MÜZİK
71 yaşındaki kült basçı Ron Carter yeni albümü "Dear Miles"da cazın belki de en çok heyecan veren altın zamanlarını yeniden canlandırmış
Reklam gibi olmasın, sadece hatırlatma; 71 yaşındaki kült basçı Ron Carter için yıllar evvel Stereo Review dergisi tarafından yapılmıştı lüks otomobil benzetmesi. "Basçıların Mercedes Benz'i" demişlerdi.
Yüksek teknikle çalışan, taze tınılarla beslenen sofistike yaşlı modernist için bu halen geçerli. Yaratıcı doğaçlamalarıyla haklı bir ün kazanmış müzisyenin bastığı notaları uzatarak duygu yükleyen tarzı, müzik dünyası için son derece özgül bir durum teşkil ediyor.
Müzisyen kimliği dışında gelişkin sosyal yanıyla, giysi, enstrüman ve pipo reklamlarında endam sergileyen, sempatik kişiliğiyle Duke Ellington gibi çok yönlü bir kariyere sahip bu muzip adam şimdi son albümü "Dear Miles" ile ister dinleyici olsun ister müzisyen; herkesin fahri hocası Miles Davis'e içeriği klasik ve modern cazla malgama edilmiş şükran dolu tezini sunuyor.
Ron işi bir açıdan son derece ciddi tutmuş ve ustaya saygı duygusunun bir parodiye dönüşmesine izin vermemiş. Bu yüzden ilk iş olarak ona olan saygısını daha bir rafine icra edebilmek için orkestrada tüm nefeslilerden feragat ederek, onların yerine piyano ve vurmalılardan oluşan bir ekip kurarak, cazın belki de en heyecan veren altın zamanlarını yeniden canlandırmış.
Ron 1963 yılında henüz 26 yaşında, piyanist Herbie Hancock ve davulcu Tony Williams ile birlikte ikinci Miles Davis Quintet'in vazgeçilmez bir parçasıyken caz çevreleri için geleceğin en büyük umutlarından biri olarak tescillenmişti. Haliyle genç Ron'un uzun meslek yaşamının olgunluk evrelerine bu güzel günleri anmak için bazı dönüşler yapması kaçınılmazdı. "Dear Miles" bu kaçınılmaz dönüşlerden biri ve tüm güzelliğini sararmış ama ifadesini yitirmemiş eski sepya fotoğraflardan alıyor.
O günlerin parlak anılarını üzerinde taşıyan iki parça var; Miles imzalı "Seven Steps to Heaven" ve binlerce kez yorumlandığı halde kimsenin bıktığını söylemediği caz klasiği "Stella By Starlight". Kusursuz repertuarın duygu, inanç ve atmosferine en büyük katkıda bulunan eserlerden diğer ikisi de, bir zamanlar Miles'ın karizmatik yorumuyla parlattığı standartlar "My Funny Valentine" ve "Someday My Prince Will Come".
Piyanoya Stephen Scott gibi geçmişe usturuplu bir topluk selamı çakan, melodik duyguları şahlanmış, 39 yaşında "Genç Aslanlar" kuşağının mensubu vazifeşinas birini bulup oturtmak da, Ron'un zekice tercihinden biri.
Tüm bu düzgün işler bütününü sağlam bir halatla paketleyen bir düşünce var ki, bu düşünce bir yaklaşım örneği olarak günümüzün salgın hastalığının çok ötesinde. Ron'un geriye bakışı çok şükür, patetik bir nostalji içermiyor. Tam tersine, davulda Payton Crossley, vurmalılarda Roger Squitero'nun yer aldığı şu anki ritim seksiyonunun üzerinde bir Hollanda lalesi gibi yükselen melodik yapısı dahice düşünülmüş gelişkin bas sitiliyle, Miles'ın müziğini transparan bir kültürellik içinde sunuyor bizlere. Ron Carter'ı "Basçıların Mercedes Benz'i" yapan bu. n
Dinozorun estetik çizgileri
"The Wedding Album" ile başladıkları ikinci baharlarında tam 15 yıldır sektirmeden ürün veriyor Duran Duran; dört elle sarıldıkları dinozor 80'ler estetiğinden ödün vermeksizin. "Red Carpet Massacre", dünyaca ünlü bir modacının alameti farikalı çizgisine kattıklarıyla gerçekleştirdiği yeni bir defileden farksız.
