‘’ Kendisine bakılsın ister, devamlı tozu alınsın, iğne oyalı peçeteler serilsin, bu peçeteler camlı kapak kapatıldığında karşıdan bakan için tam ortada dursun, asla yamuk olmasın ister..’’

Bu hafta sizler için yine bir zamanlar yaşam alanlarımızda çok manidar olan  ev eşyasını inceledim. Sıkı Durun!
 
Türk Dil Kurumunun güncel sözlüğünde arattığımızda ‘ İçine konan şeylerin görünmesi için yapılmış camlı dolap.’ Olarak karşımıza çıkar. Neyden mi bahsediyorum? Tabi ki efsane mobilya olan vitrin’den. Tek tükte olsa şimdi evlerimizde varmıdır bilemeyiz ancak 80-95 seneleri arasında hemen hemen her evin salonlarında bulunan  olmazsa olmaz ana mobilya desek yanlış söylemiş olmayız. Tabi internet ve teknolojik ev cihazlarının yokluğundan fırsatla baş tacı ettiğimiz şey mobilyadır. Haydi hep beraber dönelim o yıllara ..
 
Efendim malumunuz pek çoklarımızın evlerinde bir yemek takımı vardı. Yemek masası, aynalı dolap ve vitrinden müteşekkil bu takımdı. Bizde dining roomlara pek rastlanmadığından salonun bir köşesinde öylecene dururdu. Pekala yemek masasını anlayabilirdik nedir diye? Pek çoğumuza göre misafir geldiğinde ikram için ideal olan bir mobilya idi… Aynalı dolap da yine aynı mantıkla bakıldığında o misafirlere çıkartılacak tabak çanağın günlük kullanılan solmuş tabaklar zinhar misafire çıkartılmazdı ve misafire kullanılan tabaklar kırk yılda bir misafir gelecek de kullanılacak diye dolapta bekler, tozlanırdı. Bir günlük olsun aile içine çıkmazdı, çıkamazdı! Es kaza takımın bir parçasını kıran çocuk kulağı çekilmek suretiyle cezalandırılırdı. Saklanması için vardı. Neden bir aynası olduğunu ise İsviçre’yle yapacağımız temaslar sonucu aydınlığa kavuşturacağımız kanaatinde idik..Bu bağlantılı girizgah ile dönelim asıl biz vitrin’e. Misafire koyduğumuz tabak çanağı aynalı dolaba gömdük, yemek masası da tamam,peki vitrin ne işe yarıyordu? Efendim vitrine tabak çanak konmaz, vitrine koleksiyonumuzun nadide parçaları konulurdu. Kristal bardaklar, altın yaldızlı çay bardakları, incecik porselenden kahve fincanları, anneannenin annesinden kalma pasta servisi tabakları, yerine göre bir kaç ufak süs. İşte vitrin buydu. Aslında  “bakın biz nelere sahibiz”in çok derinden bir nevi imasıdır vitrin. Tabi bununla kalınsa iyi. Vitrin de memnundu halinden. Kendisine bakılsın ister, devamlı tozu alınsın, iğne oyalı peçeteler serilsin, bu peçeteler camlı kapak kapatıldığında karşıdan bakan için tam ortada dursun, asla yamuk olmasın ister. Aslında insanın eşyaya hizmetkâr oluşudur vitrin desem, 
inanın  insan olarak zoruma gitmiyor.
 
Bu devasa mobilya annelerin pek sevdiği bir dolap çeşidiydi. Vitrindeki eşyalar nadiren kullanılır veya hiç kullandırılmazdı. 
 
İlk aklıma gelen bu vitrindeki örnek eşya listesi;
şampanya bardağı
likör takımı
viski takımı
biblo
şarap bardağı
bira bardağı açmanıza asla izin verilmeyen dolu kanyak şişesi bir de bu eşyaların altında vazgeçilmez olan dantelli örtüler bulunurdu.Vitrinin ebatları hiç abartısız bir salonun çok rahat bir cephesini kaplaya- biliyordu.(Düşünün eski evlerin m2’lerini) Bir nevi evin, facebook’ta ki  status kısmıdır desek yeridir.
 
Bu kadarıyla da kalmaz, dev cüssesi ve değişmeyen rengi ile eve alınacak bütün mobilyaların kendisine uydurulmasını bekleyen bir iktidar gibi dekorasyon özgürlüğümüze kastederdi. Vitrine danışılmadan duvarımızı boyayacak rengi bile asla seçemezdik.Bir de öyle bir mobilya çeşidiydi ki… Bulduğu en ufak açıklıktan geçebilen tozlar yüzünden zaman zaman içindeki kadehler topluca mutfağa taşınarak yıkanılırdı.Temizlikleri genelde şöyle yapılırdı; iki günde temizlemesini, boşaltmasını ve geri yerleştirmesini zar zor halledilebiliyordu.Bu cümleyi sizlere biraz daha detaylı açamak istiyorum… Efendim senede iki kere (iki bayram) olmak üzere temizliği yapılırdı. İçindeki cam eşyalar nazikçe deterjanlı suyla yıkanır ve sonra tozu alınmış vitrin rafının üzerine dekoratif bir şekilde yerleştirilir.Temizlik sonrası düzenli yerleştirme ise apayrı bir sanat idi. Hatta Annede ileri düzey simetri hastalığı olunca yerleştirmesi bir çin işkencesine dönüyordu. Siz merdiven yada sandalyede  allah’a emanet ayakta kalma mücadelesi verirken, valide hanımın 5 metre öteden verdiği komutları yerine getirmeye çalışırsınız; 
“azıcık daha sağa, yok biraz arkaya doğru, ay örtü kaydı onu düzelt önce.. evet azıcık sağa..” Tekrar tekrar dizer porselenleri, bardak, çanakları…
 
Birde malum gazete kuponları ile aldığımız beklide hiç açıp da okumadığımız 32 cilt ansiklopediler olmazsa olmaz olarak vitrinin vip bölümünde özel olarak sergilenirlerdi.
Bu arada siz benim dilime bakmayın… Esasen o kadar da gereksiz bir ev eşyası değildi. Kişi biraz kafa yorarsa aslında eve gelen konuklarıyla kendisiyle arasında sağlam bir köprü kurmasını sağlayacak güzel bir nesneye dönüşebiliyordu da. Fazla egoist yaklaşmadan güzelce kendinizi, fikirlerinizi sergileyebileceğiniz size ait bir köşe olarak bakarsanız bence şahane bir şey. Ama “sefam olsun” demek, tadında bir yaklaşım ile Vitrini misafire karşı paravan olarak kullanmak  ve bunu nesilden nesile devam ettiren bir reflekse evirtmek…bilemedim..
Takdir sizlerin.
 
Şimdi ise yeni nesil tv ünitesine ve “obje”lere sardı da … siliniyor bu trend / akım.
Güzel bir hafta sizinle olması dileğiyle sağlıcakla kalın. Bizi takip etmeye devam edin.