|
 |
|
|
Geçmişte şikayet edenler bugün ne düşünüyor?
Satır Arası / Deniz Sipahi
1995 yılından bu yana her gün yazı yazıyorum. Bugüne kadar birçok konuda kalem oynattım; doğal olarak tepki de aldım, destek de...
Belki de en büyük tepkileri üniversitelerle ilgili yazılarımdan sonra aldım.
Öğretim görevlilerinin sorunlarını, üniversitelerin kendi iç problemlerini işlediğim konulardan sonra onlarca mesaj gelmiştir.
Bunlardan bazılarını isimsiz de olsa yayınlamam diğerlerini tetiklemiştir.
Bazen benim yazılar mail ortamında sağa sola atılırken, benim mesaj kutuma da gelir.
Bazen ise yazılanları, konuşulanları arkadaşlarım bana anlatırlar.
Sonuç olarak...
Değerli öğretim görevlilerimizin ''YÖK’ü istemiyoruz, YÖK’ten bıktık'' sözleri hiçbir zaman gündemden düşmemiştir.
YÖK’ün yasakçılığı, bilime getirdiği engeller, kadro problemleri yazılmıştır, çizilmiştir.
Malzeme de tükenmemiştir.
* * *
Son dönemde bakıyorum, bu tepkilerini sertçe dile getirenlerin sesleri çıkmıyor.
Mangalda kül bırakmayanlar, atıp tutanlar, ''Rüya mı görüyoruz'' diyorlar.
Biraz daha yüklensem, ''Pişmanız'' bile diyecekler.
En küçük bir ayrıntıda bile sayfalar dolusu yazıp mail trafiği başlatanların bu tepkisizliğini ben de anlamıyorum.
Tabii içimden şöyle bir soru da geçmiyor değil.
Sayın Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’ı nasıl buluyorsunuz?
Özcan’dan mı memnunsunuz, yoksa geçmiştekilerden mi memnundunuz?
Dün sırf bir çatı kurumu olan YÖK var diye karşı çıkanlar acaba Prof. Yusuf Ziya Özcan’ın, ''Cumhuriyetin temel nitelikleri kişi hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına gerekçe gösterilemez... Anayasa Mahkemesi’nin bu konudaki kararlarına dayanarak uygulama yapmayın'' sözleri üzerine nasıl düşünüyorlar?
Merak ediyorum...
Sadece İzmir üniversitelerinde değil, Türkiye’nin her yerinde öğretim görevlisi arkadaşım var.
Her gün olmasa da çoğuyla haftada bir haberleşiyorum.
Hepsi şaşkın durumda.
Yaşananlara inanamıyorlar.
* * *
Atananın bir YÖK Başkanı mı, yoksa hükümetin bir müsteşarı mı olduğuna karar veremiyorlar.
''Bilim, etik, özgürlük...'' nutukları yerini kaygılara bırakmış.
Yüzleri gülmüyor, sesleri titriyor.
YÖK...
İkiye değil, bir daha birleşmemek üzere parçalara bölünmüş durumda.
YÖK’ün başkanı, rektörlerden yasalara uymamalarını söylüyor, hafiften de tehdit ediyor.
Yani tam evlere şenlik bir durum...
Göreve gelir gelmez, ''Tek hedefimiz bilim...'' diyeceğine; söze ''türban''la başlıyor.
''Özgürlükleri genişletme'' dendiğinde fikirlerin değil, kıyafetin özgürlüğünden bahsediyor.
O da anladığı biçimde...
Türkiye’ye neler oluyor?
''Bizden, ondan'' ayrımı yapmıyoruz diyen iktidar bu ülkenin insanlarını ne hale getirdiğinin farkında mı?
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|