
Melih AŞIK
Açık Pencere
Talim terbiyesi!
"Atatürkçü ruh taşıyan bir Talim ve Terbiye'nin son başkanı olmak onuru bana yeter. Ben Cumhuriyetin çok köklü bir kurumunun son başkanıydım."
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in görevden aldığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof. İrfan Erdoğan'ın giderayak söylediği son sözler bunlar oldu.
Bir bürokrat bundan daha ağır nasıl konuşabilir... Uzun süre birlikte çalıştığı Bakanı'nı Atatürk ve cumhuriyet karşıtlığıyla bundan daha açık nasıl suçlayabilir?
CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce diyor ki:
- Milli Eğitim Bakanlığı'nın bir anlamda beyni sayılan Talim ve Terbiye 1926'da kuruldu. 1980'e kadar geçen 54 yıl içinde toplam 7 başkan görev yaptı. Altı yıllık AKP iktidarında Prof. Erdoğan 3. başkandı, onu da gönderdiler, şimdi 4.'sü yolda...
- Hüseyin Çelik kendi atadığı bürokratlarla bile neden anlaşamıyor?
- Çünkü onlardan tam bir biat bekliyor. Her türlü hukuksuzluğa, cumhuriyet karşıtlığına onay vermelerini istiyor.
* * *
Sevgili okurlar... Türkiye'nin en büyük sorunu ne şu, ne bu... Türkiye'nin en büyük sorunu, Milli Eğitim Bakanlığı'nın ana okullarından başlayarak "dinciliğe yatkın" beyinler yetiştirme çabasıdır. Sorgulamayan, düşünmeyen, Cumhuriyet'e saygı duymayan ama liderlerine biat içinde, kaderci, itaatkar bir nesil yaratmak.. Çaba budur... Bu dokunun üzerine yarınlarda bugünkünden daha gerici yönetimler yerleşir. Cumhuriyet dağılır. Ülke dışardan kolayca kullanılır hale gelir... Taşlar böyle bir yola döşeniyor... En büyük tehlike budur...
Soru: Gül, türban yasasını imzalamayı neden geciktiriyor?
Yanıt: "Bunca yıldır beklemişiz, 15 gün daha beklersek ne olur" diye düşündüğü içindir belki...
Haldun Ertem
Tuzla tersanelerinden hemen her gün bir ölüm haberi geliyor. İnsana saygılı bir ülkede olsak, bütün tersaneler aynı anda kapatılır, tüm güvenlik önlemleri alınıncaya kadar açılmazdı. Verilen haberlerde genel olarak taşeronlar suçlanıyor. Taşeronları yeterince denetlemeyen devlet yetkilileri de aynı oranda sorumlu değil mi? Neden denetleme görevini yapmıyor devlet? Araya rüşvet, torpil, yandaşlık gibi unsurlar girdiğinden. Türban ve alkol gibi ayrıntılarda çok ciddi ama rüşvet, hırsızlık, yolsuzluk konularında çok hoşgörülü bir ahlak anlayışının sonuçlarını yaşıyoruz.
Bu arada... Prof. Erdoğan Teziç ve Prof. Necmi Yüzbaşıoğlu'nun, Sabih Kanadoğlu gibi, iki maddelik anayasa değişikliğinin laiklik ilkesine aykırılık içerdiğini düşünmediklerini yazmıştık.
Sayın Teziç bir açıklama yaparak bu izlenimin yanlış olduğunu, kendisinin ve Yüzbaşıoğlu'nun yapılan değişikliğin Anayasa'nın hukuk devleti ve laiklik ilkelerine aykırı olduğunu düşündüklerini kaydetti.
Ersoy Öngün anımsattı:
- Aynı polis birkaç gün öne Cizre'de cumhuriyetimizin simgesi olan Türk bayrağını indiren Apo taraftarlarını sadece izlemekle yetinmişti...
Demek ki polis en tahrik edici eylem karşısında bile sakin olabiliyor! Peki Tekel işçilerine gösterilen bu şiddet niye? Özgürlükçü AKP iktidarının gözünde hak aramak bu kadar mı büyük suç? Yoksa polis yasaları gücünün yettiğine göre mi uyguluyor?
* * *
Söz Cizre ve bayraktan açılınca... DTP Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna'nın şu sözleri ilişiyor gazetede gözümüze:
- Türk bayrağının indirilmesi kesinlikle yanlış... Daha önce Mersin'de bayrak yakılması da yanlıştı, birileri tartışmanın yönünü değiştirmek istiyor...
Bu sözleri bir yana kaydedelim bir merakımızı dile getirelim:
- Acaba DTP kongrelerinde Türk bayrağı asılmaması, İstiklal Marşı söylenmemesi gibi tavırlar da bölgeyi itaatsizliğe sevk etmekte etkili oluyor mu?
Türkiye Barolar Birliği dün yaptığı açıklamada bayrak indirilirken sessiz kalanların PKK için canlı kalkan olma eylemlerini eleştiriyordu. Bir de Türk askeri saldırıya uğrarken oralı olmayıp PKK güç duruma düşünce demokratik çözüm arayan aydıncıklar var ki. Onlara söz bulmak daha da zor.
m.asik@milliyet.com.tr

Cafe