İş hakem atamakla bitse...
MHK'nin yeni patronu Oğuz Sarvan camianın en güvenilir isimlerinden biridir. Dü-
rüstür.
Sözünü sakınmaz, doğruları saptırmaz.
İlk basın toplantısında bir soru üzerine verdiği yanıt hem çok gerçekçi, hem de düşündürücüydü.
Sarvan, 2014 yılından önce bir Türk hakeminin Dünya Kupası finallerinde görev alamayacağını itiraf etmekten çekinmedi.
Günü kurtarmak adına kolaya kaçmadı, samimi davrandı.
"Hayal görmeyelim" dedi.
Ardından bugüne kadar hiç bir hakem hocasının dile getiremediği bir başka gerçeğin altını çizdi.
"Hakemlerden adalet dağıtmasını beklerken, bugüne kadar onlara adalet dağıtan olmadı!"
Dikkat edin, burası çok önemli;
"Hakemler mağdur edildi" sözü satır aralarına sıkışmayacak kadar acı bir saptamaydı.
Hakemlerin sosyal güvenceleri, Avrupa standardında maç tazminatları, profesyonel olmadıkları için düzenli bir gelirleri yoktu.
Ve tüm olumsuzluklara karşın onlardan "her daim adalet dağıtmaları" bekleniyordu.
Bu tablodan sadece Sarvan'ın rahatsız olmadığını biliyorum.
Onun atamasını yapan federasyonun bir ve iki numaralı isimlerinin acil olarak bu konulara el atma sözü verdiklerini de...
Maddi-manevi reform sayılabilecek ciddi planları var.
Mesajlar buraya kadar olumlu.
O halde?
Sorun, "Bu bir ekip işidir ve Sarvan çalışacağı insanları kendi mi seçmiştir?" sorusunun yanıtında gizlidir.
Bana sorarsanız "hayır."
İnisiyatif Oğuz hocaya bırakılsaydı, eminim daha farklı ve işlevsel bir kurul görürdük.
Ama öyle olmadı!
Daha Hasan Doğan başkan adaylığını açıklamadan, "Biz gelince bir kaçının başı kopacak" ifadeleriyle kelle avcılığına soyunan bazı eski hakemlerin, bugün MHK'ye girmesi rastlantı değildir.
Bu görüşteki insanların Türk hakemliğine sağlayacağı katkı da tartışılır.
Ya, iktidar partisi milletvekilinin haftalar önce kurulda yer alan bazı üyelere "yerlerinin garanti olduğunu" söylemesine ne demeli?
Şu çok net;
MHK üyelerinin atamasında duygusal tercihler mantığın önüne geçmiştir.
Bu tarz, hem Sarvan'ın hem de Futbol Federasyonu'nun başını ağrıtacaktır!
Sarsılan güven ortamının geri getirilmesi, bölünen camianın toparlanması kolay olmayacaktır.
"Bu iş üç-beş kişiyle de yapılır" diyorsanız...
Kolayı var, indirirsiniz MHK'nin üye sayısını üçe beşe olur biter!
Son olarak federasyon kurmayları ve Sarvan'a sormak istiyorum;
Belediye'de maaşlı olarak çalışan iki kurul üyesi memuriyetten ayrılacaklar mıdır?
Yoksa "parayı verenin düdüğü çaldığı" düzende işlevleri, "vefa borçlarını" ödemek mi olacaktır?
Dikensiz gül bahçesi
Futbol Federasyonu'nu balayına çıkmış çifte benzetiyorum.
Mutlu ve yarınlardan umutlu, ama bir o kadar da tedirginler.
İzdivacın ilk günlerinde her şey yolunda gitsin istiyorlar.
Tepki gelmesin, eleştirilmesin, yıpratılmasın düşüncesindeler.
Doğru bildiklerini yapma çabasındalar.
Hata olsa da, selefinden esirgenen hoşgörüyü bekliyorlar.
Tek hedefleri "Temiz, şaibesiz bir futbol ortamı." Kimsenin önyargısı yok.
