
Güngör URAS
Olayların içinden
'Elit semtler' mutlu, siz 'Dolapdere'ye bakınız
Bu yazıyı İstanbul'da Dolapdere'de "Pehlivanoğlu Kıraathanesi"nde yazıyorum.
Başbakan Erdoğan'ın "Gazeteci takımı İstanbul'un elit semtlerinde masa başına oturup yazı yazıyor. Halkın halinden anlamıyor" şeklindeki "fırçasını" yiyince, bayağı üzüldüm.
Elit semtteki masamın başından kalkarak, Sayın Erdoğan'ın ünlü semti, Kasımpaşa'nın hemen bitişiğinde bulunan ve düşük gelir grubundaki hemşerilerimizin yaşadığı Dolapdere'deki mahalle kahvesinde bir masanın başına çöktüm.
Sabahın geç saatleri ama, kahve yükünü almış durumda. Bir yanımdaki masada okey oynuyorlar. Öbür masada dört kişi kâğıt oynuyor. Onları yedi kişi izliyor.
Kapı açıldı. Kahveye yeni gelenler, "Selamünaleyküm" diyerek oturacak iskemle ararken, "buyur" ettim. "İzninizle... Çaylar benden..." dedim.
Dördü de sabah işe çıkmış... İş bulamamış... Biri lağımcı. Bir demet yuvarlak ince inşaat demiri ve kürekle, sabahları Kasımpaşa'da yol kenarında iş beklermiş. Lağımı tıkanan onu bulurmuş. "İki gündür gelen giden yok" diyor. Diğer üçü: "Ne iş olsa yaparız abicim!"
İnşaatlarda kum, tuğla ,harç taşırlarmış. İhtiyacı olan caminin önünde onları bulurmuş. "Son günlerde inşaat işi yavaşladı. Hava da soğudu, iş yapamadık" diyorlar.
İşsizlik büyük dert
Yandaki masadakiler söze karıştı... "Bak abi, burada gördüğün insanların tümü işsiz... İşsizlik başa bela... Senin belediyede bir tanıdığın varsa bize bir iş ayarla... Kulun kölen olalım" diyorlar. İçim karardı.
Benim derdim ağızlarından laf almak ama... Onların derdi iş. Baktım ki, Türkiye'nin en önemli sorunu olan türban sorununu ve laikliği onlarla tartışma imkânım yok. İzin istedim. O kahveden ayrıldım
Ben ekonomi yazarıyım... Ekonomide neler olup bittiğini "elit semtteki masamın başından kalkarak" halktan öğrenmeye soyunduğuma göre, ekonomiyle ilgisi ilişkisi olanların arasına girmem gerekiyor. Eskiciler çarşısının içindeki "Yenişehir Esnaflar Kıraathanesi"ne girdim. İyi etmişim... Öğle namazı çıkışı semt esnafı kahve içmek için gelmeye başladı.
Aaaa... O da nesi? Berber bile halinden şikâyetçi, "Abi bu millete bir şeyler oldu... Adamlar tıraşa gelmiyor" diyor. Camcı işsizlikten yakınıyor. Manav işler durdu diyor. Bakkal "Veresiyeyi kestim... Defterde yer kalmadı... Şimdi sinek avlıyorum" diyor.
Yakınanlar AKP'li
İçime şüphe düştü: "Acaba ben AKP karşıtlarının devam ettikleri kahvelere mi uğramıştım?" Konuştuklarıma soruyorum, "Abi tabii ki biz AKP'ye oy verdik. AKP'den başkası bizden oy alamaz" diyor. Bakınız, AKP Başkanı Sayın R.T. Erdoğan, "İşler çok iyi... İşler iyi demeyenler hayal görüyor" diyor. Siz ise ağlaşıyorsunuz diyorum... "Abi biz şimdi yalan mı söylüyoruz?... İş yok... Piyasa geberik... Gözün kör mü?" diye beni azarlıyorlar.
Sayın R.T. Erdoğan'ın Kasımpaşa'sında durum böyle..."Acaba gazeteci takımının masa kurduğu o 'elitler mahallesi'nde durum nedir?" diyerek, kahvede masa üzerinde duran gazetenin sayfalarını karıştırmaya başladım. "Üç özel bankamız, 2007 yılında kâr rekoru kırmış... Arçelik bayiler toplantısında konuşan Sayın Rahmi Koç, "2007 yılında ekonomideki istikrarın güçlenmesi bize sağlıklı şartlar sundu... Konsolide bilançomuz yüzde 13 artışla 38.8 milyar dolara yükseldi. Faaliyet kârımız yüzde 40 artışla 2.9 milyar dolara oldu" demiş.
Anlayabildiğim kadarıyla "iyi (mser) haberler" gene de bizim "elit semtler"de bulunuyor. Ne varsa elit semtlerde var... En iyisi ben gene "elit semtte, masa başında yazmaya devam edeyim".... Yoksa adım "felaket tellalı-spekülatör gazeteci"ye çıkacak! Şimdi daha iyi anlıyorum rahmetli Turgut Özal Abimin "Ben zengini severim" derken ne demek istediğini.
guras@milliyet.com.tr

Cafe