
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Martavalla tatava mı yarışıyor, akıllar neden çok karışıyor?
Çapkınlıklarıyla övünen bir zampara, medyada "sıcak temas-sıcak karşılaşma" haberlerini gördükçe:
- Ah ah, diyormuş; benim de sıcak temaslarım, sıcak karşılaşmalarım oldu ama, bana da çok pahalıya mal oldu.
* * *
Ve anlatıyormuş:
- 2 aydır ayrı kaldığımız bir sevgili geri dönerken, kendisini karşılamak için havalimanına gittiğimde; sevgilimin elinde valiziyle "gelen yolcular" kapısından çıktığını görür görmez, koşa koşa gidip sarıldım ona. O da bana sarıldı. Sarmaş dolaş yerlere düştük. Nefes nefese kaldık ve kolay kolay da kalkamadık. Doğrusu çok sıcak bir karşılaşma oldu. Ne var ki sonunda güvenlik görevlileri, adaba aykırı hareketten bizi tutuklayıp "yuhlar" arasında karakola götürdü.
* * *
Zamparada, kendisine pahalıya mal olmuş "sıcak temas" anıları bol mu bol:
- Bir seferinde de, diyormuş; biraz ihmal ettiğim eski bir sevgiliyi görmeye gittiğimde; sevgili kapıyı açar açmaz, çaydanlıktaki sıcak suyu fırlattı suratıma. Bir ay hastanede yattım.
* * *
Zampara devam ediyormuş:
- Bir başka seferinde de, sevgilimle bir garsoniyerdeki yatakta fazla mı sallandık ne oldu; başucu lambasının fişi kontak yaptı, yangın çıktı. Anahtarını aldığım arkadaşa muazzam bir tazminat ödedim.
* * *
İnsan zamparayı dinlerken; medyadaki "sıcak temas-sıcak karşılaşma" haberlerinin, bir zamparalık hikâyesi olmadığına şükrediyor.
* * *
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Hoca, bir türlü "gelişmiş" olamayan ülkelerde siyasal tarihin özeti nedir?
Hoca:
- Bunu bilmeyecek ne var, demiş; yerdeki topallamalar arttığında, hamasetçilik ayyuka çıkar ve sonunda da başlar kabaklar patlamaya bazılarının başlarına...
* * *
Psikoloji fakültelerinde, insanların genellikle başkalarının "eksileri"ni görmeye eğilimli olduklarını kanıtlamak için, başvurulan bir örnek vardır:
- Biri bize, "sürekli yalan söylerim ben" dediği zaman; neden o sözüne hemen inanıyoruz ki?
* * *
Psikolojik bir test anlamına da gelen böyle bir örnek, gerçekte sakat bir örnektir.
Çünkü, "sürekli yalan söylerim ben" diye yapılan itirafın da, "yalan" olması; hiçbir avanta sağlamıyor öyle bir itirafı da yalandan yapana. Oysa "yalan" ya bir durumu kurtarmak, ya bir avantaj sağlamak için söylenir; tıpkı "resmi makam sahipleri"nin söyledikleri yalanlar gibi.
* * *
Bizim Av. Taner Aktop'un zengin stokundan da yine bir fıkra.
Çiftçinin biri, kümesindeki tavukları daha hızlı yumurtlatacak güçlü bir horoz almaya gider pazara ve sonunda da bulur aradığı azgın horozu.
* * *
Çiftçi geri dönüp de, horozu kümese salıverince; hemen gıdıklamalarla tüyler başlar uçuşmaya.
Ancak horoz aşırı azgındır ve çiftçi kaygılanmaya başlamıştır, tavukların üstünden inmeyen horoza, bir şeyler olacak diye.
* * *
Gerçekten de bir hafta sonra çiftçi, bir sabah kümese bakmak için geldiğinde ne görsün; horozun ayakları havada, dili dışarı çıkmış, sırt üstü yatıyor. Üstünde de bir akbaba dolaşmakta.
* * *
Çiftçi söylenmeye başlar:
- Olacağı buydu işte; azgın horoz istediysek, aza aza bir hafta sonra geberecek olanından istememiştik.
O sırada ayakları havada, sırt üstü yatan horoz, bir gözünü hafifçe açarak çiftçiye:
- Git lan git, der; kaçıracan şimdi akbabayı...
* * *
Yakındoğu'daki kanlı çatışmalarda, Başkan Bush da dahil, hangi lidere isterseniz, yakıştırabilirsiniz bu fıkrayı.
Malum ya oralardaki horozlar; horozlukları bitmiş olsa bile, kasten öyle göründüklerini ve pusuda beklediklerini söylerler.
* * *
Amerikalı siyah şair Gwendolyn Bennett'in, Melih Cevdet çevirisi bir şiiriyle bitirelim yazıyı:
Şiir
Seni siyahlığın için seviyorum
Şu göğsünü saran karanlık için
Seni efkârlı sesin için seviyorum
Gölgeli gözlerin için.
Ah küçük esmerim, keder yoldaşı doğuştan
Takın nen varsa şöyle şahane
Unut köle olduğunu bir zaman
Bas kahkahayı kadere.
c.altan@prizma.net.tr

Cafe