SORU-CEVAP'IN KONUĞU, BAŞBAKAN'IN TFF BAŞKANLIĞI TEKLİFİNİ KABUL ETMEYEN UEFA 1. ASBAŞKANI ŞENES ERZİK:
Siyasetle futbolun ilişkisi kesilecek
Erzik, FIFA'nın futbola bakışını kısaca özetliyor: 'Futbol yönetiminin siyasetle ilgisini Türkiye dahil keseceğiz' diyorlar. Mayısta futbola tam bağımsızlık gelecek"
Soru Cevap? / Devrim Sevimay
O ticaret odasıydı, bu sendikaydı, şu birlikti derken Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanlığı'na da Başbakan Erdoğan'a yakınlığıyla tanınan Hasan Doğan seçildi. Kimilerinin 'atama' diye eleştirdiği bu seçim 14 Şubat'ta yapıldı. Ama aslında spor meraklıları biliyordu ki Başbakan'ın başından beri asıl istediği isim Şenes Erzik'ti. Hatta Başbakan, Erzik'in yardımcısını dahi düşünmüştü: Abdullah Kiğılı.
Tabii ki Türkiye'nin iftiharı Erzik için hemen herkes "Keşke" diyor, ama bunları alt alta koyduğumuzda ortaya çıkan manzara da belli: İçinde sık sık "Başbakan" lafının geçtiği bir spor yönetimi vakası...
Şenes Erzik'le söyleşimizin ana eksenini bu konu oluşturuyor. UEFA'nın 1. Asbaşkanı olan Erzik, sorularımıza ne üstü kapalı, ne de üstü tam açık yanıtlar verdi, ama bize göre ne demek istediğini gayet iyi anlattı. Bakalım okuduktan sonra siz ne düşüneceksiniz...
Başbakan'ın Aziz Yıldırım'a "Futbol Federasyonu Başkanı Şenes Erzik olsun" demesi hoşunuza gitti mi?
Gitti tabii...
Peki neden kabul etmediniz?
Klasik bir şey söylesem belki inandırıcı olmaz, ama doğrusu bu: Bir suda iki kere yıkanılmaz. Şimdi sordunuz ya "Başbakan sizi isteyince mutlu oldunuz mu?" diye. Doğrusu benim için mutluluk göstergesi sokaktakiler, yani halk. Nereye gitsem o kadar büyük sevgi görüyorum ki, bu beni çok motive ediyor.
Ama anlaşılan federasyon başkanı olmayı kabul edecek kadar değil?..
Bakın, içeride hâlâ benden bir fayda beklenmesine ben üzülüyorum. Türk futbolu bir Şenes Erzik'i artık aramamalı. Ararsa çok kötü... O kadar kötü ki, bir kere en başta ben Federasyon'u bırakalı 11 yıl oldu. Türk futbolunda bir Şenes Erzik daha yetişmeyecek mi? Artık "kurtarıcı" aranmaması lazım. Ben ta 1997'de bırakırken dedim; "Bu bir bayrak yarışıdır, dolayısıyla benden daha iyi yapacak insanlar Türkiye'den mutlaka çıkar" dedim.
'Her şeyinizi vermeniz gerekir'
O halde "Demek ki daha iyisi çıkmamış" diyebilir miyiz?Odamın başköşesinde şu yazı durur: "Şeref-ül mekân bil mekin". Anlamı: "Bir yerin şerefi orada oturanladır." Ne kadar önemli değil mi?
Yani?
Yani o koltuktan bir şey almaya gelmeyecek kimse, özeti bu. Gecenizi, gündüzünüzü, işinizi, evinizi, dostunuzu, her şeyinizi, siz o koltuğa vereceksiniz. Ben 1989'da bunu yapmak üzere oturmuştum o koltuğa, ama artık o koltuğa ben bir şey veremem. Çünkü benim bugün bulunduğum yerleri koruyabilmemin de bir limiti var.
Ne limiti?