Aksine bu ideali gerçekleştirecek isimlere duyulan güven var.
Ancak kimse dikensiz gül bahçesinde dolaştığını sanmasın.
İnsanlar bir yerlerinin acımasını istemiyorsa, eldivensiz çiçek budamaya kalkmasın.
Bir tarafta methiyeler dizilirken, yanlışı işaret eden tenkitlere alınganlık gösterilmesin!
Çakar mı değişti, Sarvan mı?

Bizim camia enteresandır.
Kimileri için düne ait söylemlerin önemi yoktur.
Bakış açıları bir büyüğümüzün literatüre geçen ünlü sözü ile bire bir örtüşür;
"Dün dündür, bugün bugün."
Türk hakemliğine yön verdiğini savunan Ahmat Çakar da bu özlü sözü benimseyen yazarlardan biridir.
Çakar Salı günü Sabah gazetesinde Oğuz Sarvan MHK'si ile ilgili mini yorumunda aynen şu ifadeleri kullanmıştı;
"Oğuz Sarvan ilk defa tam yetkiyle Türk hakemliğinin şefi oldu. Aslında hakemlik geçmişinde leke bulunmayan böyle bir ismin patronluğa getirilmesini geç bile buluyorum. Eğitim, sinerji, hakemliği kucaklamak gibi kavramların çoğu hikayedir. Onlara sadece cesaret verin. At sahibine göre kişner."
Aynı Çakar 21 Temmuz 2004 tarihinde Levent Bıçakcı federasyonunun kuruluş aşamasında ise şu satırları kaleme almıştı;
"Gelelim MHK başkanı Oğuz Sarvan'a. Kendisini hiç sevmem, kişiliğini hiç beğenmem. Niye? Bir defa müthiş hizipçidir. Kadrolaşmayı çok sever. İçiyle dışı hiç bir zaman aynı olmamıştır. Ama şartlar onu MHK başkanı yapıyor. Ne yapalım, Türk hakemliği utansın! Koyunun olmadığı yerde Sarvan'a "Abdurrahman Çelebi" demek zorundayız. Huylu huyundan vazgeçer mi bilemem ama, Sarvan hakemlik hayatında sürdürdüğü alışkanlıklarını MHK'de sürdürürse hakemliği felakete sürükler."
Çok değil aradan 3.5 yıl geçti.
İki yazıyı alt alta koyduğumuz vakit insanın aklına şu soru geliyor;
"Zaman kimi değiştirmiş? Ahmet Çakar'ı mı, yoksa Oğuz Sarvan mı?"
Sevilla'ya başarılar!
E-posta Afyon'dan, sevgili meslektaşım İbrahim Yüksel'den geldi.
Aynen aktarıyor ve değerlendirmesinin altına imzamı koyuyorum.
"Fenerbahçe - Sevilla maçının yayın saatini beklerken kanallar arasında geziyordum. Bir ara, ismini vermeyeceğim güzide bir spor kulübümüzün TV kanalında taraftarlardan gelen mesajları okuyunca kanım dondu. "Sevilla'ya başarılar dileriz", "Kanute'den gol bekliyoruz".
Adı ve renkleri ne olursa olsun bir takımın taraftarı olmak, Türk olmaktan daha mı önde gelmektedir? Tersinden okuyalım; başka bir ulusun takımının başarısı, ezeli Türk rakibimizin başarısından daha mı değerlidir?
Ya taraftarlar arasındaki husumeti körükleyen bu düşüncelerin, kulüplerimizin resmi televizyon kanallarında yayımlanması? Fanatik taraftar görüşlerinin ekrana getirilmesi kime yarar sağlayacaktır? Rekabetin sokaklara taşması, taşlı-sopalı, döner bıçaklı meydan muharebelerine dönmesi sonrasında, yöneticilerin kulüplere mal edilmemesini istedikleri olayların sorumluları olarak gösterilen "kendini bilmezler" kulüplerin içinde mi, dışında mı aranmalı? Ne dersiniz?.."
cersen@milliyet.com.tr

Cafe