Yazarlar
17.06.2018 - 01:30

50 YAŞINDAKİ GENÇ

Sitene Ekle
Pazar Kahvesi  |  Güneri Cıvaoğlu ngunericivaoglu@gmail.com Tüm Yazıları »

TÜRK resim hayatına “harika çocuk” olarak giren ve yıllardır Türkiye’de ve yurt dışında yapıtlarıyla alkışlanan Bedri Baykam bir güzelliğe daha imza attı.
Kurucusu olduğu “Piramid Sanat” galerisinde 1968 gençlik hareketinin 50. yıl sergisini oluşturdu.
Dünya siyasal tarihine “68 kuşağı ve 68 olayları” olarak geçen eylemleri 20 sanatçıdan çalışmalar yansıtıyor.
Ve de o dönemin ikonları, belgeleri, gazete sayfaları.

................

Mayıs 1968’de ilk gençlik hareketlenmesi önce Nanterre Üniversitesi’nde patlamıştı.Ardından Paris/Sorbonne Üniversitesi’nde büyük tepki tufanıyla sokak olaylarına yansıdı.
Fransa ve bütün dünya için bu “gençlik eylemleri” çok yeni ve şaşırtıcıydı.
Klasik devlet otoritesinin kireçlenmiş yapıları temellerinden sarsıldı.
Yeniden bir doğuş yaşandı.
Almanya’ya Amerika’nın iki yakasına ve Türkiye’ye de yayılmıştı o gençlik fırtınası.

................

Piramid Sanat’taki sergide Bedri Baykam işte o 1968 Mayıs’ını bir enstelasyonla hatırlatıyor.
Sokak barikatlarını temsilen, kaldırımlardan sökülmüş taşlar...
Arkada sürecin resmi...
68 rüzgârının, 24 yaşlarındaki 3 ünlü genci; Brigitte Bardot fotoğrafı ve 24 yaşındaki Deniz Gezmiş ile Che Guevara...
Fransa’nın İstanbul Başkonsolosu Bertrand Buchwalter ve Bedri Baykam’la birlikte ellerimize o taşları alıp bir anı fotoğrafı çektirdik. 

................

Sergide ilginç belgeler var.
Örneğin... İdam edilen Deniz Gezmiş’in babasına ve kız arkadaşı Tülin’e hapishaneden yazdığı mektuplar...
Ve de sloganlar...
“Yasaklamak yasaktır!..”
“Gerçekçi ol, imkânsızı iste.”
Hiçbir zaman “şiddeti” onaylamadım.
68 kuşağı hep “sokak direnişi, üniversite işgalleri” olarak hatırlanır.
Oysa şiddet boyutu olmasaydı da demokratik gösteri ve protesto yaygın tavrıyla gene tarihi değiştirecekti.
Çünkü bu bir “suyun kaynama noktası” gibiydi.
Haksızlıklara, hukuksuzluğa, emperyalizme, siyasi cinayetlere karşı birikim dalgası kabarmaktaydı.
Önce ABD Başkanı J. F. Kennedy’ye suikast.
Ardından Vietnam Savaşı’na karşı olan kardeşi Adalet Bakanı Robert Kennedy’nin de öldürülmesi.
ABD/Ohio’da polisin 600 genç üzerine açtığı ateş sonucu 4 öğrencinin öldürülmesi.
Muhammed Ali adlı dünyanın gelmiş geçmiş en büyük ağır sıklet Dünya Boks Şampiyonu’nun, Vietnam Savaşı’na gitmemek için askerlik görevini reddetmesi, “Hapse girmeye hazırım” açıklaması.
Zencilere eşit hak hareketinin önderi Martin Luther King’e suikast.
Özgürlük için isyan eden gençlerin üzerine Sovyet tanklarının sürülmesi ile “Prag Baharı”nın “kanlı Prag”a dönüşmesi.
Che Guevara’nın Bolivya’da askerler tarafından öldürülüşü.
Bütün bunlar dünya gençliğini derinden etkilemişti.
O nedenle, bir gençlik rüzgârı olan 68 olaylarının yansıtıldığı sergi için Bedri Baykam “50 yaşındaki genç” diyor.

