Ege’nin incisi, güzel İzmir’i pek bir severim. İzmirili olduğum için mi acaba? İzmir’i, İzmirli olmayanlar da pek bir sever gözlemlerime dayanarak rahat rahat diyebilirim bunu. Cana yakın insanlarının olduğu, Türkiye’nin en yaşanılası şehri değil midir? Hemen hemen her yaz gittiğim oradan da Çeşme’ye geçtiğim İzmir’e bu yıl Nisan ayında gittim. Çünkü, her yıl düzenlendiğini duyduğum Alaçatı Ot Festivaline bu yıl gidesim geldi. Arkadaşlarım aylar öncesinden planlarını yapıp otel rezervasyonlarını, uçak biletlerini hazırladılar. Bu hazırlıkları aşamasında, “Haydi sizde gelin, 3 gün boyunca Alaçatı ve Ege otları keyfi yapalım! ” deyip durdular. Festivale son 4 gün kala eşime,  “Hadi gidelim o zaman bizdeee!” dememle birlikte, Alaçatı yollarına koyulduk. Bu yıl 7.’si düzenlenen festivalin amacı, yörenin lezzetli otlarını tanıtmanın yanı sıra Alaçatı turizmini de hareketlendirmek. Festivalin 7. yıl teması Radika yani Hindiba. Bütün Ege otları gibi hem yararlı hem de pek bir lezzetlidir Radika. Kavurması özellikle şahanedir. Hafif haşlanıp, limon ve zeytinyağ ile lezzetlendirebilirsiniz. Tabii ki konumuz yemek tarifi değil :)

Havanın 28 derece olduğu adeta baharı atlatıp yazın ortasında kendimizi hissettirdi Alaçatı bize. Festival ve havanın şahaneliği dolayısıyla başka illeri bilmem ama İstanbul’un yarısı oradaydı diyebilirim. Aşırı kalabalık nedeniyle izdiham yaşanırken bir ara  “Ya ezilirsem?” korkusuna bile kapıldım. Aylar önce plan ve program yapmadığımızdan Alaçatı Ot Festivali için Alaçatı’da konaklamayı seçmedik. Çünkü Çeşme’nin her yeri birbirinden güzel. Örneğin; otelimizi Ilıca’nın en merkezi yerindeki Delmar Suites & Residence olarak tercih ettik. 2 oda 1 salon büyüklüğünde, mis gibi deniz havası eşliğinde, tertemiz otelimizin bir o kadar da güleryüzlü personel ekibi karşıladı ve uğurladı bizi. Öğle yemeklerini ya kumru yiyerek yada Festival pazarındaki  teyzelerin, elleriyle yaptığı yöresel yemekleri yiyerek geçirdik. Akşamları ise balık denilince akla ilk gelen Dalyan’a yer ayırtıp baharın ortasında yaz keyfi yaşadık. Doğru söylemek gerekirse, Alaçatı festival nedeniyle oldukça pahalı bir o kadar da restoran ve kafelerde yer bulamayacak kadar yoğundu. Zaten bizim yanımızda en sevdiklerimiz vardı tatilimize eşlik eden, 4 aile arkadaşlarımızla her yer güzel oluyordu hayatımızda. Sürprizlerle de karşılaşmadık değil. Şöyle oldu; 7 tl’lik kahve içerken, taze sıkılmış karışık meyve suyu içmek isteyen oğlumun içeceğine, 30 tl ödemek soğuk duş etkisi yaptı hepimize :)

Ama olsun tatil güzel şey, hele bir de İstanbul’a gelirken eliniz kolunuz dolu olarak döndüğünüz bir yerse daha da güzel. Enginar, limon, hindiba yani radika, kekik meşhur festival pazarından alıp döndüğüm mamalar. 3 gün 2 gece olan kısa ama hızlandırılmış tatilimiz tadı damağımızda kaldı. Aaaa yıllarca merak ettiğim Alaçatı Ot Festivaline bu yıl da gitmesem olmazdı :)