
Abbas GÜÇLÜ
Diyalog
Çankaya bu istifaya el koymalıdır
Genelkurmay ve askerler ülke için ne anlama geliyorsa, Talim ve Terbiye Kurulu da eğitim ve Türkiye için o anlama geliyor. Milli Eğitim Bakanlığı'nın beyni, şu anda başsız kaldı. Hem de başkanı zorla istifa noktasına getirilerek.
Atatürk'ün direktifi ile Türk eğitim sistemine yön versin diye kurulan Talim ve Terbiye Kurulu, eskiden özerk bir yapıya sahipti. Tıpkı Genelkurmay gibi. Tıpkı Merkez Bankası gibi. Ama siyaset ve cemaatler sonunda oraya da girdi. Liyakatin yerini farklı değerler aldı. İstifaya zorlanan 1963 doğumlu Erdoğan, özellikle eğitim yönetimi ve ekonomisi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınıyor. Gazi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümü mezunu. MEB burslusu olarak Amerika'daki Columbia Üniversitesi'nde mastır ve doktora yaptı. İstanbul Üniversitesi'nde görevliyken de bu makama atandı. Yani eğitimin hep içindeydi. Dün bir ara görüştüğümüz TBMM Başkanı Köksal Toptan'a göre de o makama atanacak en uygun isimlerden biriydi. Ama şimdi izinde. Çankaya, istifasını onaylarsa üniversitedeki görevine geri dönecek.
Şimdi bütün gözler Gül'de. Çankaya bu istifayı kesinlikle kabul etmemeli. En azından Erdoğan'ı çağırıp neden istifa noktasına geldiğini mutlaka dinlemeli. Çünkü, bu sıradan bir istifa değil. Daha birkaç ay önce, Erdoğan'ın yardımcısı Prof. Ali İlker Gümüşeli de istifaya zorlanmış ve Erdoğan koskoca kurumda iyice yalnızlaştırılmıştı. Sonunda da işte bu zoraki istifa geldi. Prof. Gümüşeli, ders kitaplarının seçiminde yaşanan olumsuzluklar, kurul başkanının bilgisi olmadan emrindeki bazı görevlilerin alınması, yerlerine konularla ilgisiz kişilerin getirilmesine tepki gösterip görevinden ayrılmıştı. Gümüşeli, görevden alınan nitelikli personelin yerine, "eş dost-akraba ve siyasi görüş" dikkate alınarak atama yapıldığını, bu durumda çalışma koşullarının ve bir şeyler yapmanın imkânsız hale geldiğini öne sürmüştü.
Niye istifaya zorlandı?
Erdoğan'ın istifası, sıradan bir istifa olarak değerlendirilmemeli. Bir an için Genelkurmay, Merkez Bankası ya da Yargıtay Başkanı'nın istifa ettiğini düşünün. Nasıl ki ortalık toz duman olursa, şimdi de o. Eğitim camiasında herkes birbirine aynı soruyu soruyor:
"Neden istifa etti?" Cevabını da yine hep birlikte veriyorlar. "Orası da mı!" İktidar partileri, elbette kendi kadrolarını kurmalı. Elbette birlikte çalışacakları bürokratları kendileri seçmeli. Ama nereye kadar?
AKP iktidara ilk geldiğinde Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı koltuğunda Nurettin Başer oturuyordu. Onu görevden alıp Prof. Ziya Selçuk'u getirdiler. Öylesine başarılı bir performans sergiledi ki Bakan Çelik"i zaman zaman gölgede bıraktı. Zaten bu da sonu oldu. O da özellikle ilköğretimde başlattığı reformun sonucunu göremeden koltuğuna veda etmek zorunda kaldı.
Yerine çok farklı isimler düşünüldü, önerildi. Ama her defasında Çankaya faktörü ağır bastı. Dönemin Cumhurbaşkanı Sezer'in itiraz etmeyeceği bir isim üzerinde duruldu ve Erdoğan üzerinde anlaşma sağlandı.
Bakan Çelik en başından beri İrfan Erdoğan'a sıcak bakmadı. Çünkü kendisinin kontrolünde değildi. İstediği kararları aldıramıyordu. Bunlardan en önemlisi geçen yıl toplanan Milli Eğitim Şûrası'ndan katsayılara yönelik bir kararın çıkmaması oldu. İşte bu da Erdoğan'ın gitmesi için yetti de arttı.
Çelik ile Erdoğan arasındaki en büyük gerginlik konularından biri de mahkeme kararıyla görevlerine iade edilen Öğretim Materyalleri İnceleme ve Geliştirme Merkezi öğretmenlerinin işe başlatılması oldu. Önceki iktidarlar döneminde atanan bu 150 öğretmenin, ortada yargı kararı olmasına rağmen hiçbir şekilde göreve başlatılmamasını istemeyen Çelik, bunu başaramayınca, merkezi kapatma girişiminde bulundu. Erdoğan tarafından kabul görmeyince ipler hepten kopma noktasına geldi.
Çankaya istifayı kabul ederse, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı için yeni bir isim aranacak. Ama eğer kabul etmez ve git koltuğuna otur derse Erdoğan'ın "devlet terbiyesi" gereği geri çevireceğini sanmıyorum.
Kendisini çok yakından tanımamıza rağmen, istifasıyla ilgili detay vermiyor. "Bu bana, aldığım devlet terbiyesine yakışmaz" diyor. Gül, kendisini dinlemelidir. Devletin en tepesindeki isme eminim anlatacağı şey vardır. Ve bizden sakladıklarını yine eminim Cumhurbaşkanı'yla paylaşmaktan çekinmeyecektir.
Prof. Erdoğan'ın Talim ve Terbiye Kurulu'ndaki gelişmelerle yakından ilgilenmesini istediği bir başka isim ise Başbakan. Sanki kendisini de o koltuğa getiren ismin Başbakan olduğunu ima ederek, "Umarım yeni başkanı Başbakan belirler" demekle yetiniyor.
Öyle ya da böyle, kamuoyu olarak, Talim ve Terbiye Kurulu'nu daha bir yakından izlememiz gerekiyor. Çünkü TTK deyip geçmeyin, gelecek nesillerin nasıl şekilleneceğine orası karar veriyor. Ve öyle ekipler görev bekliyor ki şaşıp kalırsınız. Örneğin başkanlık şansı en yüksek ismin, daha önce Atatürk'ü ders kitaplarından olabildiğince çıkarmaya çalışan isim olduğu özellikle vurgulanıyor.
Ankara kulislerinde iki iddia daha ortalıkta dolaşıyor ki, sizi bilmem ama ben pes dedim. İlki Talim ve Terbiye'nin yetkilerinin daraltılması, ikincisi ise TÜBİTAK gibi sil baştan yeniden yapılandırılarak eski uzmanlardan tümüyle kurtulunması...
Özetin özeti: Türkiye'nin genetiğiyle oynanıyor diyenler umarız haklı çıkmazlar...
Bu gece İTÜ'de Hüsamettin Cindoruk, Mümtaz Soysal ve Ertuğrul Yalçınbayır'ın katılacağı Genç Bakış'ta Türkiye'nin nasıl bu noktaya geldiğini tartışacağız.
aguclu@milliyet.com.tr

Cafe