Ters Köşe'nin dekoltesi
Sabah sabah bizim mahallenin sivilceli ergenleri sardı etrafımı:"Ercan abi bayıldık Ters Köşe programına"... Herhalde "yazı" demek istiyorlar dedim... Kafamı salladım, seğirttim.
Laptopun askısı omzumu kesmeye başlamıştı.
Lakin talepleri vardı:
"Abi masayı şeffaf yapsan, zemine ayna koysan"!
"Ne diyorsunuz lan"!
Ufak bir soruşturma sonunda anladım dertlerini...
Televizyonda "Ters Köşe" diye bir spor programı başlamış!.. Söylediklerine göre üç hanımefendinin kotardığı program, "yüksek cazibeli" bir formattaymış.
Dudak izli toplar, açık sırtlar, derin dekolteler anlattı çocuklar...
Akıllarında bu kalmış.
* * *
Kimsenin adını hatırlamıyorlar.
"Peki hangi kanal"?
"Kanal 1".
"Rus kanalı mı"?
"Yok abi, Türkçe"!
Adı Ters Köşe ya... "Türk Gençliği"ne benden bir armağan sanmışlar.
"Yürüyün lan, o taraklarda bezim yok benim" dedim.
Değil mi ama; televizyonla ne işim var benim?
Yine de bilmişim işin nereye varacağını:
"Bir gün reyting uğruna birileri soyunabilir bir spor programında" demiştim.
* * *
Lakin aklıma da takıldı.
Söz konusu kanalın başında Fatih Altaylı gibi "Ne zaman adam olacağımızı" çok iyi bilen, emek, hak, hukuk, adalet mevzularına dikkat eden bir gazeteci vardı.
Sayın Altaylı "İsim benzerliğini hatırlamadım" diyemez... İşsiz döneminde yayınladığı internet sitesinde haftalarca benim Ters Köşe asılı kaldı.
15 senelik köşemin adını, üstelik hiç hoşlanmadığım bir formatta kullanmak, yaptırımı olmayan bir uyanıklık mı?
* * *
Galiba öyle... Zamanında Kazım Kanat'ın "Santra"sının popülaritesinden yararlananlar, işin tadını almışlardı.
Kızsan reyting... Aldırmasan, aşina isim...
Kullanılmaktan çekinmeyenlere, dilediğini kullanmanın ayıp olduğunu nasıl öğreteceksin.
Bir telefon etseler "Hayırlı olsun" derdim. Bugüne kadar nice "Ters Köşe" arakçıları çıktı ve yok oldu gitti.
Bir eksik, bir fazla fark etmezdi.
Saygısızlık canımı sıkıyor benim
* * *.
Bizim de elimiz armut toplamıyor herhalde.
Örneğin... Yakında doğum yapacak sokağımızın maskotu "Nazlı"nın yavrularına "zarif televizyon şahsiyetlerinin" isimlerini verip maceralarını yazabilir miyim ben de?
Boş kedi değildir hani; ne zaman polise, ne zaman askere, ne zaman başörtülüye miyavlayacağını çok iyi bilir. Alımlıdır... Müthiş sportiftir. Yuvarlanan top görmesin, başında bitiverir.
Yavruları da onun gibi işveli olacaktır mutlaka.
Soracağım gazetemizin avukatına.
Ve devam edeceğim; hiç merak etmeyin.
Demirören baltayı taşa vurduBeşiktaş Başkanı sayın Yıldırım Demirören, "Biz istedik Federasyon gitti" demiş "icraat"larını anlatırken.
Keşke "Beşiktaş şampiyon olacak" sözünü de aynı hızla gerçekleştirebilse.
Bazı başkanlar, federasyon göndermiştir.
Bazıları, kanırta kanırta almıştır şampiyonluğu.
Muhtaç olunan güç, sadece başkanların bünyesinde değil, camiayla kucaklaşmasındadır... Koşulları iyi analiz etmektedir.
Zamanı okumaktadır.
Kulüpler tarihimizdeki güçlü başkanlara öykünmek ayıp değil.
Lakin dikkat edilmesi gereken o kadar çok parametre var ki...
Kulüpler tarihimiz "övünürken" söylediklerine "dövünen" yöneticilerle doludur.
"Federasyonu ben gönderdim" tespitinde lafın nereye gideceğini kestirememiş sayın Başkan...
"Rol çalmak" istediği makam, "Başbakan"!
Baltayı taşa vurdu şimdi.
Kanı çamurla kapatmak
Bir maç düşünün, takım kaptanının yedek forması yok.
Çamur, sterilizasyon malzemesi.
UEFA'nın kuralları Urfa kebap gibi ortasında kalın bir şişle yatıyor çimenlerin üzerinde.
Amatörler gazozuna oynamıyor... Mezralararası özel maç da değil...
Bank Asya 1. Lig'de.
İşte Türkiye.
Altı kaval üstü şişhane.
Erciyes - Orduspor maçında kafası yarılan Orduspor kaptanı Mehmet, formasındaki kanları çamurla kapatarak oyuna devam edebiliyorsa; çünkü yedek forması yoksa...
Ve aynı süreçte on milyonlarca Euro taransfer paraları heba oluyorsa...
Bir şeyler yanlış bu işte.
Gelir adaletini, harcama özgürlüğünü geçtik... Kurallara ne demeli?
Sahada açık yara veya kanla bulunmak neden yasaktır?
Görüntüsü çirkin olduğu için değil, muhtemel bir hastalık diğer oyunculara da bulaşabilir diye.
Peki ne zamandan beri "çamur"un mikrop öldürücü özelliği bulunmaktadır?
Sağlık önlemleri taş devrinde... Malzeme ve imkanlar orta çağ...
Transfere gelince, çağdaş medeniyetlerin ilerisinde.
Yeşeeee...
'Eski' Polat'ı beklemeyinGalatasaray başkan adayı sayın Adnan Polat'ı nasıl bilirsiniz?
"Şahin" değil mi?
Derbilerin tek tip seyirciyle oynanmasında en çok emeği geçenlerdendir.
Rakiplerin sinir katsayısını artırmakta da üzerine yoktur.
"Yenelim dünya batsın" demez, ama kazanmak uğruna biraz kavgaya, bir iki olaya aldırmaz.
Yani...
Sayın Canaydın'ın "fair play"inden bıkanlar için biçilmiş kaftan...
Mı acaba?..
Devir, o devir mi?
Galatasaray'a giydirilen "Özhan Canaydın gömleği" zaaf mıydı, meziyet mi?
Tarih yazacak gerçeği.
Bölücülükten usanmış ülkemizde, futbol iki insana ters gözlerle baktırıyorsa bile "olmaz olsun öyle futbol" diyecek insanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır çünkü.
Yöneticinin keskin sirkesi, sadece küpüne zarar vermekle kalmamakta, kamuoyu tarafından aforoz edilme tehlikesi taşımaktadır.
Federasyona çatmak, Hükümet'e muhalefet yapmak anlamına gelecektir önümüzdeki süreçte.
Yöneticilik mesleği artık ateşten gömlektir.
Ya değişecekler, ya da değiştirileceklerdir.
Ülkenin ruh sağlığı da bunu talep etmektedir, futbolun ekonomisi de, futbolu eline alan siyaset de, ahlak da...
Sayın Adnan Polat da bilmektedir durumu...
Ve başkan olursa "Eski Adnan Polat'ı bekleyenler" şimdiden hayal kırıklığına hazır olsunlar.
Benim teorim böyle.
Aksi çıkarsa, başta Galatasaray olmak üzere vay halimize.
eguven@milliyet.com.tr

Cafe
