21'inci yüzyılın en hüzünlü 10 film sahnesi

Aklınıza Titanik dendiğinde suda süzülen bir beden, Yeşil Yol dendiğinde elektrikli sandalye, Babam ve Oğlum dendiğinde bir oda, Hayat Güzeldir dendiğinde ileri marş yürüyen bir baba geliyorsa siz de bendensiniz. 100 yılı aşkın bir süredir her birimizin hayatına işlemiş sinemanın, en güçlü ve unutulmaz anlarını belki de hüzünlü sahneler oluşturuyor. Bu yazıyı düşünürken ne kadar daha izlemem gereken film olduğunu fark ettim ve 21'inci yüzyılda yapılmış filmlerden beni çok hüzünlendiren sahneleri derledim. Spoiler yemeniz olası, aman dikkat!

21'inci yüzyılın en hüzünlü 10 film sahnesi

1. Timbuktu (2004) – Futbol Topu

Maç için saha ve hava elverişli. Gole en yakın isim Messi formalı. İki takım ve bir eşek maça hazır.

Amine Bouhafa’nın muhteşem müziği ile maç başlar.

İlk izlediğim andan beri asla unutamıyorum. Moritanya’lı usta yönetmen Sissako’nun başyapıtı Timbuktu, Afrika’nın en büyük trajedilerinden birini, şeriatin ikiyüzlü kötülüğünü resmediyor.

2. Brokeback Mountain (2005) – Gömlek

Ennis’in kızı onu ziyarete gelir.

İzleyenlerden daha çok izlemeyenlerin konuştuğu filmlerden biri Brokeback Mountain. Eşcinsel temasının yanında iki günümüz kovboyunun aşk hikayesini anlatmasıyla sayısız kez alay konusu olan, ortamlarda adı geçtiğinde hafif alaycı bir gülümseme ile karşılaştığın modern bir başyapıt. Joker rolüyle herkesin tanıdığı Heath Ledger’ın en iyi oyunculuğunu gösterdiği filmin son sahnesi ise apayrı.

3. Mea Maxima Culpa (2007) – Sessiz Çığlık

50’li yaşlarına gelmiş, bir rahip tarafından cinsel istismara uğrayan iki işitme engelli arkadaş yüzleşmeye gider...

Son dönem belgeselciler içerisinde Amerika’nın en önde gelen ismi hiç şüphesiz Oscar’lı Alex Gibney. Sayısız önemli ve ses getiren işlere imza atan yönetmen, HBO için yaptığı belgeselde en hassas konulardan birine, işitme engelli yetim çocukların kilise rahipleri tarafından nasıl istismar edildiğini, daha da önemlisi kilisenin bunu nasıl örtbas etmeye çalışan bir sistemle yürüdüğünü ortaya çıkarıyor.

Bütün çabalara rağmen gerçekten sesini çıkaramayan insanların hikayesi.

4. I, Daniel Blake (2016) – Konserve Kutusu

Katie devlet yardımıyla yiyecek almaya gider...

Hayatını işçi haklarına, eşitsizliğe, kapitalizm karşıtlığına adayan iki altın palmiyeli usta yönetmen Ken Loach’un en son filmi I, Daniel Blake. Hiç beklenmeyen bir anda gelen son yılların en vurucu sahnelerinden biri.

5. Toy Story 3 (2010) – Veda

Andy üniversiteye gitmeden önce son bir kez oyuncaklarıyla oynar.

1995’te bir astronot ile bir çizmeli kovboyun arkadaşlığının nelere kadir olacağını kimse tahmin edemezdi heralde. Andy ile beraber büyüyen bir jenerasyonun çocuğu olarak son sahnenin hissettirdiği “hüznü” yanımda hep taşıyorum.

6. Nobody Knows (2004) – Tren

Akira kardeşi Yuki ile bir gece dışarı çıkarlar. Yuki’nin doğumgünüdür.

Anneleri tarafından terk edilmiş 4 kardeşin yaşam çabasının anlatıldığı bu unutulmaz filmin gerçek bir hikayeden uyarlanmış olması, bütün filmi daha vurucu bir yere taşıyor. Sinema tarihinin en iyi oyuncu seçimlerinden biriyle karşı karşıyayız.

7. Amores Perros (2000) – Köpekler

El Chivo evine geri döner...

Birkaç köpek, bir seri katil ve insanı paramparça eden bir sahne.

8. Pursuit of Happyness (2007) – İş Görüşmesi

Chris toplantı salonuna çağrılır...

Evet, tam bir Hollywood sahnesi. Evet tam bir Hollywood hikayesi. Evet tam bir Hollywood müziği. Ama Will Smith’in gözleri dolu halde dudağını büzüştürdüğü an…

9. Yi Yi (2000) – İş Seyahati

İki eski sevgili iş seyahatinde yıllar sonra bir araya gelir...

Genç yaşta hayatını kaybeden usta yönetmen Edward Yang’ın ölmeden önce çektiği son eseri Yi Yi, 21'inci yüzyılın en önemli yapıtlarından biri. Bir düğün ile başlayıp bir cenaze ile biten hikayenin en hüzünlü anı ise bir otel odasında geçiyor.

10. In the Mood for Love (2000) – Duvar

Chow bütün sırlarını bir duvara fısıldar...

Bu makaleye ifade bırak