Mitolojik canavar anlatıları nasıl ortaya çıktı?

Efsanelere neden efsane adı verilir? Çünkü gerçek değildirler, hayal ürünüdürler ve daha bir sürü şey. Efsaneler eski çağlarda insanlar tarafından anlatılan ve insanları iyiye yöneltmek için kullanılan hikayelerin tümüdür. Günümüzde efsanelere inanan pek fazla kişi olmasa da bazı efsaneler gerçek olaylara dayanıyor.

İşte belki de gerçekten yaşamış efsanevi canlılar...

Mitolojik canavar anlatıları nasıl ortaya çıktı?

1. Gök gürültüsü kuşu

1. Gök gürültüsü kuşu

Gök gürültüsü kuşu Amerika yerlileri tarafından bahsedilen mitolojik bir kuştur. Efsaneye göre gök gürültüsü kuşu o kadar büyüktür ki pençeleriyle bir balinayı dahi taşıyabilir. Şimşek ve yıldırımı ortaya çıkardığına inanılan gök gürültüsü kuşuna Amerika kıtasının kuzeybatı bölgelerinde yaşayan yerlilerin kültürlerinde rastlanır.

JuneauEmpire.com sitesinde, günümüzde Alaska eyaletinde yaklaşık 6 metre kanat uzunluğuna sahip bir kuşun görüldüğü iddialarını dile getiren insanlardan bahsediliyor. Buna göre görüldüğü iddia edilen kuş, kel kartalın kanat uzunluğundan 2.5 metre daha uzun. 

Efsaneleri çürütmeye doyamayan bilim insanları ise görüldüğü iddia edilen kuşun Steller Deniz Kartalı olabileceğini söylüyor. Fakat bu öneride tuhaf olan nokta ise Steller Deniz Kartalı'nın Rusya topraklarında yaşıyor olması. 

2. İskandinav deniz canavarı

İskandinav deniz canavarı tarih boyunca denizcilerin korkulu rüyası oldu. İskandinav deniz canavarının uzun dokunaçlara sahip olduğu ve denizde önüne çıkan gemileri batırdığı efsanesi gemicileri endişelendiriyordu. Günümüzde bilim insanları bahsi geçen canavarın gerçek bir dev mürekkep balığı ile ilintili olduğunu düşünüyor. Fakat bilim insanları efsanede anlatılanın aksine dev mürekkep balığının gemileri batırdığına inanmıyor.

İnsanları öldürmesi ve gemileri batırmasının yanı sıra dev İskandinav deniz canavarının boyunun küçük bir ada kadar büyük olduğu da anlatılanlar arasında. Aslına bakılırsa bu anlatı da tıpkı Steller Deniz Kartalı ile gök gürültüsü kuşu arasında bir bağ olması gibi. Aslında dev bir mürekkep balığı var fakat insanlar bunu biraz abartarak anlatınca ortaya canavar temalı bir efsane çıkıyor.

BBC'ye göre kırmızı dev mürekkep balıklarının boyu büyük olmasa da dokunaçlarının uzunluğu 15 metreyi bulabiliyor. Bu da efsaneyi doğrulayacak kadar bir uzunluk anlamına geliyor.

Fakat dev bir mürekkep balığı Trias Dönemi'nde yaşamış olabilir. Bir paleontolog Trias Dönemi'nde yaşayan mürekkep balıklarının 30 metre boyunda olduğunu kanıtlayan bazı bulguları elde ettiğini söylüyor. Fakt bu teori henüz yeterince desteklenmiyor.

3. Hobbit

Hepimizin de bildiği gibi bir Hobbit, Orta Dünya'yı ıfacık bir yüzüğün lanetinden kurtardu. Fakat çok azımızın bildiği ise 190 bin ila 50 bin yıl önce kadar daha küçük bir insan prototipinin bu Dünya üzerinde yaşamış olduğu.

2003 yılında arkeologlar Endonezya'da 91 cm boyunda yetişkin bir kadın iskeleti keşfetti. En başta bulunan kadının, mikrosefali hastalığından muzdarip olduğu düşünüldü. İskelet günümüzdeki mikrosefali örnekleri karşılaştırıldı ve bu ihtimalin gerçek olmayacağı ortaya çıktı. Kemiklerin bilinmeyen bir türe ait olduğuna dair ilkel ayak gibi başka kanıtlar da bulunuyordu. 

