumhurbaşkanlığı seçimiyle başlayıp 22 Temmuz seçimleriyle noktalanan süreçte, AKP'den kurtulma umuduna kapılan kendi çevremdeki pek çok kişinin bile, bu görüşe katılmadığım için bana farklı bir gözle bakma eğilimine girmiş olmasıydı. O ortamda meramımı kendi çevremdekilere bile anlatamayacağım hissine kapılarak Milliyet'teki yazılarıma ara vermek istedim. Genel Yayın Yönetmenimiz Sedat Ergin'in bu talebimi anlayışla karşılaması sayesinde 'AKP Gerçeği ve Laik Darbe Fiyaskosu' adını verdiğim kitabı yazabildim.
oulagay@milliyet.com.tr

Cafe