
|
|
|
 |
|
|
Pazartesi dizileri
Ciddi ciddi yazıyoruz işte. Büyük boy eleştiriler yapıyoruz... Konular aynı, hikayeler aynı, ama durumu değiştiren ne oluyor? Oyuncu seçimi ve senaryonun akıcılığı. Pazartesi dizilerinin ve diğer gün dizilerinin kendi aralarındaki farkı bu. Gelelim olaya:
Şişli Etfal doktorları!
Uzun zaman bir diziyi izlemeyen biri, başına oturduğu zaman izleyebiliyorsa yapılan iş, iyi demektir. Nedir peki kopukluğa rağmen izlettiren? Akıcılık, doğru karaktere doğru oyuncu seçmek. "Doktorlar" kahramanları bol bir dizi. Entrika ağı geniş ve birbirleri ile bağlantılarının kurulması senarist beceresi isteyen bir dizi. Ama öncelikle bu rollerdeki oyuncuların seçimi tabii ki önemli.
Öncelikleri bölünmüş, yani baş kahraman tiplemesi çok kişiye dağıtılmış bir dizi "Doktorlar". Oyuncu seçimi doğru olunca, dediğim gibi uzun zaman ara verip tekrar başlayanı da çekiyor. Tabii doktorluğun bu kadar yan tarafta kalıp entrikanın bol olduğu hastaneler bizde var mı? Şişli Etfal mesela!
İpek Tenolcay
ATV'nin yeni dizisi "Yaban Gülü"nde İpek Tenolcay Ayten rolünde bana göre "star" olmaya aday olduğunu gösteriyor. Bir nevi siyah beyaz günlerin Muhterem Nur'u. Dul kalmış ve çocukları ile hayat mücadelesi veren bu arada başına gelmedik kalmayan kadın tiplemesi her daim filmlerimizin önemli karakterlerinden biri olmuştur ve en çok ilgi çeken rollerden biridir.
Çok bilinen ve hatta çok beylik bir şekilde işlenen konular silsilesi "Yaban Gülü". Her şeyi önceden görmek hiç zor değil. Örneğin Laçin'in zengin çocuk tarafından evinde içki içirilmesi ve sonrası, Ayten'in erkeklerin bakışları altında bir dul olarak yaşaması vs. Ama oyuncu seçimi doğru. Böyle olunca da o bildik çok sıradan hikâye kendini kabul ettiriyor. Ve dediğim gibi Ayten rolü ile İpek Tenolcay uzun zaman sonra bir dizide kendini "star" olarak gösteriyor.
Bu arada Ayten ve çocuklarının oturduğu ev tamam bir nevi fakir semti simgesi. Ama hani sıvasız bir ev seçimi de fazla abartılı olmuş!
Zülüf bayıltıyor
Şimdi ismine bakınca böyle kallavi, oyun içinde oyun, diyalogları ağdalı, bakışları sert, esrarı, üçkağıdı bol, kahramanlığı tartışılmaz, jeopolitik ve stratejik önemi haiz bir dizi bekliyorsunuz. "Pars Narkoterör". Daha ne olsun.
Ama bu ağır dizinin başrol oyuncusu Seda Bakan (Zülüf) olunca karizma çiziliyor. Etrafından bu kadar ağır adamın ve kadının (İranlı Süreyya rolü mesela) arasında kısılıp kalıyor. Genç kızımızı alıp, Elit Look Model yarışmasında görebiliriz, ya da bir gençlik dergisinin kapağına koy, bak bak doyma. Ama "Pars Narkoterör"de bir üstüne üstlük polis olmayı hiç mi hiç kaldıramıyor oyuncu kızımız.
Gelelim erkek tarafına: Şamil böyle dayılanan ama omzuna vurdun mu höt diye gidecek bir tip. Getirmişler onu da Seyit, Zebari, Vahit gibi oyunculuğu, görüntüsü ağır adamların arasına salmışlar.
Bir de dizi baktım, son bölümde o geniş yelpazesinden aşka meşke tıkılmış. Dağlar, narkotik olayı, stratejik durumlar filan, bu genişliğini kaybetmiş.
"Bıçak Sırtı" kıvamda
Bir haftalık aradan sonra son viraja giren dizi bu bölümü ile "biteceğiz ama unutulmayan bir son olacak" mesajını verdi... Selim Reşat'ın Ali operasyonu gelecek haftaya damgasını vuracak. Ali'nin babasının nasıl bir koz olarak kullanıldığını göreceğiz.
Dizi son üç bölüme senaristlerin de "oh bitiyor" rahatlığı içinde daha güzel bağlamlar yakalayarak gireceğini umuyorum.
s.kologlu@milliyet.com.tr
|
|
|

|
|