Şeffaf Oda’dan Erol Evgin’li sezon finali

Bugün hem bayram, hem babalar günü, hem de Şeffaf Oda’nın sezon finali. Konuğum, her neslin söylediği “şarkıların prensi” Erol Evgin.
Erol Evgin’in “bayramlarla, seyranlarla” sözcüklerinin de yer aldığı “Söyle Canım” şarkısıyla başlıyoruz programa...
Tek bir şarkıyla bile coşuyoruz. 
Şeffaf Oda’da Atatürk için de “İzmir’in Kavakları”nı söylüyor. Gözler buğulanıyor.
“Ateşle Oynama, Ben İmkânsız Aşklar İçin Yaratılmışım, Memleketim, Aldım Başımı Gidiyorum, Sevdan Olmasa” şarkılarıyla bir mini konser sunuyor.
Böylece, Erol Evgin başlatacağı yaz turnesinin startını Şeffaf Oda’dan vermiş oluyor. 
Erol Evgin Yaz Turnesi 19 Temmuz’da başlayacak, 29 Eylül’e kadar sürecek.
Denizli, Antalya, Muğla, İzmir, Aydın, Balıkesir, Hatay, Mersin, Bursa, Yalova...
Dört neslin birlikte şarkılar söyleyecekleri bir konser dizisi.
İstanbullular için de 31 Temmuz ve 18 Eylül’de de Harbiye Açıkhava Konserleri var.
Erol Evgin sanat hayatının 47’nci yılına özel “Altın Düetler” albümü yapmıştı. 
Çok ses getirmişti. Şimdi “Altın Düetler 2” yolda...
3 yıl sonra muhteşem bir 50. yıl konseri bekliyoruz.

SİVAS-TARABYA HATTI

21. yüzyıl girişimcileri için “startUp” diyorlar.
Genellikle internet alanında mucize başarılar gösterenler için kullanılan bir deyim. Ben bir başka alandan örnek vermek istiyorum.
Sivas’tan ergen yaşlarda gelen Yüksel Karakış’in ilk işi, Tarabya’da lezzet ehlinin çok yıllardır tercihi olan “Kıyı” restoranda bulaşıkçılık olmuş.
Yüksel’i Yeşilköy’ün efsane mekânı “Hasan”da komilik yıllarında tanıdım.
Güler yüzlü, işinin en iyisini yapmaya kararlı ciddi bir gençti.
Yıllar içinde özellikle “deniz ürünleri” alanında iyice pişti.
Yeşilköy’de kendi yerini açtı. Çok başarılı oldu.
İçkili bir mekânın sahibi olmak müthiş disiplin işidir.
Altın kural, son masa kalkmadan patronun alkol almamasıdır.
Yüksel son masa boşalıncaya kadar sadece çay içerdi. Gene bu kararlılığını sürdürüyor.
Bir süre önce Boğaz’da büyük ve şık bir “deniz ürünleri lezzet mekânı” açtı. Burası da çok tutuldu.
Dikkatimi çekti; mesleğe bulaşıkçı olarak başladığı “Kıyı Restoran”ın patronlarından nasıl da saygı, sevgiyle ve vefayla söz ediyor.
Ve bir girişimini daha öğrendim.
Üzüm bağları satın almış.
Fransa / Bordeaux’nun Merlot üzümleri...
Bizim Öküzgözü, Boğazkere üzümleri...
Bunları belirli oranlarda harmanlayarak şişeliyor, kendi mekânlarında sunuyor.
Onun ismiyle örtüşen bir şiirden mısralarla noktayı koyayım.
“Yüksel ki yerin bu değildir,
Dünyaya geliş hüner değildir...”
Yükseklere yolu açık olsun.

©Copyright 2019 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.