
Hasan CEMAL
Herkes özgür olmadan asla!
Başörtülü kadınlardan geçen hafta sonu altı çizilmesi gereken bir özgürlük çağrısı geldi.
"Herkes özgür olmadan asla!" diye özetlenebilecek bu çağrı kamuoyunda yeterince yankılanmadı.
Aralarında lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileriyle avukat, gazeteci, yazar, akademisyen ve bazı sivil toplum örgütü üyelerinin de bulunduğu 600 imzalı 'başörtülü kadın bildirisi'ni, üzerinde düşünülmesi ve tartışılması dileğiyle herhangi bir yorum yapmaksızın aynen köşeme alıyorum.
***
"Söz konusu özgürlükse...
Üniversite kapısı sert bir şekilde yüzümüze kapatıldığı günden bu yana yaşadığımız acılar bize bir şey öğretti:
Gerçek sorunumuz insanların hayatlarına, görünüşlerine, düşüncelerine müdahale edebilme hakkını kendinde gören yasakçı zihniyettir.
Başını örttüğü için ayrımcılığa uğrayan kadınlar olarak tüm samimiyetimizle açıklıyoruz ki;
Üniversitelere başımızı örterek girmekle mutlu olmayacağız.
Ta ki:
Kürtler'in ve ötekileştirilenlerin kendilerini bu ülkenin asli unsuru hissetmesi için gereken hukuki ve psikolojik ortam oluşturulmadan,
acımasızca işlenen cinayetlerin gerçek sorumlularına ulaşılmadan,
301 davalarını bitirecek düzenleme yapılmadan,
azınlık vakıflarının üzerinde pişkince oturanların rahatı bozulmadan,
Aleviler'in ibadet evlerini de kültür merkezi olarak görmekte ısrar etmekte ısrar etmekten vazgeçilmeden,
üniversitelerden sudan sebeplerle atılan arkadaşlarımız geri dönmeden,
yasakçı zihniyet bize ne zaman, nerelerde ve nasıl örtüneceğimizi dayatmaktan vazgeçmeden,
üniversitelerin özgürlüğünün önündeki en büyük engel YÖK kaldırılmadan...
Kısacası;
12 Eylül darbe anayasasını esamisi okunmayacak şekilde ortadan kaldırılıp, yeni, sivil bir anayasa yapılmadan mutlu olamayacağız.
Birimizin diğerimiz için tehlike olduğu korkusunu yayıp bizi birbirimize düşürerek bu adaletsiz düzeni devam ettiren yasakçı zihniyet tamamen ortadan kalkmadan hiçbir özgürlük tam özgürlük değildir.
Özgürlüklerin kısıtlanmasının ne demek olduğunu bilen insanlar olarak, bundan sonra da her türlü ayrımcılığın, hak ihlalinin, baskının, dayatmanın karşısında olacağız.
Unutulmamalı ki:
'Gökler ve yer adaletle ayakta durur.'(Hz. Muhammed)"
—————————————-
AÇIKLAMA
Pazar günü bu köşede çıkan 'tarihle yüzleşmek' konulu yazımla ilgili olarak bir açıklama geldi. Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Doç. Dr. Murat Somer'in gönderdiği açıklamayı köşeme aynen alıyorum.
"Merhabalar,
İsviçre'li tarihçi Kieser'ın İletişim Yayınları'ndan çıkan kitabındaki ifade, 1922'deki Kürt özerkliğiyle ilgili yasa tasarısının Mecliste kabul edildiği izlenimini veriyor. Oysa, Kieser'ın de alıntıladığı Robert Olson'a ve aktardığı İngiliz belgelerine göre, bu tasarı kabul edilmeden erteleniyor, bir daha da görüşülmüyor. (Robert Olson, Imperial Meanderings and Republican By-Ways: Essays on Eighteenth Century Ottoman and Twentieth Century History of Turkey. Istanbul: The ISIS Press, 1996, syf. 216-217)
Tabii bu tasarının 1922'de görüşülmüş olması bile Kürt meselesinin kaynaklarının anlaşılması açısından çok önemli ve bu kaynaklar daha fazla araştırılıp analiz edilmeli.
Not:
Kieser'ın kitabının Almancası elimde yok. Ayrıca yasa tasarısının (İngiliz belgelerinden) kopyası, Olson'un 'The Emergence of Kurdish Nationalism and the Sheikh Said Rebellion, 1880-1925' kitabında da var.
Sevgi ve saygılarımla,
Murat Somer."
h.cemal@milliyet.com.tr

Cafe