Bu keşifle beraber bilim insanları daha çok Hobbit iskelet örneği tespit etti ve bu türe Homo floresiensis adını verdi. Hobbitler'in soyunun neden tükendiği hakkında kimse bir şey bilmiyor. 

Bilimin açıklayamadığı gizemli fosiller!

4. Korkunç gri kurt

Korkunç gri kurt efsanesi Kuzey Amerika'da bir dönem yaşamış gerçek bir hayvana dayanıyor. 

Korkunç gri kurtlar yaklaşık 250 ila 10 bin yıl önce kadar Pleistosen Çağı'nda yaşadı. Fakat gerçekte korkunç gri kurtların boyu bir tay kadar bile değildi. Günümüz kurtlarından biraz daha büyük olan korkunç gri kurt yaklaşık 90 kg ağırlığındaydı. Bu da günümüz kurtlarından yaklaşık 2 kat daha ağır oldukları anlamına geliyor.

Korkunç gri kurtların ABD'deki La Brea Katran Çukurları'nda yaşadığı düşünülüyor. 

5. Bunyip

Bunyip, Aborjin inancına göre Avustralya'nın sulak alanlarında yaşayan mitolojik bir canlı türü. Bunyip, Aborjin dilinde 'Şeytan' ya da 'ruh' anlamına gelen bir sözcük. Efsaneye göre Bunyip, suda yaşayan, at ve timsah karışımı bir yaratıktı. Bunyipler insanları avlar ve son derece korkunç sesler çıkarırdı. 

Bir nevi Van Gölü Canavarı efsanesine benzeyen Bunyip'in ne bir fotoğrafı çekildi ne de yaşadığına dair ufak bir kanıt gösterildi. Fakat birçok kişi Bunyip'le karşılaştığını öne sürdü. Aslına bakılırsa Bunyip efsanesi de bir gerçeğe dayanıyor olabilir. 1839 yılında Avustralya'da diprotodon adı verilen bir hayvana ait kalıntılar keşfedildi. Gergedanla hemen hemen aynı boyda olan diprotodon etle değil otla besleniyordu. Fakat son derece sinirli bir diprotodonun insanlara da saldırabileceği ihtimalini göz önünde bulunduralım.

Yaklaşık 20 bin yıl önce Avustralya'da nesli tükenen diprotodonu Aborjinler'in bile görebilme ihtimali yoktu. Diprotodonun neslinin tükenmesinden çok daha sonra Aborjinler Avustralya'ya yerleşti.

6. Ejderha

Ejderhalar yaşamış olsa bile hiçbir zaman platin sarısı saçlı kadınlar tarafından bir ulaşım aracı ya da ordu silahı olarak kullanılmadı. Bir dinozor türü olan Dracorex hogwartsia, Yunanca'da 'Hogwarts ejderha kralı' anlamına geliyor. 

Çin'in Siçuan bölgesinde bulunan dinozor kemiklerinden bahseden M.Ö. 4. yüzyılda yaşamış Çinli tarihçi Chang Qu, ejderhaların gerçek olma ihtimalini ateşleyen ilk muhtelem hipotezin dinozor kemikleri keşfi olduğunu yazdı. Benzer bulguların Avrupa'da da keşfedilmesiyle beraber ateş üfleyen ejderha efsaneleri de doğmuş oldu.

Dinozor fosili ve ejderha hikayeleri eşleşmesi sizi yeterince etkilemediyse Orta Çağ'da Endonezya'da yaşamış olma ihtimali olan ejderhalara bir göz atalım: Komodo ejderleri! Günümüzde Endonezya'da yaşamlarını sürdüren komodo ejderleri 3 metre boya ve 70 kg ağırlığa erişebiliyor. Sanılanın aksine Orta Çağ dönemi ejderleri çok da büyük değildi. Rönesans döneminin İtalya ressamı ve mimarı Rafael, Aziz George ve Ejderha tablosunda aslandan biraz daha küçük bir ejderha figürü çizmişti.