Biz bundan 6-7 yıl önce UEFA'nın Prag'da yapılan genel kurulunda "Hiç kimse 70 yaşına geldiği anda yönetim kurulu üyeliğine de, yönetim kuruluna da aday olamaz" demiştik.
Siz kaç yaşındasınız?
Ben 65 yaşındayım.
Kaç yılda bir seçiliyor?
4 yılda bir. Ne demek istiyorum?
Galiba iki şey demek istiyorsunuz: "Bir: Türkiye için yapabileceğimi yaptım, artık siz yeni Şenes Erzik'ler bulmalısınız.
Kesinlikle.
İki: Bırakın, gideceğim bir yol var..."
Nereye kadar gidecek bilmiyorum...
"Ama denemek istiyorum" diyorsunuz?..Evet. Ayrıca Platini'nin açık beyanı var biliyorsunuz, "Erzik'in Futbol Federasyonu başkanı olmaması lazım, çünkü bana söz verdi, benim her şeyim birinci başkan yardımcım" dedi.
İkisi birlikte olmaz mıydı?
İyi olmazdı, çünkü Türkiye Futbol Federasyonu başkanlığı full time bir iştir.
Buradaki bir eğilim ya da gönlünden geçen bir isim boyutunda değil ama, Başbakan'ın ağzından isimler çıkıyor. Şimdi sizce böyle bir durum FIFA ve UEFA normlarına uygun mu?
Tabii, FIFA ve UEFA kimin olacağına sadece genel kurulun karar vermesini ister. Ve kesinlikle hükümetlerin direkt müdahalesi karşısındaki tutumumuz bellidir.
'Seçilsem, UEFA not ederdi'
Mesela UEFA böyle bir bilgiyi Türkiye aleyhine not eder mi?Bu tip bilgileri neticeyi değiştirmediği sürece "İç işleriniz" diye fazla not etmez. Ama eğer Başbakan'ın bana ilişkin açıklamasından sonra ben seçilmiş olsaydım, o zaman "Başbakan böyle demiş ve Şenes Erzik seçilmiş, bu ne tuhaf iş" diye not olabilirdi.
Doğan'ın Başbakan'ın çocuklarını Amerika'da okutan Remzi Gür'ün kayınbiraderi ve oğlu Burak Erdoğan'a satılan geminin sahibi olması tuhaf bulunmaz mı; bu not edilmez mi?
Herhalde edilir, ama edilmesi ne ifade eder, önümüzde bir süreç var. Önümüzdeki süreç belli: Tam bağımsızlık.
"Tam bağımsızlık" ne demek?
Kanun olmasın istiyorlar. FIFA, "Yeni statüye geçeceksiniz, belki çerçeve kanunda anlaşırız, fakat bu haliyle olmaz" diyor. Çünkü genel kurul delegeleri otonom olmalı, bağımsız olmalı, onlar karar vermeli. Siyasetle ilişkisini kesmenin yolu bu... Çok açık, net... "Futbol yönetiminin siyasetle ilişkisini Türkiye dahil keseceğiz" diyor. Yani "Artık siyaset girmeyecek" diyor.
Nasıl yapacak bunu?
Ocaktaki genel kurulda bir çalışma grubu tespit edilmişti. Şimdi o grup bağımsız statü çalışması yapıyor. Nisan sonunda bitecek toplantıları. Mayıs başında da olağanüstü bir genel kurul yapılacak Türkiye için ve bunun sonunda tam bağımsızlık gelecek. Tıpkı diğer ülkelerde olduğu gibi yeni bir statüye geçilecek.
Yani Hasan Doğan mevcut yasaya göre seçilen son TFF Başkanı mı olmuş olacak?
Evet evet, çünkü tekrar ediyorum, çok önemli: Bu çalışma grubu Türkiye'nin içinde kurulmuş bir çalışma grubu değil. Hem UEFA, hem FIFA birer delege gönderiyor, yaptırımı çok yüksek... Çünkü temrin belli: Mayıs başında statüyü FIFA'nın standardına aynen uydurmak.