Mankenlerden biri değişmiş. Gitarcı Andy Taylor, 2006'daki Amerika turnesinde arkadaşlarını yüzüstü bırakıp gitmişti. 13'üncü stüdyo albümü, topluluğun eski gitarcılarını sakın ola geri çağırmaması gerektiğini gösteriyor. Yeni gitarcı Dom Brown'dan da olağanüstü parlak tınılar çıkmıyor ama her halükarda eskisinden iyi. Albümdeki en ilginç tecrübe, topluluğun fanı olan Justin Timberlake'in iki şarkıda yaptığı vokal eşliği.
Londralı iki beyefendi
İlk albümleri "Big City Life"ın kendilerine sağladığı haklı itibarın ve 30 ülke ayaklı turnenin ardından topladıkları malzeme ve deneyimi albüm tüpünün içinde ısıtan iki Londralı
beyefendinin topluluğu Mattafix.
Yeni albüme verdikleri ismin çağrıştırdıklarının yanı sıra "Rhythms&Hymns"in ilk şarkısının adıyla ve ilk satırıyla kolları bacakları sallamaya yönelik niyetlerini ayan beyan ortaya koyuyorlar, saklamadan ve lafı uzatmadan: "Shake Your Limbs".
Eminem'in duygusal bir nemlilik haliyle söylenmiş şarkıların hikayelerinde hep bir noksanlık, yanımızı berimizi sara nöbetine tutulmuş gibi titretmeye yönelik bir niyete kurban edilmişlik hissi var. Evet, sözler eksik gibi ama ritimler tastamam.
Basçıların Mercedes Benz'i
71 yaşındaki kült basçı Ron Carter yeni albümü "Dear Miles"da cazın belki de en çok heyecan veren altın zamanlarını yeniden canlandırmış
MURAT BEŞER
Reklam gibi olmasın, sadece hatırlatma; 71 yaşındaki kült basçı Ron Carter için yıllar evvel Stereo Review dergisi tarafından yapılmıştı lüks otomobil benzetmesi. "Basçıların Mercedes Benz'i" demişlerdi. Yüksek teknikle çalışan, taze tınılarla beslenen sofistike yaşlı modernist için bu halen geçerli. Yaratıcı doğaçlamalarıyla haklı bir ün kazanmış müzisyenin bastığı notaları uzatarak duygu yükleyen tarzı, müzik dünyası için son derece özgül bir durum teşkil ediyor.
Müzisyen kimliği dışında gelişkin sosyal yanıyla, giysi, enstrüman ve pipo reklamlarında endam sergileyen, sempatik kişiliğiyle Duke Ellington gibi çok yönlü bir kariyere sahip bu muzip adam şimdi son albümü "Dear Miles" ile ister dinleyici olsun ister müzisyen; herkesin fahri hocası Miles Davis'e içeriği klasik ve modern cazla malgama edilmiş şükran dolu tezini sunuyor.
Modernistlerin sütannesi Miles
Miles'ın müziği herkesin bebekliğindeki ana sütü. Aslında sütanneye vefa albümü yapma vazifesi bir trompetçiye ait olmalıydı ya; ama işi yapan Ron oldu.Ron işi bir açıdan son derece ciddi tutmuş ve ustaya saygı duygusunun bir parodiye dönüşmesine izin vermemiş. Bu yüzden ilk iş olarak ona olan saygısını daha bir rafine icra edebilmek için orkestrada tüm nefeslilerden feragat ederek, onların yerine piyano ve vurmalılardan oluşan bir ekip kurarak, cazın belki de en heyecan veren altın zamanlarını yeniden canlandırmış.
Ron 1963 yılında henüz 26 yaşında, piyanist Herbie Hancock ve davulcu Tony Williams ile birlikte ikinci Miles Davis Quintet'in vazgeçilmez bir parçasıyken caz çevreleri için geleceğin en büyük umutlarından biri olarak tescillenmişti. Haliyle genç Ron'un uzun meslek yaşamının olgunluk evrelerine bu güzel günleri anmak için bazı dönüşler yapması kaçınılmazdı. "Dear Miles" bu kaçınılmaz dönüşlerden biri ve tüm güzelliğini sararmış ama ifadesini yitirmemiş eski sepya fotoğraflardan alıyor.
