Sahi mi Özhan Abi?
Galatasaray'ın geçen hafta gerçekleştirilen mali genel kurulunda hiç kimsenin beklemediği bir açıklama ile gündeme damgasını vurdu Sayın Başkan...Özhan Canaydın, altı yıldan beri büyük sıkıntılar, özveriler ve büyük zig-zaglarla yaşadığı başkanlık dönemini artık noktalıyordu.
Kısa, duygu yüklü ve net bir ifade ile "22 Mart'taki seçim kongresinde aday olmayacağım" dedi.
Arkadaşlar anlatıyor... O beklenmeyen konuşma ile bir çok muhalif üye şok geçirmiş... Özenle hazırlayıp sayısal analizlerle doldurdukları uzun uzun yazdıkları konuşma metinleri hepsinin cebinde kalmış. Hatta en sert muhalifleri bile gözleri yaşararak "N'apıcaz şimdi ?"diye birbirlerine sormuşlar.
Sadece Galatasaraylı üyeler değil, bizler de derin şoktayız şimdi...
Yurdumuzu bir çok dünya ülkesinden ayıran belki de en sevimli yanımız, belirsizlik kültürümüz, bu şoku daha da derinleştiriyor.
Sahiden gidecek mi, kalacak mı ?
Başkan dördüncü dönem için yeni ve geniş virajlı stratejik bir hamle mi yapıyor ?
Bu sorunun net yanıtını verene hiç rastlamadım. Onun en yakınları bile olasılıkları sıralamaktan öte geçemiyorlar yorumlarında.
Kendi açımdan, Özhan Abi'yi çok severim... Nezaketine, kişilere ve kurumlara saygı gösteren çelebi tavırlarına başkalarında pek rastlayamazsınız. Herkesle dosttur. Aleyhinde yazıp gerçekten eleştiri ötesi haksızlıklara yönelenlere bile elini uzatır, hatır sorar... Uygarlığından ve beyefendiliğinden asla vazgeçmez!
Galatasaray'daki başkanlığı için herkes farklı yorumlar yapabilir... Onu başarısız görenler olabilir.
Ama kesin olan şu ki Özhan Abi, bu ülkenin en saygın spor adamlarından biri ( belki de birincisi)dir.
Özhan Abi'nin sık sık kendini ti'ye alan esprilerini, hiçbir şekilde ser verip sır vermeyen "poker face" yüzünü, görünenin çok dışında, söylediklerinden çok farklı derin hesaplarını da elbet biliyoruz.
Zaten strateji dediğimiz şey de biraz budur.
Canaydın'ı tanıyanlar, " Bir hamle ile kongrenin seyrini değiştirdi " diyorlar, " Eskiden gruplar ve adaylar Canaydın'ı devirmek için muhalefet söylemiyle ortaya çıkarlardı... Şimdi ortada muhalefet edecek bir başkan yok... Hepsi projelerini çıkarıp onaylatmak zorunda... Artık aday olmak o kadar kolay değil..." Bunlar sevgili dostum Levent'in (Tüzemen ) yorumları.
Lig TV'deki ortağım Oğuz Tongsir de Galatasaray'da " bilirkişi "dir. Son iki gün ısrarla tekrarladığı sözleri sizinle de paylaşayım :
"- Benim bildiğim Özhan Canaydın, Aslantepe Ali Sami Yen Stadı'nın açılış kurdelesini kesmeden başkanlığı kimselere bırakmaz!"
Peki buradan nasıl bir sonuç çıkarabiliriz ?
İrfan Aktar'ın başkan adaylığı için Adnan Öztürk ve Taner Aşkın güçbirliği yaptıklarını ilan ettiler... Olasıdır ki Galatasaraylı ağır ağabeylerden de perde arkası desteğini almış durumda bu grup.
Uzun ve deneyimli yöneticilik kariyerini gayet saygılı biçimde Özhan Canaydın'dan izin ve icazet alarak başkanlıkla sürdürmek isteyen Adnan Polat ise herkesin beklediği biçimde aday oldu.
Galatasaray'da " Liseliler"in ne yapacağı belli değil... Hemen hepsi Özhan Abi'nin gözlerinin içine bakıyor. Polat'ın bu grubu ikna ederek seçimde güç kazanması da zor gözüküyor.
Sonunda, bazı kanaat önderlerinin de araya girmesiyle Canaydın " Gel Adnan, beraber çalışalım " diyerek bir dönüş yapabilir mi ?
Doğrusu bu ya, aklım yatmamakla birlikte bu olasılığı da gözden ve akıldan hiç uzak tutmuyorum.
Şu 22 Mart kongresini merakla bekliyorum.
Özhan Abi'ye sağlıklar diliyorum!
Garip bir özür
Özhan Abi, mali kongrede genel kurula yaptığı veda konuşmasında " Hepsine tam yetki verdiğim futbol şubesindeki arkadaşlarım ve futbolcularımız adına Bayer Leverkusen maçında alınan kötü netice için sizlerden özür diliyorum" dedi.
