
Taha AKYOL
Objektif
Kürt meselesinde reform
GENELKURMAY, Irak harekâtında "en kapsamlı" çatışmanın önceki gece boyunca yaşandığını açıkladı. Bu satırlar yazılırken, Kuzey Irak'ta PKK'nın 225 tesisi vurulmuş, 230 terörist etkisiz hale getirilmişti. Vurulan tesisler arasında 13 tane uçaksavar mevzii de bulunuyor.
PKK'nın orada nasıl kökleştiğinin fotoğraflarıdır bunlar.
Askeri harekât kadar önemli bir husus, PKK'nın siyasi bakımdan tecrit edilmiş olmasıdır. Batı'daki eski desteklerini kaybeden terör örgütü, şimdi Talabani'yi tehdit ederek, Barzani'yi kışkırtıp peşmergeleri de çatışmaya çekerek bunu bir "Türk-Kürt savaşı"na dönüştürmek istiyor.
Öyle bir durumda Türkiye'nin içindeki sıkıntı büyüyeceği gibi, uluslararası dengelerde de Türkiye zora girecektir!
PKK'nın bu hesabı ve uluslararası dengelerin bu niteliği iyi bilindiği içindir ki, Genelkurmay sürekli olarak tek hedefin PKK olduğunu açıklıyor. Gül, Talabani'yi davet ediyor. Başbakan'ın başdanışmanı Ahmet Davutoğlu Bağdat'a gidiyor...
'Siyasi girişimler'
Barzani "Türk üsleri kapatılsın" diyerek bu oyunda siyasi rol alıyor ama uluslararası politikayı daha iyi bilen Talabani, Abdullah Gül'ün davetini kabul ediyor. Ankara'da çekilecek Gül-Talabani fotoğrafı uluslararası toplumda hem Türkiye'nin, hem Bağdat'ın hem Kürt hareketinde Talabani'nin profilini güçlendirecektir.
Bu arada uluslararası dengelerin en güçlü unsuru ABD'nin Savunma Bakanı Gates Türkiye'ye geliyor. Teröre karşı Türkiye'ye verdikleri desteğin karşılığını Afganistan'da isteyebilir! Demek ki zorlu bir pazarlık dönemi yaşayacağız!
Gates'in bir isteği var ki, açıkça ifade ediyor: Askeri mücadele yanında Türkiye'nin "ekonomik ve siyasi girişimler" yapması.
AB'den de öteden beri bu yönde talepler geliyor.
Ve artık bizim askerler de benzer sözler söylüyor.
Şunu görmeliyiz: Uluslararası toplumda adeta bir norm oluşmuştur: Teröre karşı çıkmak ama demokrasiyi de genişletmek...
Bu sebeple, önümüzdeki dönemde Türkiye üzerinde "reform" baskısı artacaktır!
Kritik döneme giriyoruz
Reform söz konusu olduğunda tutuculuk da cömertlik de tehlikelidir. Tutuculuk uzun vadede uluslararası toplumda Türkiye'yi zaafa uğratır! Kaldı ki, kimliklere saygısızlığın bölücülüğü beslediğini dünyada en iyi bizim anlamış olmamız lazım!
Ama reform diye, 1856'daki "Islahat Fermanı" gibi, kaş yaparken göz çıkarmak da mümkündür! Farklılıklara saygı... ama reform diye farklılıkları devlet bünyesinde kurumlaştırmanın kanlı kitlevi çatışmalara yol açtığı bilimsel bir gerçektir.
Bu noktada Lozan diplomasisi ilginçtir. Laikliği kabul edeceğini Türkiye Lozan'da karşımızdaki devletlere taahhüt etmiştir. Mümtaz Soysal'ın dediği gibi, Lozan diplomasisi, "Türkiye'nin çağdaşlaşma isteğiyle karşı tarafın istekleri arasında bir bütünlüğe" dayanır.
Bugün de Türkiye reformsuz devam edemez! Sanıyorum "üniter devlet içinde çağdaş standartlarda bireysel özgürlükler" formülü hem Türkiye'nin iç sorunları, hem uluslararası toplumun beklentilerini bütünleştirecek bir perspektiftir.
Kalbimiz ve dualarımız Mehmetçikle beraberdir. Bunun yanında zihinlerimiz, önümüzdeki dönemde giderek kritik hale gelecek olan "reform" problemine odaklanmalıdır; akılla, itidalle, bilgiyle...
Ve yanıltıcı hamasetlerden sakınarak.
t.akyol@milliyet.com.tr

Cafe