7. Griffin

7. Griffin

Yarı kartal yarı aslan olduğu belirtilen hayali yaratık Griffin ya da Griffon hakkında da çok sayıda efsane bulunuyor. Antik medeniyetlere göz attığımızda Griffin ilk olarak Antik Yunanistan, İran, Mısır ve Orta Çağ Avrupası'nda görülüyor. 2000 yıllık bir anlatıya göre Griffinler Gobi Çölü2ndeki altın madenlerine yakın alanlarda yuvalar yapıyor ve altın çıkarmak isteyen madencileri bu alandan uzak tutuyordu.

İlginçtir ki Gobi Çölü'nde belirtilen bölgelerde dinozor kemikleri bulundu.

Günümüzde paleontologlar için Gobi Çölü de bir altın madeni değerinde. Dinozor kemiklerinin son derece yaygın olduğu çölde çok eski çağlarda madencilik yapmak isteyenler muhtemelen korkunç dinozorlarla mücadele etmek zorunda kalırdı. Büyük bir ihtimalle de bu kemikleri bulan insanlar Griffin efsanelerinin de doğmasına sebep oldu.

8. Chupacabra

Mitolojik canlı anlatımlarının tümü antik çağlara dayanacak diye bir kural yok. Yeni Dünya yaratığı olarak da sayabileceğimiz Chupacabra, Porto Riko'da ortaya çıkan efsanevi bir yaratık. Vampir özellikleri bulunduğu söylenen Chupacabra, ''keçi yiyen'' anlamına geliyor. 

Bölgedeki insanların anlatımına göre Chupacabra, köpeklerin, kedilerin, tavukların, tavşanların ve diğer evcil hayvanların kanını emerek besleniyor. Kırmızı gözlere sahip olduğunu söylenen Chupacabra'nın derisinin çok az kıllı olduğu belirtiliyor.

Aslında kriptozoolojinin de çalışma alanına giren Chupacabra'ya ait bazı görüntüler ve leşler de bulunuyor. Fakat bunca zamandır olmayan bir canlı türünün 20. yüzyılda nasıl ortaya çıktığına dair mantıklı bir açıklama yok. 

9. Basilisk


Biraz tavuğu biraz da yılanı andıran Basilisk, Avrupa mitolojisinde geçen efsanevi bir yaratık. Anlatıya göre Basilisk bakışlarıyla öldürebilen ya da taşlaştırabilen bir tür canlı. 

Peki Basilisk anlatısı neye dayanıyor? Kurak ve çorak bölgelerde yaşayan, ağzından alev çıkaran, başını daima gövdesinin üzerinde tutan ve bakışlarıyla öldürme yeteneğine sahip olan Basilisk hikayelerinin temeli büyük bir olasılıkla Mısır Kobrası. Mısır Kobrası da tıpkı Basilisk gibi başını gövdesinin üzerinde tutuyor. Mısır Kobrası ayrıca avını yakalamadan önce uzun bir süre hareketsiz biçimde avına bakıyor.

10. Kurt Adam

Kurt Adam efsanesi yüzyıllardır anlatılan ve son derece bilinen bir hikaye. Fakat bu efsanenin de son derece mantıklı bir açıklaması var. Eski zamanlarda aşı diye bir şey yoktu ve vahşi hayvanlarda kuduz hastalığı son derece yaygın görülen bir durumdu. 

Kuduz taşıyıcısı olan bir hayvanın insanı ısırması durumunda kudur insana da bulaşıyor. Kuduza yakalanan kişi kontrolden çıkmış davranışlar gösteriyor ve yakınlarını sürekli ısırma isteği duyuyor. Kuduz hastalığına yakalanan kişiyi virüsten kurtarmanın o dönemlerde hiçbir yolu yoktu. Kuduz kapan kişi çok kıllı biriyse bu onu Kurt Adam gibi bir görünüme sokuyordu.

Yani Kurt Adam efsanesi aslında kuduz kapan kıllı insanlara dayanıyor. 

Instagram.com/mehmetcankmrc
twitter.com/mehmetcankmrc
YouTube.com/mehmetcankomurcu 

Bu makaleye ifade bırak