Cizre'de taş, Şenoba'da smaç
Cizre'de kendisine taş atan çocuklara ayakkabı dağıtan karakol amirinin davranışı, polislik mesleğinin yüz akı olabilir. Pedagojik bağlamda, halkla ilişkiler anlamında, "devletin seven eli" kavramında zirve olduğu tartışılmaz.
Peki, sabahları elinde simitle Cizre sokaklarında gezerken rastladığı polislere "Merhaba polis amca" diye selam veren çocuk açısından?..
"Taş atana ayakkabı veriyorlar, biz selamı zor alıyoruz" diye düşünmez mi acaba?
Aklına "Bir şeyler elde etmek istiyorsan elin boş olmayacak" gibi fikirler düşmez mi?
Diyelim ki, bu cinliklere girmedi...
En azından hakkı yenmedi mi?
* * *
Terörlü coğrafyalarda neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmek çok zordur.
Neyin neye vesile olacağını bilmek de...
Bir ara "Terörün ilacı futbol" gibi ilginç projelere de girişmişti devlet. Hak etmeyen takımların bir üst lige çıkmasına kadar götürmüştü işi.
Ne oldu sonra?
Komşu şehrin, kasabanın takımı ve taraftarı daha beter kinlendi Ankara'ya.
Devletin arka çıktığı kulüpleri ve elindeki imkanları bölücü örgütün elinden kurtarmak zor oldu.
Destekli takımların soyunma odalarına egzost gazı pompalandığı, tribünlerinde "intifada" yaşandığı günleri hepimiz hatırlıyoruz.
Ve hayretle görüyoruz ki, terörün hâlâ profesyonel futbol takımlarına verilen saçma sapan desteklerle zayıflatılacağını düşünen romantikler bulunmakta.
* * *
Evet... Terör "spor"la zaafa uğratılabilir.
Altyapısı ayaklarının altından çekilebilir.
Gençlerin enerjisi faydalı alanlara kanalize edilebilir...
Ama "spor"la...
Spor asla (sadece) futbol değildir.
Elli bin kişinin seyrettiği 22 kişinin oynadığı, yarısı yabancı, ithal hocalı takımların pahalı meşgalesi, sporun o "iyi niyetli, yararlı ve insancıl" nitelikleriyle ambalajlanmaktadır sadece.
Doğu'da, Güneydoğu'da o da yok ya...
* * *
"Doğu ve Güneydoğu'ya sportif katkı nasıl olur" mu diyorsunuz...
1948 model tüfekle Avrupa Şampiyonu olan atıcıların, tahta kayakla uluslararası ölçekte kayan kayakçıların, oksuz okçuların, mindersiz güreşçilerin memleketidir Güneydoğu.
Hele onlara bir ulaşın.
Şöyle yeni eşofmanlarıyla şehirde bir tur atsınlar... Görün bakın elindeki taşı bırakıp spor merkezlerinin önünde nasıl kuyruk oluyor Cizre'deki çocuklar.
O bölgede sporun futbol olduğunu zannedenler ve bunda ısrar edenler, bölge insanının asla ulaşamayacağı "İstanbul futbol lüksü" karşısında tahrik etmekten başka hiçbir şey yapmıyorlar.
Spor açık havadaysa atletizmdir, kayaktır orada...
Karla kaplı yarı yılda ise voleyboldur, basketboldur, hentbol, karate, vs...
Yani salonda.
Ne yazık ki, salonu olanın malzemesi yoktur, malzemesi olanın hocası... Hocası olanın yemek parası.
Ah, hepsi bir araya gelse...
* * *
Zarif, nahif bir örnek yaşandı geçtiğimiz günlerde.
Tıpkı Cizre gibi Şırnak'a bağlı bir yerleşkede.
Şenoba Beldesi'ndeki çocuklar, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün televizyondan "Türkiye'nin havası Şişli'den değişir" cümlesini duydular. Ona ulaştılar ve mütevazı futbol, voleybol, basketbol takımlarına mütevazı yardımlar rica ettiler.
İki dedirtmedi Sarıgül... Kamyona yükledi gönderdi.
Sonuç?..
Yeni formalarının göğüslerine kendi arzularıyla "Şişli Belediyesi" yazdıran Şenoba Beldesi'nin öğrenci voleybolcuları "şimdilik" Türkiye'ye açıldı.
Siirt 14 Eylül Spor Salonu'nda geçtiğimiz hafta tamamlanan bölge birinciliğinden Türkiye Voleybol Şampiyonası'na katılma hakkı kopardı.
