Sevgi dolu halleri, sakin ruhu ve ayakları yere sağlam basan harika duruşuyla namı değer “Portakal Ağacı” Hatice ÖZDEMİR TÜLÜN’ü duymayan ya da tariflerini denemeyen yoktur sanırım. 7 soruda Portakal Ağacı’nı tanımaya ne dersiniz? Cevabınız evetse sizleri röportajımızı okumaya alalım. :)

*Bize biraz kendinizi anlatır mısınız? Hatice ÖZDEMİR TÜLÜN kimdir?
1980 Ankara doğumluyum, 2003'te Boğaziçi Üniversitesi türk dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdim, aynı yıl Türkiye'nin ilk bloglarından Portakal Ağacı'nı kurdum, bir yandan da kurumsal iletişim alanında çalıştım. Sonrasında Çocuk yayıncılığı sektöründe çalımaya başladım. Halen Lokma Dergisi Genel Yayın Yönetmeni ve TRT Çocuk Dergisi Genel Müdürüyüm. En önemli iş tanımım da 11 yaşındaki Ayşe İkbal, 8 yaşındaki Muhammed Musab, 5 yaşındaki İbrahim Yusuf ve geçen yıl kaybettiğim Ömer Halis'in annesi olmak.

*Peki Portakal Ağacı? O nasıl çıktı ortaya?
Boğaziçi Üniversitesi'ne başladığım yıl babam her boş dersimde iş yerine gitme şartı getirmişti. Kendisi yerli bir bilgisayar markasının kurucusuydu ve bana da şirketin web sitesini yapma görevini vermişti. Ben tüm arkadaşlarım Güney Kampüsün çimenlerinde otururken ek başıma bir bilgisayarın karşısında oturmaktan çok sıkılıyordum. Hatta kendisine hiç bir şey üretmeyeceğimi söylüyordum. O da ısrarla her gün elinde aynı kağıtla odamın önünden geçiyordu. Kağıtta "Boş boş oturma, bir şey üret" yazıyordu. Aylarca boş oturduktan sonra pes edip üretmeye başladım. İşim web sitesi yapmak olduğu için Türkiye'de ve dünyada bu alanda yapılan çalışmaları, forumları, fikir önderlerini takip etmeye başladım. Babam da bu sıralarda beni "Markalaşma" üzerine çalışmalar okumaya yöneltti sürekli. Okuyup araştırdıkça Amerika'da blogların çıktığını gördüm. İlk olarak bir pazarlama bloguyla başladım, bu benim ilgilerim doğrultusunda önce bir fotoğraf bloguna sonra da Çerkes bir anne babaya sahip olmanın verdiği yemek kültürü ile yemek bloguna dönüştü. İlk başlarda aileme hiç söylemedim blogumu ama birden çok hızla büyüyünce söyledim ve bana çok destek oldular. O gizli gizli günlük hayat hikayemi anlattığım minik sitem sonrasında evlenip eşimin de  destekleri ile ayda 2 milyon ziyaretçi alan bir siteye dönüştü zaman içinde.

*Bir de sizin de tabirinizle “Portakal Ağacı’nın Mandalinaları” var.
Onlar neler değiştirdi hayatınızda?

Mandalinalarım bana aslında ne kadar güçlü olabileceğimi öğrettiler. Ah bir de anneme neler çektirttiğimi anlamamı sağladılar elbette:) İnsanın çocuğu söz konusu olunca ayakta ve güçlü durabilmek için ne kadar mücadele verebileceğini, kendisin bile farkında olmadığı yeteneklerini onlar için keşfedebileceğini öğrendim ben sayelerinde. Ailemden sonra en büyük öğretmenlerim oldular bana.

*Kariyer sahibi Hatice ile anne Hatice’nin keskin farkları var mı peki?
Çok keskin farklar olduğunu düşünmüyorum, çünkü ben hiçbir zaman kariyer insanı olmadım, benim tek tutkum var Rabbimin bana nasip ettiği ilmin sadakasını layıkıyla verebilmek. İlimden kastım süslü diplomalar vs değil, bizi her ne bilgi ile donattıysa ya da o bilgi ortamı içinde bulunmamızı nasip ettiyse bunun bizim için verilen en büyük rızık olduğuna inandım hep. Bakara suresi 3. ayetindeki "ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de (gereken yerlere Allah için) verirler." emri gereğince yaşayıp anılmak benim kariyer hedefim. Evlatlarımda da annelikle ilgili ilmin ve bu ilmi layıkıyla paylaşabilmenin derdindeyim.

*Bir de kitabınız var. Ondan bahsetmezsek olmaz tabi ki.
Çocuk edebiyatı alanında yazmaya nasıl karar verdiniz?

Edebiyat mezunu olup çocuk yayıncılığı alanında çalıştığım için bir süredir TRT Çocuk Dergisi'nde masallar yazıyordum ama kitabın doğuşu kızın okulunda yaşadığı arkadaş problemlerini gördükten sonra oldu. Ben de aynı yaşlarda aynı şeyleri yaşadım, bence kaç yaşına gelirseniz gelin hala pek çoğumuz kendimizi "Ormanın En Sıradan Ağacı" gibi hissediyoruz. Sosyal medya balonu bize "herkesin hayalindeki kariyeri yaptığı, herkesin mutlu evlilikler kurduğu, herkesin olmak istediği yerde olduğu" yalan hayatlar sunuyor. "Herkesin arasında tek garip, tek yaraları, bereleri olan ben miyim? herkes olmuş da bir bende mi sorun var?" diye düşünüyoruz. Bu yüzden masalı bir geceyarısı yazıp sabah kızıma okuduğumda gözlerimin içine bakıp "Bunu bana mı yazdın?" dedi, ben de "Hayır 8 yaşında, ilkokulun duvarında tek başına ağlayan Hatice'ye yazdım" dedim.

*5. evlat gibi oldu mu peki? O neler kattı size?
Kitabın en büyük katkısı halen ara ara kendimi masaldaki Pitipat gibi hissetsem de gelen tepkilerden şu anda tek olmadığını bilmek oldu. Herkesin yaralarını sakladığı, herkesin sadece gövdesinin kusursuz kısımlarını gösterdiği dev bir ormanmış meğer burası. Portakal Ağacı ilk çocuğum, ardından gelen 4 evladımdan sonra Pitipat 6. çocuğum oldu :)

*Son olarak hayatta sizi siz yapan 3 şeyi öğrenebilir miyiz?
Beni ben yapanlar, muhabbet, dua ve inşirah. Rabbim bizi insan olarak yarattıysa kimse bize güvenmese de O bize güveniyor demektir diye düşünüyorum. Benim bu dünyaya gönderiliş amacım da muhabbetmiş gibi geliyor, çünkü en çok sevdiğim şey insanların arasında hayra vesile muhabbetlere vesile olabilmek. İkincisi dua. Kendimden çok başkaları için dua etmek iyileştiriyor beni. En sonuncusu belki de en önemlisi İnşirah. Rabbimiz Resulullah (sav) yüreği sıkışınca "bir işi bitirince başka bir işe başlamasını" yani "bir şey üretmesini" öğütlüyor. Biz her ne işte olursak olalım ürettikçe yüreğimiz genişleyecek Allah'ın izniyle...