Ama orada da şu iddia akla geliyor: "Bütün spor kulüplerinin dünya kadar vergi borcu vardı ve kulüplerin Hasan Doğan ismi üzerindeki konsensüsü böyle sağlanmış oldu..." Bu iddiada sizi rahatsız eden bir şey var mı?
Eğer federasyon başkanı ben olsaydım belki beni rahatsız ederdi, ama değilim. Aday bile olmadım. Böyle bir şeyi ben söyleyemem. O yüzden böyle büyük bir konsensüs varken de beni rahatsız eden bir şey yok.
Fatih Terim ile FIFA artık barıştı
Olaylı İsviçre maçının aktörlerinden biri olarak gösterilen Hasan Doğan şimdi TFF Başkanı. Bu durum FIFA 'nın canını sıkmaz mı?Kin üzerine sportif faaliyetler yürütülmez.
İsviçre maçındaki olaylarda seyircinin bir suçu yokken futbol severlere üç maç stat yasaklandı. O cezadaki orantısızlığın asıl sebebi neydi peki?
Orantısızlık, futbolcularla teknik yönetimin olaya karışması yüzünden... Sahanın içinde olan olayları kimsenin tasvip etmesi mümkün değil. Yoksa seyirci olayları her yerde oluyor ve çoğu zaman da büyük para cezalarıyla geçiştiriliyor.
FIFA kin gütmüyorsa sizce Fatih Terim 'e bakışı da değişebilir mi?
Dün (19 Şubat) FIFA'nın internet sitesinde Fatih Terim ile ilgili bir mülakat vardı. Öyle bir mülakatın yapılmış olması çok önemli. Doğrusu benim çok hoşuma gitti.
Avrupa Şampiyonası öncesinde barış mı?
Tabii, öyle görünüyor. Zaten futbol böyle bir şeydir; dün yoktur futbolda, bugün ve yarın vardır. Kötü hadiseleri unutmak zorundasınızdır. Heysel'le yaşanır mı? 39 kişi ölmüş, unutmak zorundasınız. Platini'yi o maçtan sonra çıkıp oynadı diye eleştirenler çıkar, oynayacak tabii, ne yapsın? Oynamasalar belki harp çıkacaktı... Bazı şeyleri unutmak iyidir, yeter ki ders alınsın.
Ama ders alabilmek için de galiba önce ne olduğunu bir anlamak gerekiyor. Mesela kamera kayıtları verildi mi, verilmedi mi?
Samimi söylüyorum, bilmiyorum.
Merak edip hiç araştırmadınız mı?
Bizde şimdi öyle bir sıkıntı vardır ki, disiplin kurulu incelemesi FIFA'da devam ederken ben gidip hep o konuyu takip edersem, bir gün gelir bana doğru bilgiyi de vermezler. Bunu yapmam. Ama tabii hakkımı da yedirtmem. Kim diyorsa ki, "Bu işi ben çözdüm", orada dur.
Maç cezas ı 6'dan 3'e nasıl indi?
Onu ben biliyorum.
Nasıl oldu peki?
Karşılıklı güvenle... Benim anahtar kelimem budur: Güven.
Özal Malatya'ya 'örtülü'den yardım yaptı
TFF Başkanı'yken sizi çok bunaltan bir olay oldu mu?
En bunaltan olay Malatyaspor'un 1989-90 sezonunda küme düşmesiydi. Özal'ın Cumhurbaşkanı olduğu zamandı. Dolayısıyla tabii ki siyaseten büyük sıkıntı oldu. İşte Adana Demirspor, Boluspor, şike, tahkim kurulunun kararları, şunlar bunlar... Orada tabii ki sıkıntı çektik.
Sitem etti mi Özal, "Seni ben getirdim, sen Malatya'yı kurtarmadın" diye?..
O tür bir sitem etmedi, ama tabii ki "Bir çare bulun" şeklinde bir söylemi oldu.