Yarın ne olur bilinmez. Ama Şenoba ve Şırnak çevresinde voleybol patlaması kesin.
* * *
Peki neydi senin tezin?..
"Spor terörün ilacıdır"...
Sporu Cizre'de polisin amcanın dağıttığı ayakkabılara çevirmeyeceksin.
Futbola kaynak yarattın, kuralları bile deldin de ne oldu?
Talep eden amatörlere, sokaktaki çocuğa eğileceksin. Gerçekten isteyene, hak edene...
Ta ki, taş atan çocuk da isteyip, hak edene kadar.
Örnek ortada... Orgeneral Edip Başer Yatılı İlköğretim Okulu'nda okuyup, Şenoba Spor Kulübü'nde spor yapan bu gençlerden ve onlara benzemek isteyenlerden bölücü örgütlere fayda gelir mi artık?
Alsancak'taki cadde
Kısa ve ibretlik bir öykü:"İzmir Alsancak'taki o şirin ve kalabalık caddeyi çocukluğumda beş dakikada geçerdim yürüyerek...
17 yaşımda 1,5 saatte geçmeye başladım.
Çünkü Altay'da oynuyordum artık. Ünlüydüm... Harika çocuktum. İlgi odağıydım.
Kendim de inandım özel bir insan olduğuma.
Bende bir hikmet vardı! Yeteneklerim beni ömür boyu taşırdı.
Bir sene sonra aynı caddeyi yine beş dakikada geçebildiğimi gördüm hayretle.
Halkın sevgisi ne bedelsizdi ne de koşulsuz. Çalışmadan elde edilemiyordu. Hele ukalalığı hiç kaldıramıyordu.
Bir daha asla 'ben' demedim. Kendimi geliştirmekten hiç vazgeçmedim.
Ve 18 yaşından bu yana aynı caddeyi 1,5 - 2 saatte geçerim"
İmza Mustafa Denizli.
Hoca bu öyküyü yüzlerce üniversite talebesiyle bir avuç gazeteciye anlattı ama adres faal sporcularla, futbol yıldızı adaylarıydı.
İstanbul Aydın Üniversitesi'nden arkadaşları olmayabilir; umarım okurlar.
Söyle Rüştü; seni kim dövdü
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'a cumhurbaşkanı protokolü uygulandığı için ancak genel yayın müdürlerine verdiği demeçlere bir yenisini eklemiş ve "Rüştü erkek gibi çıksın konuşsun" demiş.
Ya "Beni başkan dövdürdü"...
Ya da "Sayın Yıldırım'la alakası yoktur; bana saldıranlar kişisel inisiyatifleriyle davrandılar"!..
Birini söylesin!
Fenerbahçe ve Milli Takım kaptanının Dereağzı'nda Fenerbahçeliler'den dayak yemesi hepimizin tüylerini diken diken ettiği gibi başkan Aziz Yıldırım'ın en kötü anıları arasında ilk sırayı alabilir.
Lakin bu olayın deşifre edilmesindeki kilit isim Rüştü değildir.
Ne zamandan beri saldırganları varsa azmettiricisini tespit etmek saldırıya uğrayanın sorumluluğuna girdi?
Kimden dayak yediğini görmüştür ama adamların niyetini ve azmettiriciyi nereden bilsin Rüştü. Olsa olsa tahmin ediyordur.
Ve yüzde elli ihtimalle yanılıyordur.
Rüştü "Beni başkan dövdürmedi" dese sormayacak mıyız; "Yumruk atarlarken 'bu kişisel bir eylemdir' mi dediler" diye? Saldırıya azmettirilenler, azmettiricinin kartını mı bırakıyorlar kurbanın cebine ki, "Beni şu kişi dövdürdü" diyebilsin Rüştü?
Yumruğun üzerinde "Başkandan sevgilerle" yazsa ne yazar!.. Ne malum öyle bir imaj yaratmak istemedikleri?
Sayın Yıldırım, Rüştü'den değil olayın kahramanlarından rica etmeli kamuoyunun aydınlatılmasını.
Rüştü "erkek adam"lığını bu konuyu asla kendiliğinden gündeme getirmeyerek ve her açıldığında kapatmaya çalışarak çoktan kanıtlamıştır. Hem dayak yiyip hem de sitem işitmek fazla gibi geliyor bana.
eguven@milliyet.com.tr

Cafe
