
Kadri GÜRSEL
Afrika'ya evet; ama önce Avrupa!
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bu salı Tanzanya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti (Zaire) ile Kongo Cumhuriyeti'ni kapsayan dört günlük bir Afrika gezisine çıkıyor. Bu da, daha öncekiler gibi, AKP iktidarının global strateji gurusu, Başbakanlık Başdanışmanı Profesör Ahmet Davutoğlu'nun "Afrika açılımı" adını verdiği politikası doğrultusunda atılan adımlardan biri. Davutoğlu jargonuyla izah etmek gerekirse; kendisi Türkiye'yi "Afroavrasya"da bir "merkez ülke" olarak tahayyül ediyor ve "Afrika açılımı" da bu "ölçek büyütme"deki "çok boyutluluğun" bir unsuru.
Diğer yandan, evet doğrudur, Türkiye Afrika'yı ihmal etmiştir. Cumhurbaşkanı'nın ziyaret edeceği bu üç ülke ve diğerleriyle ekonomik ve siyasi ilişkilerin geliştirilmesine kimsenin bir itirazı olamaz. Cumhurbaşkanı Gül'e "Afrika açılımı"nın bu yeni duraklarında reel ve ölçülebilir başarılar diliyorum.
Rejim değişikliği
Davutoğlu'na dönecek olursak, kendi tasarımı dış politikada ağır basan, Türkiye'nin reel gereksinimleri için önerilen somut çözümler değil, İslami yönelimlerin etkisidir. AKP iktidarı, Türkiye Cumhuriyeti'nin Batı'ya yolculuğunu "tek yönlülük ve tek eksenlilik" diye tanımlayan hocaları Davutoğlu'nun vizyonu doğrultusunda, dış politikada bir "rejim değişikliği"ni bir süredir uygulamaya koymuş bulunuyor.
Batı ile ilişkilerin İslam jeopolitiğiyle dengelenmesi, sonuç itibarı ile bu rejim değişikliğinin en dikkat çekici yönüdür. Batı ile ilişkiler deyince, ABD'yle Kuzey Irak'ta yürütülene benzer "perakendeci" ortaklıkları değil, henüz alternatifi bulunamamış bir ulusal stratejik hedef olarak AB üyeliğini, yani Türkiye'nin "muasır medeniyet seviyesine ulaşma projesi"ni kastediyorum.
AB'yi unutturmak
AKP, bu projeye de perakendeci bir mantıkla yaklaşmıştı zaten. Türban konusunda AİHM'den ve Avrupa'dan hayal ettiği desteği alamayacağını anladığı gün aslında "dükkanı kapatmaya" karar vermiştir ama, bugün bile o dükkanın kapısında "Açık" yazmaktadır. Ve tabii, bu da samimiyetsizliklerinin başka bir örneğidir.
Rejim değişikliğinin formülü de çok basit: AB üyeliği için çalışmamak, AB konusunda soru sorulmadıkça konuşmamak ve neticede AB sürecini gündemden düşürmek, tabiri caizse unutturmak... AB konusundaki eylemsizlikleri, yeni dış politikalarının dengesini de, AB aleyhine kendiliğinden oluşturuyor.
Abandone edilen kurum
Demokratik reformlardan vazgeçtik; en basitinden, AKP iktidarı, AB ile müzakerelerin koordinasyonu için kurulmuş AB Genel Sekreterliği'nin şiddetle ihtiyaç duyduğu çevirmen, uzman ve yönetici personeli neden atamıyor? Toplam dört genel sekreter yardımcılığından üçünü neden 2 yıldır boş tutuyor?
18 Nisan 2007'de o zamanki sıfatlarıyla Dışişleri Bakanı Gül ve Başmüzakereci Babacan bir ortak basın toplantısı düzenleyerek "Türkiye'nin AB Müktesebatına Uyum Programı"nı tanıtmışlardı. Programı uygulanmasını üç ayda bir denetleyeceklerini belirtmişlerdi ve hatta Gül, Kıbrıs yüzünden askıda duran müzakere başlıklarına atıfla, "Gerekirse fasılları kendimiz açarız, kendimiz kapatırız" demişti. O tarihten bu yana ne yaptılar?
AB Konseyi tarafından açılış kriteri benimsenen toplam 14 başlık var. Bunlardan beşi Kıbrıs yüzünden askıda olan başlıklar arasında. Geriye kalan 9 başlıkta açılış kriterlerini tamamlamak için bugüne kadar üstlerine düşeni hakkıyla yerine getirdiler mi? Hayır! Çünkü bürokrasiyi çalıştırmak için içlerinde istek yok.
Türban neden çözülemez?
Tekrar şu türban meselesine dönelim... Türbanın Türkiye'de iktidarın arzu ettiği gibi bir "özgürlük sorunu" olarak değil de, bir "siyasi sorun" olarak tartışılmasının ve bu yüzden AKP'nin, türbanı üniversitelerde serbest bıraksa bile "sorun"u bu kafayla hiçbir zaman çözemeyecek olmasının nedeni, AB işini "yatırmasıdır". AKP iktidarı özgürlüklere bir bütün olarak yaklaşıp, AB perspektifi zemininde bir mutabakat arayışına girseydi, hakkındaki haklı şüpheleri hafifletmek için kullanacağı karşı-argümanlara sahip olabilirdi.
AKP iktidarı kendisini bir kısır döngü içine sokmuştur. Türbanda yaşadığı hayal kırıklığı yüzünden AB sürecini paydos etmiştir ve bu yüzden "türban sorunu"nu yasağı kaldırmayı başarsa bile çözemeyecektir.
kgursel@milliyet.com.tr

Cafe