
|
|
|
 |
|
|
Tamer çocuk, sesi olgun!
"Cesaretin Var Mı Aşka?" dizisinde Tamer kardeşimizin ekrandaki hali ile bize yansıtılan sesi ayrı karakterlerde. Şimdi ses Ebru kızımızı böyle sarıp sarmalayan müşfik, hayatın çemberinden geçmiş, olgun bir genç adam. Ama öyle bir rol vermişler ki, aslında hayta, pencereden, bacadan kaçan, daha olmamış, pişmemiş ama sırısıklam aşık (böyle de garip bir laf vardır neyse!) zıpçıktı bir oğlan. Ebru'nun sesi oyuncunun kendisini bütünlüyor. Hayatta ÖSS'den bir okul çıkarması mümkün olmayan, güzel, iyi niyetli, hayat kurup evin hanımı olmaya endeksli bir durum. Bence Tamer'i sesi ile bütünleştirip biraz oynamak gerekiyor. Böyle olgun bir sese bu kadar çocuksu bir karakter oturmuyor.
İyi ki varsın
En gıcık kaptığım laftır. Bu laf şimdi iki şıkta kullanılır; iş pişmiş sevgili olunmuştur. Bu birlikteliğin ne kadar kıymetli olduğunu anlatmak için günün bir anında kız ya da oğlan şöyle melül melül bakıp; "İyi ki varsın" der. Bir de taraflardan biri ya da ikisi, birbirlerinden çok hoşlanmaktadır. Ama bir türlü yakınlaşma sağlanamaz. Diğer taraftan da karşılıklı işaret fişeği atılması gerekmektedir. İşte o zaman başvurulan yollardan biridir; "İyi ki varsın"...
Nerden geldim buraya, bu sözcüğün türevleri de mevcuttur. "Cesaretin Var mı Aşka?"da bol bol rastlanıyor. Tamer ile Ebru ağacın altında. Tamer o olgun sesi ile (zaten o sahnelerde birden büyük adam oluyor!) "İyi ki oldu" diyerek sayıyor erken terhis olmuş, dayak yemiş vs... "İyi ki bunlar olmuş" ve Ebru ile karşılaşmış. Sonra dedim ya türevi sözcükler vardır diye Tamer söylüyor; "Ben başıma gelen şeyden gayet memnunum"...
Bu sahneleri izleyen genç kızlarımız kimbilir ne hülyalara dalıyorlardır. "Ahh Tamer ahh" diyerek Ebru'yu kıskanacaklardır. İnanırlar hemen, inanırlar zaten!
Kapı zillerine dikkat!
Çocukluğumuzun unutulmaz anılarındandır kapı zillerini çalmak. Bir nevi mahalleli olmanın yaramazlığıdır. Şimdilerde apartman çocuklarının bilmediği hoşluklardan biridir. Ama artık onlar da biliyorlar bunu. Nereden mi? 'Topkek' reklamından.
Reklam filminde, çocuklar kapı zillerini çalıp kaçtıklarını zannediyorlar ama boyları yetişmediği için amaçlarına ulaşamıyorlar. Onları gören bir ağabey geliyor ve zilleri çalıyor. Sonra hep beraber kaçıp kuytu bir köşede keklerini yiyorlar. Bundan böyle apartmanların zilleri çalmaya başlarsa şaşırmayın.
Ayaküstü 20 saniye
Fox'taki "Bizden Kaçmaz"ı kaçırmıyorum. Biraz hırtlık, biraz yaramazlık, biraz da kendi kendileri ile kafa bulma olayı mevcut programda. Bir oyun oynanıyor. Taraflar kameramanlar ve ünlü şahsiyetler.
Rafadan kafadan Halit, mesela bir karakter. Kovaladığı isimler ise oyunun diğer aktörleri ve de özellikle başrolde Teoman! Böyle bakınca olay diğer magazinlerden farklı oluyor.
Son bölümde ünlü bir manken Beyoğlu'nda gece vakti ayakta Fransız öpücüğü heyecanını yaşarken kameraya yakalanmış. "Beyoğlu'nda 20 saniye öpüşen ünlü manken kim?" diye göbek çatlattılar. Gecenin ilerleyen saatinde ayakta kalabilenler bunu öğrendi; Sinemis Candemir.
Çocuğun yüzü buzlanmış. Demek suçlu o! Canım ne var yani. İçinizden gelmiş öpüşmüşsünüz. Hem de o kadar içtendi ki... Gençlerin bu davranışı çok hoşuma gitti. Bir zararları mı var? Yoo kendi hallerinde bir köşede. Bu çekimler yapılırken yandan turist bir hanım geçti. Fransızdı. "Herkes ile ilgileniyor" diye bir laf etti. Rafadan için söylemiştir! Bizim de gözümüzden kaçmadı!
s.kologlu@milliyet.com.tr
|
|
|

|
|