'İstifa etmeyi önerdim'
Çare aradınız mı?Benim için çare, o zamanlar atama dönemiydi, "Ben buna çare bulamam, tahkim kurulunun kararı bu, istifa edeyim" dedim. Şiddetle karşı çıktı ve hiç kabul etmedi, "Mümkün değil" dedi.
Ve Malatya düştü?..
Malatya düştü ve o zamanın imkânlarıyla kendi örtülü ödenekten bir şeyler verdi Malatya'ya. Mali yardım yapıldı. Ama federasyonun bunda hiç dahli olmadı ve istifamıza da razı olmadı.
Sonuçta TFF temiz kaldı?..
Temiz kaldı, çünkü mecburduk. Tahkim kurulu almış bu kararı... Tahkim kurulunu ilk getiren benim zaten. Bu da görevi kabul ederken Özal'a şartlarımdan biriydi.
Adalet Bakanı bile aradı fakat düşen düştü
Milletvekillerinden çok telefon alır mıydınız?
Yaz ayları gelince küme düşen takımların bölge milletvekilleri başlarlardı federasyonu aramaya...
Mesela o zamanlar çim sahalar Özal'ın sayesinde yeni yeni yapılmaya başlamıştı. Milletvekilleri açar, "Yapana kadar canımız çıktı, şimdi yazık değil mi bu çim sahaya" derlerdi.
Bunların arasında Gümüşhane'yle ilgili arayan dönemin Adalet Bakanı Sayın Oltan Sungurlu'nun çok önemli bir yeri var. Hiç unutmayacağım, gerçek devlet adamlığı örneklerinden birini vermiştir.
Kendisiyle aramızda uzun bir konuşma geçti. "Takım düştü, bir şey yapamaz mısınız?" dedi. Öyle bir hale geldi ki o konuşmamız, karşılıklı birbirimizi ikna etmemiz mümkün değil. En sonunda dedim ki, "Sayın Bakanım ben bu torbayı deldirmem." Dedi ki, "Benimle bu kadar açık konuştuğun için teşekkür ederim. Çok güzel.
Ama bu torbayı deldirirsen ilk karşında beni bulacaksın. Deldirmezsen de ilk kutlayan ben olacağım." Ve yaptı da bunu. Sonuçta biz hiçbir zaman torbayı deldirmedik; düşen düştü, kalan kaldı... Sonucu hiçbir zaman değiştirmedik.
Dünya gündemi başka ama biz ilgilenmiyoruz
Sizin hakkınızda olumsuz bir söz söyleyene en azından biz rastlamadık. Gerçi hakemlerle ilgili eleştirilirsiniz ama?..
O da bitti zaten... Bu yorumu yapan kişiler artık "yalancının mumu" durumuna düştüğü için sonunda herkes anladı ki böyle bir şeyin olması söz konusu değil. Ne yapacağım yani, hakeme bizim takımı koru mu diyeceğim? O yüzden bu eleştiri düştü diyebiliriz.
'Ne yaptığımı hiç anlatmam'
Peki bir de şu eleştiriye ne dersiniz: "Şenes Bey bazen de pek suya sabuna dokunmayabilir..."Değil, ama öyle görünüyor. (Gülüyor) Çünkü ne yaptığımı hiç anlatmam. Benim bir lafım vardır: Müslümanlığın şartı beştir, altıncısı haddini bilmektir, yedincisi de bilmeyene bildirmektir. Ben yedincisini pek fazla uygulamam, ama altıncısı benim için çok şey ifade eder.
Bizim spor medyasını dünyadaki örnekleriyle karşılaştırdığınızda nasıl buluyorsunuz?
Dünya basını bambaşka şeylerle meşgul. Biz ise dünyayı hiç iyi izlemiyoruz. Çok az kişinin uzmanlığı buna yetiyor: Mesela Uğur Meleke, NTV'den Habertürk'e geçen Okay (Karacan), Mehmet Demirkol... Tabii bu durum kişilerden ziyade gazetelerin de yayın politikalarıyla alakalı. Dünyanın peşinden koştuğu konular maalesef bizim spor sayfalarına çok ilginç gelmiyor.

Cafe