O günlerin parlak anılarını üzerinde taşıyan iki parça var; Miles imzalı "Seven Steps to Heaven" ve binlerce kez yorumlandığı halde kimsenin bıktığını söylemediği caz klasiği "Stella By Starlight". Kusursuz repertuarın duygu, inanç ve atmosferine en büyük katkıda bulunan eserlerden diğer ikisi de, bir zamanlar Miles'ın karizmatik yorumuyla parlattığı standartlar "My Funny Valentine" ve "Someday My Prince Will Come".
Taklit değil, analiz
İlk dinleyişte anlaşılan o ki, Ron bu albüme basit bir taklit görüntüsünden ırak kalmak için bir trompetçi almamış. Çok da iyi etmiş, çünkü bu yaklaşımıyla Miles'ın teknik, tarz ve sound'unu değil, mantığını analiz etme şansını yakalamış.Piyanoya Stephen Scott gibi geçmişe usturuplu bir topluk selamı çakan, melodik duyguları şahlanmış, 39 yaşında "Genç Aslanlar" kuşağının mensubu vazifeşinas birini bulup oturtmak da, Ron'un zekice tercihinden biri.
Tüm bu düzgün işler bütününü sağlam bir halatla paketleyen bir düşünce var ki, bu düşünce bir yaklaşım örneği olarak günümüzün salgın hastalığının çok ötesinde. Ron'un geriye bakışı çok şükür, patetik bir nostalji içermiyor. Tam tersine, davulda Payton Crossley, vurmalılarda Roger Squitero'nun yer aldığı şu anki ritim seksiyonunun üzerinde bir Hollanda lalesi gibi yükselen melodik yapısı dahice düşünülmüş gelişkin bas sitiliyle, Miles'ın müziğini transparan bir kültürellik içinde sunuyor bizlere. Ron Carter'ı "Basçıların Mercedes Benz'i" yapan bu. n
Dinozorun estetik çizgileri"The Wedding Album" ile başladıkları ikinci baharlarında tam 15 yıldır sektirmeden ürün veriyor Duran Duran; dört elle sarıldıkları dinozor 80'ler estetiğinden ödün vermeksizin. "Red Carpet Massacre", dünyaca ünlü bir modacının alameti farikalı çizgisine kattıklarıyla gerçekleştirdiği yeni bir defileden farksız.
Mankenlerden biri değişmiş. Gitarcı Andy Taylor, 2006'daki Amerika turnesinde arkadaşlarını yüzüstü bırakıp gitmişti. 13'üncü stüdyo albümü, topluluğun eski gitarcılarını sakın ola geri çağırmaması gerektiğini gösteriyor. Yeni gitarcı Dom Brown'dan da olağanüstü parlak tınılar çıkmıyor ama her halükarda eskisinden iyi. Albümdeki en ilginç tecrübe, topluluğun fanı olan Justin Timberlake'in iki şarkıda yaptığı vokal eşliği.
Londralı iki beyefendi
İlk albümleri "Big City Life"ın kendilerine sağladığı haklı itibarın ve 30 ülke ayaklı turnenin ardından topladıkları malzeme ve deneyimi albüm tüpünün içinde ısıtan iki Londralı
beyefendinin topluluğu Mattafix.
Yeni albüme verdikleri ismin çağrıştırdıklarının yanı sıra "Rhythms&Hymns"in ilk şarkısının adıyla ve ilk satırıyla kolları bacakları sallamaya yönelik niyetlerini ayan beyan ortaya koyuyorlar, saklamadan ve lafı uzatmadan: "Shake Your Limbs".
Eminem'in duygusal bir nemlilik haliyle söylenmiş şarkıların hikayelerinde hep bir noksanlık, yanımızı berimizi sara nöbetine tutulmuş gibi titretmeye yönelik bir niyete kurban edilmişlik hissi var. Evet, sözler eksik gibi ama ritimler tastamam.

Cafe