Flört yaşantınız kötü mü gidiyor? Sebebi ikinci bağışıklık sisteminiz olabilir!

Bilim insanları 10 yıl önce, Davranışsal Bağışıklık Sistemi veya BIS adı verilen ikinci bir bağışıklık sistemine sahip olabileceğimizi ileri sürmüştü. Bu sistemin varlığını kanıtlayarak, birçok davranışa nasıl ve neden karar verdiğimiz üzerinde kesin kanılara ulaştılar.


 

Flört yaşantınız kötü mü gidiyor? Sebebi ikinci bağışıklık sisteminiz olabilir!

Araştırmanın ilginç sonuçlarından biri, ikincil bağışıklık sisteminin sadece tehlike anında değil, tehlike oluşturabilecek her anda harekete geçmesi. Bu da demek oluyor ki, etrafta öksüren birini gördüğümüzde bile beyin bunu olası bir hastalığın habercisi olarak nitelendirip bağışıklık sistemini uyarıyor. Böylece gördüğümüz kişi hasta olsun ya da olmasın, ondan uzak duruyoruz. Kısacası tehlike teşkil edip etmediğinden emin olamadığınız durumlardan bile kendimizi koruma altına alıyoruz. 

Kulağa hoş geliyor değil mi? Aslında hiç değil... 'Garantici olmak' ne kadar hoş görünürse görünsün, çoğunlukla işe yaramaz. Çünkü her zaman dış etkenler vardır. Karşıdan karşıya geçerken ne kadar dikkatli olursanız olun, bir kamyonun size çarpmasına kesin olarak engel olamazsınız. Ya da aşık olduğunuz kişinin sadakatini garanti edemezsiniz.. Yani, aldığımız önemler toplum yaşantısına yenik düşüp, çoğunlukla dış etkenlere bağlı hale gelir.

Bir diğer hata ise, tehlikeli durumların kesin gerçekleşeceği olasılığına fazla inanmak! Bir hastalığı aklınıza getiren basit bir belirti, otobüste başka bir koltuğa oturmanıza, kaza geçirme olasılığına karşın araba kullanmamanıza sebep olabilir.

Kısacası tüm önyargılar ve sakıngan tutumlar, bu bağışıklık sistemi sayesinde gerçekleşiyor. Tehlikeler insanı öyle korkutuyor ki, yeri geldiğinde eyleme geçmenin bile önünü kesiyor. Böylelikle bazen yapmamız gerekenleri yapmıyor, bazen de hayatımızı değiştirebilecek kadar önemli insanlarla ilişki kurmaktan kaçıyoruz...

 

Flörtleşmeyi tehlikeli buluyor olabilirsiniz

 

 


Bu durumun ilişkilere yansıması da oldukça enteresan. Araştırmacılar bir grup gönüllü üzerinde yaptığı deneyler sonucunda, 'Davranışsal Bağışıklık Sistemi harekete geçtiğinde sosyal iletişim kurmanın ve flörtleşmenin olası tehlikeleri akla getirdiğini ve bu yüzden gençlerin kendilerini frenlendiğini' gözlemlemiş. Deneyde, sosyal medyada flörtleşen gençlerin bazıları, karşısındaki kişiyi iyi tanımadığını, bu sebeple korktuğunu ve flört etmeye devam etmenin tehlikeli olabileceğini ileri sürerek deneyi bırakmış. 

Ne dersiniz? Belki de bu bağışıklık sistemi yüzünden flörtte başarısız oluyoruzdur!

Flört ederken bir anda soğuyup uzaklaşma sorunsalını hepimiz yaşıyoruz. Bir gün önce her şey iyiyken, konuşmanın bıçak gibi kesilmesinin sebeplerinden biri bu olabilir. Ya da ilk buluşmadan sonra bir daha hiiiç görüşülmemesinin... Eğer öyleyse, bu bağışıklık sistemine küfür etmelere doyamayız...

Varılan gerçek sonuç ise, bahsettiklerimden farklı değil. Sistem çalışmaya başladığı andan itibaren insan her durumdan emin olmak istiyor. Emin olmadığı durumlara da 'tehlikeli' damgasını yapıştırıyor ve o tehlikeyi olabildiğince çabuk uzaklaştırmaya çalışıyor. Bu sebepten mesajınıza 1 saat geç cevap veren sevgilinizin sizden soğuduğunu düşünüyor ya da başına bir şey geldiğini sanıyorsunuz.
 
Çünkü her zaman kötü olasılıklar daha gerçektir değil mi?


Mükemmel ilişki' arayışının sebebi de bu sistem

 

 

 

BIS sayesinde başka büyük tehlikelere de maruz kalıyoruz. Yeri geldiğinde sırf yaralanmaktan korktuğumuz için bir ilişkiye başlamaktan kaçmak, ya da önceki tecrübelerin, yeni ilişkide de yaşanacağına inanarak dertsiz başa dert açmamayı tercih etmek gibi... 

Tüm bunların sonucunda da aslında çağın hastalığına yakalanmış oluyoruz: Olduğumuz insan olmak yetmiyor! Çünkü olduğumuz insanın da halihazırda hata yapabileceği ve tehlikeler atlatabileceği düşüncesi, mükemmeli istemek için yetip artıyor bile... Mükemmeli isterken, yaşayacağımız tüm iyi veya kötü tecrübeleri çöpe atabiliyor ve sadece daha iyi olmanın, daha az acı çekmek olacağı yalanına kapılıp gidebiliyoruz. Bunu sadece kendimize yapmıyor, karşı taraftan da mükemmel olmasını bekliyoruz. Bu durumda da hep hayalini kurduğumuz fakat hiç var olmamış bir ilişki arayışına giriyoruz. Diğer bir deyişle, 'beyaz atlı prensi' bulmaya çalışıyoruz... 

 

 

Bu arayışın hatırı sayılır sebeplerinden biri, dış dünyada gelişen ve değişen ilişki algısı. Ama tek sebebi bu değil. Asıl sebep, içimizde, sigara içen birinin olası bir kanser hastası olduğunu düşündürüp onunla mutlu bir birliktelik yaşamamıza engel olacak kadar önyargılı ve katı bir canavarla yaşıyor oluşumuz. Özendiğimiz birliktelikleri yaşamak için önümüzde engel yokken, sırf özendiğimizden de mükemmel olsunlar diye engeller yaratabiliyoruz.

Mükemmel ilişkiyi ararken böylesi bir önyargının varlığının, hatalardan ve sonucundaki acılardan koruyacağına inanlar vardır elbette. Hatta bu sayede hiç hata yapmadığını iddia edenler bile olacaktır. Fakat hata ve tehlikelerden korunduğunu sanmanın (belki de korunabilmenin) bedeli bu kadar büyük olmalı mı sahiden? lişkideki hatalardan korunmak için ilişki yaşamamak ve hatta flört bile etmemek, kendimize haddinden ağır bir ceza vermek olsagerek... 

 

 

Her geçen gün kendimizle ilgili yeni haberler alıp hayrete düşüyoruz. İnsanın karmaşık bir yapı olduğunu biliyorduk. Beynin yüzde 10'undan azının keşfedildiğini de biliyorduk. Fakat kendimize eziyet etmek için özel bir bağışıklık sistemi geliştirdiğimizi duymak gerçekten dudak uçuklatır cinsten! Bu sistemi her dakika çalışır durumda tutmamak için, flörtünüz geç cevap verdiğinde 100 farklı kadın/erkekle daha görüştüğünü düşünüp, ilişkiyi tamamen kesip atmamak lazım belki...

Bu makaleye ifade bırak