Türkiye'nin nükleer santraline Aziz Sancarlı kamu spotu

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, yeni kurulacak olan nükleer santral için çok özel bir kamu spotu hazırlattı. ürkiye’nin en değerli bilim insanlarından, UNESCO ödüllü Prof. Dr. Bilge Demirköz ve Nobel ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar da bu spotta yer aldılar.  


 

Türkiye'nin nükleer santraline Aziz Sancarlı kamu spotu

Bu film, bildiğimiz kamu spotlarından farklı. Yönetmeninden mekanlarına, maliyetinden prodüksiyonuna kadar her şey 'fazlasıyla' mükemmel. 

Mc Donald’s, Nissan ve Renault gibi markaların reklamlarını çeken yönetmen Eric Will ve Ray-Ban, Nivea gibi markalarla çalışan Joel Cartier görüntü yönetmenliği koltuğunda oturuyor. Prof. Dr. Aziz Sancar’ın çekimleri Kuzey Carolina’daki Dorton Arena ve James Hunt Kütüphaneleri'nde; Prof. Dr. Melahat Bilge Demirköz’ün çekimleri ise Ankara’daki TAEK ve İstanbul’daki Beyazıt Kütüphanesi ile Cağaloğlu Lisesi’nde yapıldı. Çekimleri 4 gün, prodüksiyonu 1.5 ay süren spotun yapımı için, en yeni teknolojili cihazlar kullanan bir Türk reklam ajansı seçildi. 

Bütün bu çaba sonucu, nükleer santralin yapılışına ikna olduk mu; orası şüpheli... 

 

Neden Aziz Sancar ve Bilge Demirköz oynadı?


 

Kamu spotlarında halkın tanıdığı, sevdiği ve desteklediği, yani topluma mal olmuş insanların yer alması, spotun etkileyi ve akılda kalıcı olması için şart. Aziz Sancar ve Bilge Demirköz gibi büyük başarılara imza atmış, “Türkiye’nin gururu” olmuş bilim insanlarının, nükleer santralin Türkiye için önemli bir adım olduğunu söylemeleri, buna destek olmaları, halkın sempatisini kazanmak için önemli bir adım. Ancak, spotlarda kararmış ciğerler, yüzü morarmış kadınlar göstermek, soba borularının nasıl birleştirildiğini öğrenmek ya da santral yapmanın iyi bir şey olduğunu söylemek, insanların davranış ve fikirlerini değiştirmekte yeterli olmayabiliyor. Böylesine saygıdeğer insanlar aracılığıyla olsa bile... Bu sebeple spotta nükleer santralin ne olduğu, ne işe yarayacağı gibi konulardan bahsetmek yerine “uzay çalışmalarında Türk bayrağını dalgalandırmak” gibi, konuyla çok da alakası olmayan, fakat kulağa heyecanlı gelen cümleler kullanılmış. Anlatılması gerekenden çok, algıları yönetmek gereken şu günlerde, bu spotu oldukça manidar ve başarılı buldum.

Fazlasıyla etkileyici ve önemli mesajlar veriyor gibi gözüküyor ama ne yazık ki altı boş. Tıpkı kadına şiddete hayır demek için yüzlerine makyajla yaralar ve morluklar yapılan ünlülerin verdiği mesajlar gibi... 


Nükleer santralin inşa edilmesiyle neler değişecek?

 

 


Nükleer santrallerde üretilen enerji ısıya çevrilir ve uranyum gibi radyoaktif maddelerin reaksiyonları sonucu enerji elde edilir. Elde edilen enerji birçok alanda kullanılabilir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için, kendi enerjisini üretebiliyor olmak mutlaka önemli bir adım. Rusya ile ortak olarak santralin inşa edilmesi bu anlamda akıllarda soru işaretleri bırakmıyor değil tabii... 

Santralin ürettiği enerji sayesinde, İstanbul’un elektrik ihtiyacını karşılayacağı öngörülüyor. 20 milyar dolarlık bu yatırımın Türkiye’nin toplam elektrik enerjisinin yüzde 10'unu karşılayabileceği söyleniyor. Aynı zamanda santralin işletilmeye başlamasıyla beraber ortalama 10 bin kişiye istihdam sağlanacak. Pratik faydaları şu an için bu kadar. Uzun vadede ise kömür, petrol gibi fosil yakıtlara alternatif olması, enerjide fiyat istikrarını sağlaması gibi faydaları olacak.

 

 

Ancak bilmeliyiz ki, bu tür enerji çeşitleri açığa çıkarken, ortama çok fazla ısı ve radyasyon yayar. Asıl tehlikeli olan ve çevrecileri ayağa kaldıran sebep de bu aslında. Bir diğer tehlike ise, nükleer santral atıklarının çevreye; rüzgar, deniz suları veya toprak yoluyla karışması ve böylece insan vücuduna ulaşacak olması. Neticede, santralden yayılacak stronsiyum ve plütonyum gibi üst düzey zehirli ve kanser riski taşıyan elementler, içtiğimiz sulara, yediğimiz meyve ve sebzelere kadar erişebilecek. Bu elementlerin doğada yok olma süreleri 150-280 yıl arasındadır. Bu da demek oluyor ki, kısa vadede santral ciddi tehlike teşkil etmese de, uzun vadede çevresel ve insani sorunları beraberinde getirecek. 

Mersin Çevre ve Doğa Derneği (MERÇED) konuyla ilgili, “Temel atılsa bile mücadelemiz devam edecek” diyor. 

Nükleer santral gibi büyük bir adım atmak, ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda doğru bir karar. Ancak dünya rezevlerinin sadece yüzde 7'sini oluşturan böylesi tehlikeli bir enerjinin alternatiflerine yönelmek, bu yönde yatırımlar yapmak, dünya ve insanlık açısından daha iyi olabilirdi. “Büyüyen Türkiye’nin” bir vatandaşı olmak hepimiz için önemli ama, yaşam alanımızı ve sağlığımızı tehdit eden bir santralle yaşamak, spotta bahsedilen “Temiz ve bağımsız enerjili, güçlü Türkiye”yi getirmez.

 

 

Bu makaleye ifade bırak