Doğrusu ben bu özür dilemeyi pek anlamadım.
Sportif bir müsabakada alınan kötü sonuç ne zamandan beri özür dilemeyi gerektiren, utanç verici bir eylem olarak algılanıyor?
Galatasaray'ın sporcu başkanı, şayet Adnan Polat ve ekibini iğnelemek istiyorsa, bilemem. Ama ben maç sonuçlarının bir kabahat ya da suç olmadığını biliyorum.
Bu mantığa göre Özhan Abi, 6 Kasım 2005'deki Fenerbahçe (6-0) maçından sonra özür dilemeliydi...
Çok geç kalmış demek ki!
Leverkusen geyikleri
Bayer Leverkusen Galatasaray (5 -1) maçını ezeli rakiplerin taraftarları hangi gözle izledi ?
Kendi çevremden kısa bir rapor sunayım sizlere :
Fenerbahçeliler 4-0'dan sonra en az kendi takımları kadar Galatasaray'ı desteklediler... Alman takımının golcüleri her topla buluştuğunda korkarak birbirlerine sarıldılar.
Beşiktaşlılar da Leverkusen golleri attıkça " devam devam" diye bağırıyordu.
Maç bitince sordum bu farklı tepkileri...
Fenerbahçeliler, " Abi, bizim rekor (6-0) bizde kalsın istedik, hepsi bu!" demekle yetindi.
Beşiktaşlılar da " Dokuz olsun, Liverpool'dan yediğimiz fark unutulsun, dedik ama olmadı!" yanıtını verdi..
Sonunda " Maç bitti, bu fatura hepimize kesildi. Şimdi çok üzgünüz" dediler.
Bir başka telefon muhabbeti de şu :
Fenerli : " Bizim Kuzen'in de çok selamı var sana !"
G.Saraylı : "- Hangi kuzen o ?"
Fenerli : " Ne çabuk unuttun ? Leverkuzen... Hıhıhaaa!"
Bu sese kulak verin
Radyospor'da Barış Ertül ve ekibi,uzunca bir süredir Beşiktaş ilçesindeki bir imar uygulamasından söz ediyorlar...
İki büyük arazi parçası, arada Ermeni mezarlığının, spor için ayrılmış parsellerin de bulunduğu bir alanda Beşiktaş eski başkanı Serdar Bilgili'nin ortağı olduğu bir şirkete çok katlı inşaat ruhsatları verilmiş...
Bu arada Fulya'daki Hakkı Yeten Stadı'nın santrasına da metro istasyonunun yapılması kararı çıkmış.
Ortada 1,5 milyar dolarlık bir rant yaratıldığını iddia edenler var.
Bu projelere onay veren Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal'ın, Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na " Bu arazide spor tesislerinin yapılmasına ihtiyaç yoktur" anlamında bir görüş verdiği, amatör kulüpleri de " Size 7 bin metrekarelik bir yer gösterip tesis işinizi çözeceğim" diyerek başından savdığı bildiriliyor.
Barış Ertül ve arkadaşları, ellerinde her türlü bilgi ve belgenin bulunduğunu söylüyorlar ama, günlerdir uğraştıkları halde bu yazıda adı geçenlere ulaşamadıklarını anlatıyorlar.
Yazılı basında da konuyla ilgili "tık" yok!
Biraz garip değil mi ?
Futbolun yönetimi
Tuğrul Akşar, yıllar önce Endüstriyel Futbol kitabıyla sarstı bizi... O güne kadar futbolun teknik ve taktik analizlerine, yıldızların biyografi ve başarı öykülerine kafayı takan bizler, bu işlerin temelindeki ekonomi gerçeğinin ne olduğunu öğrendik.
Sonra Doçent Dr. Kutlu Merih ile birlikte Futbol Ekonomisi kitabı geldi. Ufkumuz açıldı.
Şimdi üçüncü kitapları var elimizde : Futbolun Yönetimi.
Tuğrul Akşar ve Kutlu Merih, futbolda her şeyden önce adil bir rekabet ortamının kurulması gerektiğini, bunun da sadece hakem kararlarında değil, futbol gelirlerinin paylaşımında da gerçekleştirilmesini söylüyorlar.
Türk futbol pastasının 600 milyon dolardan 1,5 -2 milyar dolarlara ulaşacak marka değerlerinin hesaplarını yapıyorlar.
Futbolun Yönetimi, Türk futboluna toplam kalite ve toplam başarı için
Yapılmış bilimsel bir asist.
Bu kitabı yöneticiler, federasyon üyeleri, futbolu seven ve anlamak isteyen herkes okumalı.
Emek ürünü, değerli bir çalışma.
Tuğrul, Kutlu...
Ellerinize sağlık!
agokce@milliyet.com.tr

Cafe
